YARDIM NAFAKASI DAVASI

YARDIM NAFAKASI DAVASI

Av. Mustafa Alper KÜÇÜKYILMAZ


Türk Medeni Kanunu’nun 364.maddesine göre, Yardım nafakası yoksulluğa düşecek alt soy, üst soy ve kardeşlere talep halinde dava tarihinden itibaren bağlanan nafaka türüdür. Yargıtay içtihatlarına göre; yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür, eğitim gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak seviyede geliri olmayanların yoksul olarak kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştir. 

 

Herkes, yardım etmediğinde yoksulluğa düşecek olan altsoyu, üstsoyu ve kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür. Kardeşlerin nafaka yükümlülükleri, refah içerisinde bir hayat sürmelerine göre değişecektir. Nafaka davası, mirasçılıktaki sıra göz önünde bulunarak açılacaktır. Dava, davacının geçinmesi için gerekli ve karşı tarafın mali gücüne uygun bir yardım isteminden ibarettir. 

 

Nafaka miktarını hakim, hakkaniyete uygun olarak takdir edecektir. Hakim, istem halinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir. 

 

Kural olarak, anne ve babanın çocuğuna karşı olan bakım borcu çocuğun ergin olmasına kadar devam eder ve çocuğun ergin olmasıyla da sona erer. Dolayısıyla çocuğun ergin olması ile tedbir nafakası da iştirak nafakası da sona erer. Ergin çocuk tarafından açılan dava tedbir veya iştirak nafakası veya bu nafakaların artırımı şeklinde açılmış olsa da bu dava yardım nafakası davası olarak nitelendirmeye tabi olabilecektir. 

 

Yardım nafakası, nafaka alacaklısının ihtiyacı devam ettiği sürece ve borçlunun ödeme gücü bulunduğu sürece mevcut olacaktır. Lehine nafaka kararı verilen kişinin mali durumunun iyileşmesine rağmen nafaka borçlusu bu durumu bilmeden ödemeye devam etse daha sonra yapılan ödemeleri geri isteyemeyecektir. 



İlgili Yargıtay Kararları 


Yardım Nafakası Talebi 

Yargıtay 3. Hukuk Dairesine göre, “Davacılar vekili, dava dilekçesi ile; davacı S. davalının müşterek çocukları olan S. için 250,00 TL olarak ödenen iştirak nafakasının yeterli olmadığını belirterek, 750,00 TL' ye çıkarılmasını; yine, tarafların müşterek çocuğu olan reşit davacı E.'in Kilis 7 Aralık Üniversitesi İşletme Bölümünü kazandığını, gelirinin bulunmadığını, lehine 1.000,00 TL yardım nafakasına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevabında; davalının asgari ücretle çalıştığını, evlendiğini ve bir çocuğunun daha olduğunu; davacı S.'in ekonomik durumunun davalıya oranla daha iyi olduğunu ifade ederek davanın reddini istemiştir. Mahkemece; davacı annenin gelirinin davalı babaya oranla çok yüksek olduğu, diğer davacı E.'in ise iki kurumdan burs aldığı; davalının evlendiği, bir çocuğunun daha olduğu, geçim sıkıntısı çektiği belirtilerek; davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir. Davada; iştirak nafakasının artırılması ve yardım nafakası takdir edilmesi talep edilmektedir. T.M.K.nun 182. maddesine göre; boşanma kararıyla velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır. T.M.K.nun 330. maddesindeki düzenleme, nafaka miktarının çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçlerine göre belirlenir, şeklindedir. T.M.K.nun 331. maddesi uyarınca da; durumun değişmesi halinde hakim nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırabilir.

T.M.K.nun 328/1. maddesinde: "Ana ve babanın bakım borcu, çocuğun ergin olmasına kadar devam eder." Aynı Kanunun 2. fıkrasında ise, "Çocuk ergin olduğu halde eğitimi devam ediyorsa, ana ve baba durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere, eğitim sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlüdürler." hükmü mevcut bulunmaktadır. T.M.K.nun 364. maddesine göre; "Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyuyla kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür." Aynı Kanunun 365/2. maddesinde de; "Dava, davacının geçinmesi için gerekli ve karşı tarafın mali gücüne uygun bir yardım isteminden ibarettir." düzenlemesi yer almıştır. H.G.K.nun 7.10.1998 gün ve 1998/2-656-688 Sayılı ilamında da; "... yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür ( eğitim ) gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanların..." yoksul kabul edilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

Yardım nafakası, aile bireylerini yoksulluk ve düşkünlükten kurtarmaya dair bir nevi sosyal yardımlaşma olup, ahlak kurallarıyla geleneklerin zorunlu kıldığı bir ödevdir. Aile bağlarının herhangi bir sebeple zayıflamış olması da yükümlülüğü ortadan kaldıran bir neden olarak düzenlenmemiştir. Bu sebeplerle kanun koyucu, yardım nafakasını kişinin ve toplumun vicdanına bırakmamış, kanuni bir ödev olarak düzenlemiştir. Okumakta olan kişi kendi emek ve geliriyle yaşamını sürdürmekten yoksun ise, ana babasından öğrenimini tamamlayıncaya kadar yardım nafakası isteyebilir. Ne var ki, bunu vermekle yükümlü tutulacak kişilerin geçim sıkıntısına düşürülmemesi asıldır.. Bunun için belirlenen nafakanın; davacının geçinmesi için yeterli, nafaka yükümlüsünün geliriyle orantılı olacak şekilde Medeni Kanun'un 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi de gözetilerek takdir edilmesi gerekir.

Somut olayda; ortak çocuklardan E.'in 28.5.1994, S.'in 27.6.1996 doğumlu oldukları; E.'in Kilis 7 Aralık Üniversitesi'nde İşletme ( ikinci öğretim ) Bölümünde okuduğu, ailesinden ayrı kaldığı; S.'in lise öğrenimine devam ettiği, anne S.'in emekli olduğu, 1.200,00 TL emekli maaşının bulunduğu, bunun yanında özel sektörde çalıştığı, 1.480,00 TL de buradan maaş aldığı; baba T.'ın işçi olarak fabrikada çalıştığı, 1.200,00 TL civarında gelirinin bulunduğu yeniden evlendiği, bu evliliğinden de 2012 doğumlu bir çocuğunun olduğu; davacı E.'in Kredi Yurtlar Kurumu'ndan geri ödemeli olmak şartı ile 300,00 TL kredi aldığı, yine E.'e annesinin çalıştığı işyeri tarafından 300,00 TL burs verildiği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, mahkemece; tarafların gerçekleşen ekonomik ve sosyal durumları, talep edilen nafakaların nitelikleri, davalı babanın bakım yükümlülüğü ve gelir durumu, bunun yanında annenin de nafakaya katılma yükümlülüğü bulunduğu hususları nazara alınarak; T.M.K.nın 4. maddesinde vurgulanan hakkaniyet ilkesine uygun şekilde, üniversitede öğrenim gören davacı Enes için bir miktar yardım nafakasına hükmedilmesi; yine, reşit olmayan S. için verilen iştirak nafakasının da bir miktar artırım yapılması gerekirken, ortak çocukların giderlerinin büyük bölümüne annenin katlanmasına neden olacak şekilde, davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.” denilmektedir. (Y. 3.HD. Esas no: 2014/15541, Karar No: 2015/1864, Karar Tarihi: 09.02.2015). 


Yardım Nafakası İstemi 

Yargıtay 3. Hukuk Dairesine göre, “Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili davacının üniversite öğrencisi olduğunu ve geçimini sağlayacak bir işte çalışmadığını, davalı babanın ise kızının maddi manevi hiçbir sorunu ile ilgilenmediğini belirterek, davacı için aylık 2000 TL yardım nafakasına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı kızının dört yaşından bugüne kadar dedesi ile yaşadığını ve tüm ihtiyaçlarının dedesi tarafından karşılandığını, kendisini talep edilen nafakayı ödeme gücü bulunmadığını,ayrıca davacının daha önce boşanmış olduğu eşinden nafaka alıyor olabileceğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece; davacının evlenip boşandığı ancak boşanma davasına lehine nafakaya hükmedilmediği, ayrıca davacının halen Erciyes Üniversitesi Gıda Mühendisliği Fakültesi'nde öğrenci olduğu ve davalı babasının yardım ve desteğine ihtiyaç duyduğu gerekçesi ile tarafların sosyal ekonomik durumunları da göz önüne alınarak davanın kısmen kabulüne ve davacı için aylık 250 TL yardım nafakasına hükmedilmiş, karar davalı vekilince temyiz edilmiştir.

TMK.nun 364.maddesinde “Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür. Kardeşlerin nafaka yükümlülükleri, refah içinde bulunmalarına bağlıdır. Eş ile ana ve babanın bakım borçlarına ilişkin hükümler saklıdır” düzenlemesi yeralmaktadır. Yardım nafakası belirli yakınlıktaki hısımların birbirlerine yardım etmesini gerekli kılan ahlak kuralının bir hukuk kuralı durumuna getirilmesidir. Burada hısımlığın tanımlanması gerekir. “Hısımlık, gerçek kişiler arasında kan bağından ya da yasada öngörülen hukuki işlemlerden doğan ve hukuk düzenince kendisine bazı sonuçlar bağlanan yakınlık ilişkisidir.” ( Zevkliler, Aydın; Kişiler Hukuku Ankara 1981, s.199 ) Kan ( soy ) hısımlığı ise; birbirinin soyundan ya da ortak bir soydan gelenler arasındaki hısımlığa denir. ( TMK 17.madde ).

Yardım Nafakası yükümlülüğü, belli kan hısımlarına ( ve bir de evlad edinenle evlatlığa ) yükletilmiştir. Yardım nafakası belli kan hısımları arasındaki karşılıklı dayanışmanın bir ifadesini teşkil ettiğinden, kapsamını ahlak ile hukuk el ele vererek tayin etmiştir. “Aile, Türk toplum hayatında çok önemli bir yer işgal ettiğinden, varlığı Devlet tarafından korunmuş ve gelişmesi özel olarak teşvik edilmiştir.” ( Öztan, Bilge; Aile Hukuku 4.Bas.Ankara, 2004, S.5 ). Somut olayda; taraflar hakkında yapılan sosyal ekonomik durum araştırmasına göre; davacının üniversite öğrencisi olduğu, dede ve babaannesi ile birlikte yaşadığı ve geçimini dedesinin sağladığı, davalının ise kendisine ait bir işyerini çalıştırdığı, ancak gelirinin bilinmediği, eşi ve üç çocuğu ile birlikte yaşadığı tespit edilmiştir. Davalı vekili tarafından, davacının eşinden boşandığı ve bu dava sırasında ( dava devam ederken ) davacı lehine nafakaya hükmedildiği belirtilmiş; ancak, mahkemece, ( davacı yönünden ) yapılan savunmalara ilişkin olarak detaylı bir araştırma yapılmamıştır.

Yardım nafakası davalarında TMK'nın 316.maddesine göre mirastaki tertip sırasının dikkate alınması gerekir. Bu nedenle, mirastaki tertip gözetilerek, nafaka ile yükümlü bulunanların sosyal ve ekonomik durumlarının birlikte değerlendirilmesi sonucu davalılara tahmil edilebilecek nafaka miktarı öncelikle tespit edilmesi gerekir. Bu durumda mahkemece, yapılması gereken iş; davacının boşanmasına ilişkin dosyaların celp edilip, öncelikle davacı hakkında yoksulluk nafakasına hükmedilip hükmedilmediği, hükmedilmemiş ise, davacının bu yönde talebi ve talep hakkı olup olmadığı tespit edilerek, talep hakkı olmasına karşın yoksulluk nafakası istenmemiş olması halinde lehine ne kadar yoksulluk nafakası takdir edilebileceğinin değerlendirilmesi ve bu şekilde toplanan deliller dikkate alınarak; davacının yardım nafakasına ihtiyacı olup olmadığı tespit edilmek sureti ile, oluşacak sonuç dairesinde bir karar verilmesi olmalıdır. Yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme sonucunda, yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.” denilmektedir. (Y. 3.HD. Esas no: 2015/9613, Karar No: 2015/17115, Karar Tarihi: 03.11.2015). 



Kaynakça

Aydemir E./Memiş Y./Ruhi, A./Uçakhan, S./Bahadır, Ç.: Hukuk Davaları, Ankara, 2016 

Kılıçoğlu, A.:  Aile Hukuku, Ankara, 2022. 

Gençcan, Ö.: Aile Hukuku, Ankara 2011. 

Öztan, B.: Medeni Hukukun Temel Kavramları, Ankara 2019. 

Yargıtay Kararları.


+905356309610