YABANCI MAHKEME KARARININ TANIMA ve TENFİZİ DAVASI

YABANCI MAHKEME KARARININ TANIMA ve TENFİZİ DAVASI

Av. Mustafa Alper KÜÇÜKYILMAZ


Tanıma ve tenfiz davalarında görevli mahkeme ilgili kanun maddesi uyarınca Asliye Mahkemeleri'dir. Kamu yararı bakımından yapılacak inceleme sebebi ile ihtisas mahkemelerinin kendi alanlarına giren konularda kamu yararı, münhasırlık ve benzeri incelemeleri daha pratik bir şekilde yapabilecek olması ve aynı zamanda tanıma ve tenfiz davalarında görevli mahkemeyi işaret eden kanun maddesi lafzında "Asliye Mahkemeleri" çatı teriminin kullanılmış olması sebebi ile, iş, aile, ticaret, tüketici hukuku gibi alanlarda verilmiş yabancı mahkeme kararlarının tanıma ve tenfizi için İş Mahkemesi, Aile Mahkemesi, Ticaret Mahkemesi gibi ihtisasa sahip Asliye Mahkemeleri'nin görevli olduğu Yüksek Mahkeme kararları ile hüküm altına alınmıştır.


Tanıma ve tenfiz davalarına bakmakla yetkili olan mahkemeler, "Bu kararlar kendisine karşı tenfiz istenen kişinin Türkiye'deki yerleşim yeri, yoksa sakin olduğu yer mahkemesinden, Türkiye'de yerleşim yeri veya sakin olduğu bir yer mevcut değilse Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinden birinden istenebilir." maddesi ile hüküm altına alınmıştır. 


Vesayet veya kısıtlılık kararı verilmesi veya sona erdirilmesi sebepleri, hakkında vesayet veya kısıtlılık kararının verilmesi veya sona erdirilmesi istenen kişinin milli hukukuna tabidir. Yabancının milli hukukuna göre vesayet veya kısıtlılık kararı verilmesi mümkün olmayan hallerde bu kişinin mutat meskeni Türkiye’de ise Türk hukukuna göre vesayet veya kısıtlılık kararı verilebilir veya kaldırılabilir. 


Evlenme ehliyeti ve şartları taraflardan her birisinin evlenme anındaki milli hukukuna tabidir. Evliliğin şekline yapıldığı ülke hukuku uygulanır. Evliliğin genel hükümleri, eşlerin müşterek milli hukukuna tabidir. Tarafların ayrı vatandaşlıkta olmaları halinde müşterek mutat mesken hukuku, bulunmadığı takdirde Türk hukuku uygulanır. 


Yetkili mahkemenin tenfiz kararı verebilmesi için şu şartların bulunması gerekmektedir: 


  1. Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması 

  2. İlamın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmemesi şartıyla ilamın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı halde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması 

  3. Türkiye Cumhuriyeti ile arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması 

  4. Kendisine karşı tenfiz istenen kişinin tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması da gerekmektedir. Kendisine karşı tenfiz istenen kişinin o ülke kanunları uyarınca, hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağırılmamış, mahkemede temsil edilmemiş veya kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ise bu kişinin tenfiz istemine itiraz etmesi olanağı bulunmaktadır. 


Tenfiz istemine ilişkin dilekçe, karar ve tüm belgeler mahkeme tarafından tercüme ettirildikten sonra karşı tarafa tebliğ edilir. Karşı taraf, tenfiz şartlarının bulunmadığını veya tamamen yerine getirilmiş yahut yerine getirilmesine engel bir sebep ortaya çıkmış olduğunu öne sürerek davaya itiraz edebilir. 



İlgili Yargıtay Kararları 


Yabancı Mahkeme İlamının Tenfizi İstemi 

Yargıtay 11. Hukuk Dairesine göre, “ Taraflar arasında görülen davada İstanbul Anadolu 9. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 4.4.2013 tarih ve 2012/175-2013/162 Sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalılar F. E. Ö. ve A. M. O. vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği düşünüldü: Davacı vekili, müvekkili bankanın Frankfurt Hamburg Şubesi'ne borçlu olan davalılar hakkında Almanya Köln Asliye Mahkemesi'ne başvurularak 2.12.2011 tarihli cebri icra kararı alındığını, anılan kararda davalıların müvekkili bankaya 247.558,58 Euro borçlu olduğu ve 26.5.2010 tarihinden itibaren %5 faiz işlemesi gerektiğinin belirtildiğini ileri sürerek, öncelikle davalıların yurt dışında bulunmaları nedeniyle, tenfiz kararının verilmesi uzun sürebileceğinden ve davalıların mallarını kaçırma ihtimali bulunduğundan taşınır, taşınmaz mallarıyla üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklarının ihtiyaten haczine ve cebri icra kararının tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar F. E.Ö. ve A. M.O. vekili, davaya konu kararın bir cebri icra kararı olup, gerekçesiz olduğunu, gerekçesiz kararların kamu düzenine aykırılık teşkil edeceğini dolayısıyla tenfiz şartlarının gerçekleşmediğini ayrıca, Almanyayla Türkiye arasında karşılıklılık esasına dayalı bir anlaşma olmadığı gibi fiili mütekabiliyet dahi bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Diğer davalı K. B., davaya cevap vermemiştir. Mahkemece iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, MÖHUK'nın 38. maddesi gereğince yapılan incelemede, ülkemizle ilamın verildiği Almanya Cumhuriyeti arasında karşılıklık esasına dayanan anlaşmanın mevcut bulunduğu, ilamın Türk Mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda olduğu, hükmün kamu düzenine aykırı bulunmadığı, karar veren mahkeme yasalarına göre usulen davalıların çağrıldığı ve davalıların yetkili kılınan hukukun uygulanmadığı şeklinde itirazlarının olmadığı, somut olayda tenfiz şartlarının oluştuğu gerekçesiyle, davanın kabulüyle Köln Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 15 0 503/10 Sayılı 2.12.2011 tarihli kararının tenfizine, kararın yerine getirilmesine ve ihtiyati haciz kararının karar kesinleşinceye kadar devamına karar verilmiştir.

Kararı, davalılar F. E.Ö. ve A. M.O. vekili temyiz etmiştir. Dava, yabancı mahkeme ilamının tenfizi istemine dair olup, mahkemece yukarda özetlendiği şekilde tenfiz şartlarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Ancak, 5718 Sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un 53. maddesinde belirtilen ve aynı zamanda dava şartı niteliğinde bulunan ilamın kesinleştiğini gösteren ve o ülke makamlarınca usulen onanmış yazı veya belgeyle onanmış tercümesini havi bulunmayan tenfiz dilekçesi ekindeki belgelere göre tenfiz kararı verilmesi doğru görülmemiş, mümeyyiz davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın mümeyyiz davalılar yarına bozulmasına karar vermek gerekmiştir. Bozma sebep ve şekline göre, mümeyyiz davalılar vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.” denilmektedir. (Y. 11.HD. Esas no: 2013/17269, Karar No: 2014/1375, Karar Tarihi: 22.01.2014). 


Tenfiz Kararı 

Yargıtay 8. Hukuk Dairesine göre, “Davacı Özlem vekili, evlilik içinde alınan ve davalı adına tescil edilen 2729 ada 3 parseldeki 8 numaralı dairenin alımında vekil edeninin yurtdışında çalışmaları ile edindiği kazancı ve altınlarını bozdurarak davalının babasına ev alınması amacı ile vererek katkıda bulunduğunu açıklayarak 60.000 TL'nin yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı Tunçay'a usulüne uygun şekilde dava dilekçesi tebliğ edilmesine rağmen duruşmalara gelmediği gibi bir cevap da vermemiştir. Mahkemece; davanın kabulü ile davacının katkı alacağı olarak belirlenen 60.000 TL'nin 30.05.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Taraflar 08.10.1996 tarihinde evlenmişler, dosyada bulunan tercüme evrakına göre davacı Özlem tarafından açılan dava sonunda Fürstenfeldbruck Sulh Mahkemesi Aile Davaları Şubesi'nin 09.10.2009 tarih 003 F 1023/08 numaralı dosyasında verilen karara göre boşanmışlar ve yabancı mahkeme kararı 30.09.2009 tarihinde kesinleşmiştir. Ancak; yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan kararların Türkiye'de icra olunabilmesi yetkili Türk Mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır (5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanun m. 50 ). Bundan ayrı yabancı mahkeme ilamının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi için, yabancı ilamın tenfiz koşullarını taşıdığının mahkemece tespiti gerekir (5718 s. MÖHUK m. 58 ). Tenfiz kararı sadece yenilik doğurucu (usuli )bir hükümdür. Türk Hukukuna göre, yabancı bir mahkeme hükmünün tenfiz edilebilmesi için, bu mahkeme hükmünün verildiği ülke hukukuna göre kesin ve icra edilebilir olması şarttır. Ancak, yabancı mahkeme hükmü Türkiye'de icra edilebilirlik gücüne sadece ve münhasıran Türk Hukukuna göre verilen bir tenfiz kararıyla sahip olabilir.

Her ne kadar Almanya Fürstenfeldbruck Mahkemesi'nin verdiği boşanma kararı 30.09.2009 tarihinde kesinleşmiş ve verildiği ülkede kesin delil ve kesin hüküm olarak kabulü sonucunu doğurabilmekte ise de, kararın Türkiye'de uygulanabilmesi ancak, bir tenfiz kararı verilmesi halinde mümkün olabilecektir (MÖHUK m. 50 ). Ne var ki, Yargıtay duruşması sonunda dosyanın yerel mahkemeye gönderilmesi üzerine yapılan araştırma ve gelen aile nüfus kaydına göre ortada tenfiz edilmiş bir karar veya bu amaçla açılmış bir derdest dosya söz konusu değildir. Türk Hukuku bakımından taraflar halen evlidir. Bu husus, eldeki davanın görülebilmesinin ön koşulunu oluşturmaktadır. Çünkü, taraflar Türk vatandaşıdırlar. Bu sebeple mahkemece, davanın görülebilirlik ön koşulu olan tanıma veya tenfiz davası olmadığı, tarafların Türk Hukuku bakımından halen evli oldukları dikkate alınarak davanın esasına girilmeksizin bu yönden reddine karar verilmesi gerekirken bu husus gözden kaçırılarak işin esası ile ilgili yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru olmamıştır.” denilmektedir. (Y. 8.HD. Esas no: 2012/1905, Karar No: 2012/4685, Karar Tarihi: 22.05.2012). 



Kaynakça

Aydemir E./Memiş Y./Ruhi, A./Uçakhan, S./Bahadır, Ç.: Hukuk Davaları, Ankara, 2016 

Kılıçoğlu, A.:  Aile Hukuku, Ankara, 2022. 

Gençcan, Ö.: Aile Hukuku, Ankara 2011. 

Öztan, B.: Medeni Hukukun Temel Kavramları, Ankara 2019. 

Yargıtay Kararları.


+905356309610