TÜRK İŞ HUKUKUNDA ALTERNATİF ÇÖZÜM YOLLARI
Av. Helin KARAKUŞ
Makalenin tamamını PDF olarak indirmek için lütfen linke tıklayınız
TÜRK İŞ HUKUKUNDA ALTERNATİF ÇÖZÜM
YOLLARI
I. İŞ UYUŞMAZLIĞI KAVRAMI
A. Genel
Olarak
Genel olarak uyuşmazlık kavramı, iki
veya daha çok kişinin aralarındaki bir anlaşmazlığı kendi kendilerine çözememe
halini ifade etmektedir. Anlaşarak çözülemeyen söz konusu meseleler; müzakere,
arabuluculuk veya üçüncü bir kişinin kararıyla çözülebilecektir.
İş uyuşmazlığı ise, iş ilişkisine ilişkin bir mesele
hakkında, işçiler ile işverenler veya bunlar tarafından kurulan mesleki
kuruluşlar arasındaki anlaşmazlıkları ifade etmektedir. Başka bir ifadeyle, iş
uyuşmazlığı, işçi ile işveren arasında iş sözleşmesine bağlı olarak iş ilişkisi
nedeniyle ortaya çıkan uyuşmazlıktır.
B. İş
Uyuşmazlığı Türleri
İş uyuşmazlıkları, uyuşmazlığın kapsamına veya
şekline göre sınıflandırılabilmektedir. Kapsamına göre iş uyuşmazlıkları, bireysel
iş uyuşmazlıkları ve toplu iş uyuşmazlıkları olarak kategorize edilebilirken;
şekline göre iş uyuşmazlıkları, hak uyuşmazlığı ile menfaat uyuşmazlıkları şeklinde
incelenebilmektedir. Söz konusu ayrımları yapmak, uyuşmazlığın ne şekilde ve
hangi teknikle çözüleceği hususlarında önemlidir.
1. Hak Uyuşmazlığı- Menfaat Uyuşmazlığı
Kanunlarımızda hak uyuşmazlığı- menfaat
uyuşmazlığı şekilde bir ayrım bulunmamakla birlikte, yargı kararlarında söz
konusu ayrıma değinildiği görülmektedir. Nitekim Yargıtay 1986 yılında vermiş
olduğu bir kararda şu ifadelere yer vermiştir:
“Menfaat
uyuşmazlıklarında özel hakem kararları toplu iş sözleşmesi hükmündedir. Hak uyuşmazlıklarında
ise özel hakem kararları genel hükümlere tabidir. Söz konusu edilen uyuşmazlık,
genel hükümlere tabi tutulduğuna göre bunun bir hak uyuşmazlığı olarak kabul
edilip çözümlenmek istendiği anlaşılmaktadır. Şu durumda önemli olan nokta, uyuşmazlığın
bir hak uyuşmazlığı olup olmadığının tespitidir. Hak uyuşmazlığı, işçiye
veya işçi teşekkülüne mevzuat veya toplu iş sözleşmesi ile sağlanmış̧ olan
hakların toplu iş sözleşmesi ile bağlı olan işveren veya işçi teşekkülü̈
tarafından bozulmasıdır. Bir hakkın ihlalinden söz edebilmek için öncelikle
toplu iş sözleşmesinde o hakkı oluşturan bir hükmün bulunması gereklidir.
Zira, hak sağlayan bir hüküm mevcut değilse o hakkın ihlalinden de söz
edilemez. Toplu iş sözleşmesinin ilgili maddesinde izin harçlığı, bayram harçlığı
ve yakacak yardımı konusunda işçiye belirli hak sağlayan bir hüküm yer almamış̧,
bu düzenlemenin yapılması ileriye bırakılmıştır. Böylece toplu iş sözleşmesi
hükmünün ileriki bir tarihte taraflarca tespit edileceği kararlaştırılmıştır.
Yani bu konudaki menfaat çıkar uyuşmazlığı atiye bırakılmıştır. Şu durumda
ortada bir hak uyuşmazlığı değil, menfaat uyuşmazlığı vardır. Menfaat uyuşmazlığının
özel hakeme sevkinde ise 58. maddede belirtildiği gibi özel hakem seçiminde
tarafların anlaşmış̧ olmaları zorunludur ve anlaşmaları halinde özel hakem
kararı genel hükümlere tabi olmaz; toplu iş sözleşmesi hükmündedir. Olayda söz
konusu uyuşmazlık, bir hak uyuşmazlığı olmadığına göre, hakemlerin
salahiyetleri dahilinde olmayan meselelerdendir ve hakem, salahiyeti dahilinde
olmayan bir konuda karar vermiş̧ bulunmaktadır. Bu ise, HUMK’un 533. maddesinin
3. fıkrası hükmünce bozmayı gerektirmiştir.”.
Hak uyuşmazlığından bahsedebilmek için öncelikle taraflara
mevzuat ya da sözleşme aracılığıyla bir hakkın tanınmış olması gerekmektedir.
Korunan belli bir hak yokken taraflar arasında bir uyuşmazlık söz konusuysa,
bunu hak uyuşmazlığı olarak nitelendirmek mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla, hak
uyuşmazlığı, taraflardan birinin, diğer tarafın mevzuat, toplu iş sözleşmesi
veya iş sözleşmesinden doğan bir hakkını ihlal etmesi durumunda ortaya çıkan
uyuşmazlığı ifade etmektedir.
Hak uyuşmazlıkları, yargısal faaliyetle çözüme
kavuşturulabilecek meselelerdir. Yani, uyuşmazlığın doğduğu sırada, mevcut bir
sözleşmeye, haksız fiil ya da sebepsiz zenginleşmeye dayanan hakkı ihlal edilen
taraf, söz konusu hakkın tespit edilmesi ve uyuşmazlığın giderilmesi için ancak
yargı yoluna başvurabilecektir. Hak uyuşmazlıklarına; ücret, kıdem tazminatı,
ihbar tazminatı, feshin geçersizliği gibi konulara ilişkin uyuşmazlıklar örnek
olarak verilebilir. Yani, bir hak uyuşmazlığının çözümünde aradaki ilişkiyi
düzenleyen hukuki kurallar belirleyici olacaktır. Burada, yeni bir hakkın elde
edilmesi söz konusu olmayıp, zaten mevcut olan bir hakkın korunması ve
uygulanması sağlanmaya çalışılmaktadır.
Menfaat uyuşmazlıkları ise, mevcut bulunan bir hakkın değiştirilmesi
veya yeni bir hakkın ihdas edilmesi sebebiyle ortaya çıkan uyuşmazlıklardır. Menfaat
uyuşmazlıkları, genelde çalışma süreleri veya ücret gibi konulara ilişkin
olarak çıktığından, bu uyuşmazlıklara “ekonomik uyuşmazlıklar” da denmektedir.
Belirtmek gerekir ki, menfaat uyuşmazlıklarına ilişkin olarak bireysel olarak
hukuki yola başvurma imkânı bulunmamaktadır. Öyle ki, ortada henüz bir hak
yoktur, yalnızca bir beklenti vardır. Nitekim, İş Mahkemeleri Kanunu’nda, iş
mahkemelerinin görevleri sadece işçi ve işveren arasındaki hak
uyuşmazlıklarıyla sınırlandırılmıştır. Ancak, Anayasa’nın 54/1.maddesi “Toplu
iş sözleşmesinin yapılması sırasında, uyuşmazlık çıkması halinde işçiler grev
hakkına sahiptirler. Bu hakkın kullanılmasının ve işverenin lokavta başvurmasının
usul ve şartları ile kapsam ve istisnaları kanunla düzenlenir.” şeklinde
olup, toplu menfaat uyuşmazlıklarında Anayasal grev ve lokavta
başvurulabileceğini açıkça hüküm altına almıştır.
II. İŞ UYUŞMAZLIKLARININ ÇÖZÜMLENMESİNDE ALTERNATİF
UYUŞMAZLIK ÇÖZÜM YOLLARI
Alternatif uyuşmazlık çözüm yolları, tarafsız
bir kişinin, uyuşmazlığın mahkemeye gidilmeksizin çözülmesi için çaba
gösterdiği, mahkemelerce yürütülen dava yollarına seçimlik nitelikte olan
uyuşmazlık çözüm yollarını ifade etmektedir. Başka bir deyişle, taraflar
arasındaki uyuşmazlığın, yargı yoluna başvurulmadan, devlet denetiminde ve
hukuk kuralları ile çözülmesidir.
III. ARABULUCULUK
A. Genel
Olarak
Arabuluculuk, yalnızca iş uyuşmazlıkları
bakımından uygulama alanı bulan bir alternatif uyuşmazlık çözüm yolu olmayıp
Türk hukukunda çeşitli kanunlar kapsamında düzenlenmektedir. İlk olarak, 6100 sayılı
Hukuk Muhakemeleri Kanunu kapsamında, arabuluculuk düzenlenmiş ve bu prosedür
ile belirli birtakım uyuşmazlıkların mahkemeye gidilmeksizin çözülmesi
amaçlanmıştır. Arabuluculuk müessesinin kapsamlı ve kurumsal olarak
düzenlendiği kanun, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk
Kanunu’dur. HUAK’ın 1.maddesinin 2.
Fıkrası uyarınca, tarafların üzerinde serbestçe karar alabileceği
işlemlerden yabancılık unsuru taşıyanlar da dahil olmak üzere, meydana gelen
özel hukuk uyuşmazlıklarında arabuluculuk uygulanabilecektir. Ayrıca, Hukuk
Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği, 7036 sayılı İş Mahkemeleri
Kanunu, Arabuluculuk Etik Kuralları ve Arabuluculuk Ücret Tarifesi de Türk
hukukunda arabuluculuğa ilişkin yasal dayanakları oluşturmaktadırlar.
B. Toplu
İş Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk
Mülga 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve
Lokavt Kanunu barışçıl çözüm yolu olarak uzlaştırmayı düzenlemiş ancak bu usul
uygulamada kendisinden beklenen faydayı sağlayamamıştı. Mülga 2822 sayılı Toplu
İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanununda uzlaştırma usulü kaldırılarak,
arabuluculuk usulü öngörülmüştür. Kanunun gerekçesinde, uzlaştırma sisteminin
etkisizleştiği, yalnızca greve ve lokavta gidebilmek için aşılması gereken bir merhale
halini aldığı, taraflarca seçilen uzlaştırıcıların tarafsız kalamadığı
belirtilmiştir. 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanununda
arabuluculuk müessesi birtakım değişikliklerle devam ettirilmektedir.
1. Olağan Arabuluculuk
Toplu görüşmeler sırasında veya toplu
görüşmeler sonunda tarafların anlaşamaması durumunda, grev ve lokavt kararı
alınmadan veya zorunlu tahkime başvurulmadan önce uyuşmazlıklarda başvurulan
barışçıl çözüm yolu “olağan arabuluculuk” tur. Olağan arabuluculuk faaliyetinin
başlaması için ilk olarak toplu menfaat uyuşmazlığının ortaya çıkmış olması
gerekmektedir.
STİSK’in 49.maddesinde Kanuna uygun toplu
menfaat uyuşmazlıkları sınırlı bir biçimde düzenlenmiştir. Buna göre toplu
menfaat uyuşmazlıklarının ortaya çıktığı ve bunun sonucu olarak arabuluculuk
faaliyetinin başlayacağı durumlar şunlardır: toplu görüşme için kararlaştırılan
ilk toplantıya taraflardan birinin gelmemesi veya geldiği halde görüşmeye
başlamaması, toplu görüşme başladıktan sonra toplantıya devam etmemesi, tarafların
toplu görüşme süresi içinde anlaşamadıklarını bir tutanakla tespit etmeleri ve
toplu görüşme süresinin anlaşma olmaksızın sona ermesi. Taraflardan birinin uyuşmazlığı altı iş günü
içinde görevli makama bildirmeleri gerekmektedir, aksi takdirde işçi
sendikasının yetkisi düşecektir. İşçi sendikasının yetkisinin düşmesi halinde
arabuluculuğa gerek kalmayacaktır.
2. Olağanüstü Arabuluculuk
STİSK’in 63.maddesi uyarınca, karar verilmiş
veya başlanmış olan kanuni bir grev veya lokavt, genel sağlığı veya milli
güvenliği bozucu nitelikte ise Cumhurbaşkanı grev ve lokavtı altmış gün süre
ile erteleyebilecektir. Her ne kadar kanunda grev ve lokavtın ertelenmesi
şeklinde ifade edilse de esasen bu karar ile grev ve lokavt hakkı kapanacaktır.
Öyle ki, bu karardan sonra uyuşmazlığın çözümü bakımından yalnızca olağanüstü
arabuluculuk, özel hakem ve zorunlu tahkim yollarına başvurulabilecektir.
Böyle bir grev ve lokavtın ertelenmesi
durumunda veya STİSK’in 60.maddesi yedinci fıkrası uyarınca kanuni grev kararı
alınan bir uyuşmazlıkta, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı uyuşmazlığın çözümü
için bizzat arabuluculuk yapar veya bir kişiyi arabulucu olarak görevlendirir.
Buna “olağanüstü arabuluculuk” denmektedir.
Olağanüstü arabuluculuğun, olağan
arabuluculuktan farkı, görevlendirilen arabulucuya ilişkindir. Şöyle ki, burada,
görevlendirilen arabulucu, resmi listeden bir kişi olabileceği gibi liste dışı
ve hatta iş hukukuyla ilgisi dahi olmayan bir kişi olabilmektedir.
C. Bireysel İş Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk
1. Zorunlu
Arabuluculuk
a. Zorunlu Arabuluculuğun Anayasaya Aykırılığı Sorunu
Türk iş hukukunda yargılamalar çok uzun
sürmekte, her ne kadar kanunda yargılamanın dört aylık bir sürede sonuçlanması
öngörülmüş olsa da iş yükünün fazlalığı sebebiyle bu durum pek de mümkün
olmamaktadır. Bu durumun sonucu olarak işçiler zarar görmekte, uzun süre ücret
almaksızın hayatlarını idame ettirmek durumunda kalmaktadırlar. 01.01.2018
tarihi itibariyle yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ile uyuşmazlıkların
daha hızlı çözülebilmesi amacıyla zorunlu arabuluculuk kurumu getirilmiştir.
Yürürlük tarihi itibariyle, iş uyuşmazlıklarında arabulucuya başvurma dava
şartı haline gelmiştir.
7036 sayılı Kanunun 3.maddesinin birinci
fıkrası uyarınca; kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya
işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda,
arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. Dolayısıyla, işçi, bireysel veya
toplu iş sözleşmesine dayanan alacağı ve/veya tazminatı ile işe iade talebi konularında,
dava açmadan önce arabulucuya başvurmakla yükümlüdür. Bu düzenleme arabulucuya
başvurmak, süreci devam ettirmek ve sonuçlandırmak hususlarında tarafların
serbest olduğunu ifade eden HUAK madde 3’ün istisnası niteliğindedir. Ancak 7036
sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinin akabinde, HUAK’a da “dava şartı olarak
arabuluculuk” başlıklı 18/A maddesi eklenmiştir.
Öğretide arabuluculuğun zorunlu hale
getirilmesi, Anayasa ile güvence altına alınan hak arama hürriyetini zedelediği
gerekçesiyle eleştirilmektedir. Yukarıda belirttiğimiz üzere her ne kadar
arabuluculuk ile yargı yükünün hafifletilmesinin amaçlanmış olsa da bu sorunun
daha kalıcı yöntemlerle çözülmesi ve adli mekanizmanın doğru işletilerek adalete
erişimin etkin hale getirilmesi gerekmektedir. 7036 sayılı Kanunun genel
gerekçesinde dava şartı arabuluculuğun Anayasaya aykırılık teşkil etmediği
yönünde şu ifadelere yer verilmiştir: “Anayasa Mahkemesinin 10/7/2013
tarihli ve E.; 2012/94 ve K.; 2013/89 sayılı Kararında da belirtildiği gibi
alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri yargının alternatifi olan ve dolayısıyla
yargısal sistemin yerine ikame edilmeye çalışılan veya onunla rekabet içinde
bulunan bir süreçler bütünü değildir. Tam tersine uyuşmazlıkların çözümü için
öngörülen yöntemlere ilave edilmiş tamamlayıcı yöntemler topluluğudur. Tasarıda
öngörülen uyuşmazlıklar bakımından, tarafların dava açmadan önce arabulucuya
başvurması zorunlu olup tarafların serbest iradeleriyle yürütülen arabuluculuk
görüşmelerinde anlaşma zorunluluğu bulunmamaktadır. Arabulucuda anlaşılamaması
halinde tarafların mahkeme huzurunda haklarını aramaları mümkündür. Bu
sebeple arabulucuya başvurulmuş olmasının bir dava şartı olarak öngörülmesi,
Anayasanın 36. maddesinde düzenlenen hak arama hürriyetinin ihlali anlamına
gelmemektedir.” Dolayısıyla, kanun
koyucu, yalnızca arabuluculuğa başvurmak hususunda bir zorunluluk
getirildiğini, tarafların süreci sürdürmek ve neticelendirmek konularında tamamen
serbest olduklarını ifade ederek hak arama hürriyetinin ihlal edilmediğini
savunmuştur. Kanımızca da dava şartı olarak getirilen arabuluculuğun, uzlaşma
sağlanamaması halinde yargı yolunu kapamıyor olması nedeniyle, bu kabul
yerindedir. Belirtmek gerekir ki, 7036 sayılı Kanunun 3.maddesi 12.fıkrası
uyarınca, tarafların toplantıya katılımı dahi şart koşulmamıştır. Arabuluculuğa
yalnızca başlangıçta dava açmadan önce başvurma zorunluluğu getirilmesinin
arabuluculuğun iradilik ilkesini ihlal edip etmeyeceği konusunda ise farklı
görüşler mevcuttur. Kimi yazarlar, tarafların iradeleri dışında arabuluculuğa
yönlendirilmeleri sebebiyle iradeye bağlılık prensibinin ortadan kalktığını
ifade etmektedirler.
b. Zorunlu Arabuluculuğa Başvurulacak Uyuşmazlıkların Kapsamı
Zorunlu arabuluculuğa başvurulacak
uyuşmazlıklar; kanundan, bireysel veya toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan
bireysel hak uyuşmazlıkları olacaktır. Belirtmek gerekir ki, menfaat
uyuşmazlıkları, zorunlu arabuluculuğun kapsamının dışındadır. Ayrıca işe iade
ve işçi veya işveren alacağı ile tazminat davaları dışındaki iş hukuku davaları
da zorunlu arabuluculuğa tabi değildir. Örneğin, asıl işverenin alt işverene
rücu ettiği davalarda arabulucuya başvurma şartı bulunmamaktadır. Özetlemek
gerekirse, arabulucuya başvurmanın dava şartı olarak belirlendiği uyuşmazlıklar
sınırlı sayıda olup, bunlar dışındaki iş uyuşmazlıkları bakımından zorunlu
arabuluculuk öngörülmemiştir. Diğer bir ifadeyle, iş hukukuyla ilgili her
davada arabulucuya başvurma zorunluluğu yoktur.
Hal böyle iken 7036 sayılı Kanunun
3.maddesinin 3.fıkrasında, arabulucuya başvurmanın zorunlu olarak düzenlendiği
uyuşmazlıkların istisnaları belirtilmiştir. Buna göre, iş kazası veya meslek
hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat ile bunlarla ilgili tespit,
itiraz ve rücu davaları bakımından arabulucuya başvurma zorunluluğu
bulunmamaktadır. Ancak tarafların anlaşarak ihtiyari biçimde arabulucuya
gitmelerinin önünde bir engel yoktur.
Ayrıca belirtmek gerekir ki, zorunlu
arabuluculuk için işçi ve işveren arasındaki uyuşmazlığın yalnızca İş
Kanunundan kaynaklanması şart değildir. 6772 sayılı Kanundan doğan ilave tediye
alacağı da zorunlu arabuluculuğa tabidir, karşı dava açısından da kural olarak
zorunlu arabuluculuk söz konusudur.
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4/B
maddesi kapsamında çalışan sözleşmeli personel ile bazı kamu kurumlarında
çalışan işçi sayılmayan personel, zorunlu arabuluculuğun kapsamında değildir.
İşçinin asıl işveren veya alt işveren ile devreden veya devralan işverene karşı
taleplerinde de zorunlu arabuluculuk şartı bulunmaktadır.
c. Dava Şartı Niteliği
Yapılan düzenleme ile, yukarıda andığımız iş
uyuşmazlıkları bakımından tarafların yargı yoluna başvurmadan önce arabulucuya
başvurmaları dava şartı olarak düzenlenmiştir. 7036 sayılı Kanunun 3.maddesinin
ikinci fıkrası uyarınca, davacının, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya
varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından
onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemesi gerekmektedir. Bu zorunluluğu
uyulmadığı takdirde, mahkemece, davacıya, son tutanağın ibrazı için bir
haftalık kesin süre verilecektir. Bu süre içinde son tutanağın sunulmaması
halinde dava usulden reddedilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının
anlaşılması halinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı
yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir. Bu düzenlemenin HMK’nın
115.maddesi ikinci fıkrasından ayrıksı bir düzenleme olduğu söylenebilir. Zira
HMK uyarınca, dava şartı eksikliği nedeniyle davanın usulden reddi veya
giderilebilir bir eksiklik ise süre verilmesi öngörülmüştür. Zorunlu
arabuluculuğa tabi iş uyuşmazlıklarında hâkimin tarafların arabulucuya
başvurması için süre vermeden davayı usulden reddetmesinin sıkıntılı bir
düzenleme olduğu kanaatindeyiz. Tarafların menfaatinin korunması için HMK’daki
düzenlemeden sapılmaması daha isabetli olurdu.
HMK’nın 115.maddesi dava şartlarına ilişkin
olup dava şartlarından birinin eksik olması haline bu durumun taraflarca
yargılamanın her aşamasında ileri sürülebileceği ve mahkeme tarafından resen
dikkate alınacağı düzenlenmiştir. Bu nedenle, mahkeme ilk olarak dosya
üzerinden bir inceleme yaparak zorunlu olarak başvurulması gereken
arabuluculuğa başvurulup başvurulmadığını tespit etmelidir.
2. İhtiyari
Arabuluculuk
HUAK madde 3 uyarınca, tarafların üzerinde
serbestçe tasarruf edebildikleri uyuşmazlıklar yabancılık unsuru taşısa dahi
arabuluculuğa elverişlidir. Yukarıda da belirttiğimiz üzere, 7036 sayılı
Kanunun 3.maddesinin 3.fıkrası uyarınca iş kazası veya meslek hastalığından
kaynaklanan maddi ve manevi tazminat ile bu hususlara ilişkin tespit, itiraz ve
rücu davaları, dava şartı arabuluculuk kapsamında değerlendirilemez ancak HUAK
kapsamında ihtiyari arabuluculuk mümkündür. Asıl işveren ve alt işveren
arasındaki uyuşmazlıklar da ihtiyari arabuluculuk kapsamındadır.
Dava açılmadan önce veya dava aşamasında
taraflar arabuluculuğa başvurma konusunda anlaşabileceği gibi mahkeme de
arabuluculuğa başvurmanın faydalarından bahsederek tarafları arabuluculuğa
başvurma konusunda teşvik edebilir. HUAK madde 13 uyarınca, taraflardan birinin
arabuluculuk teklifine diğer taraf otuz gün içinde cevap vermezse teklifi
reddetmiş sayılır. HUAK madde 14 uyarınca, arabulucu, aksi kararlaştırılmadıkça
taraflarca seçilebilecektir.
IV. TAHKİM
Tahkim kavramı, hukukçular tarafından çeşitli
şekillerde tanımlanmaktadır. Genel olarak kabul edilen tanıma göre tahkim;
kanunun yasaklamadığı konulara ilişkin uyuşmazlıkların, mahkemeye gitmeden,
taraflarca veya kanun gereği seçilmiş kişilerce veya bunların yetki verdiği
şahıs ve organlarca belirlenenler aracılığıyla çözülmesidir.
Alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri;
bağlayıcı olup olmama, tarafsız bir üçüncü kişinin dahil olması veya yalnızca
taraflarla sınırlı olma, belirli bir şekle tabi olma veya olmama gibi
özellikler bakımından farklılıklar gösterirler. Tahkim usulünde,
arabuluculuktan farklı olarak, ortaya çıkan uyuşmazlık üzerinde bir yargılama
yapılır ve karar verilir. Arabuluculukta ise, arabulucu, yalnızca taraflara
müzakerelerinde ve görüşmelerinde aracılık eder ve onların uzlaşmaları adına
öneri ve çözümler sunar. Yani, arabuluculuk faaliyeti sonucu uyuşmazlığın
çözülmemesi ihtimali bulunurken, tahkim sonucunda kesin ve bağlayıcı bir
kararın varlığı mevcuttur.
İş uyuşmazlıklarının çözümü bakımından tahkim,
isteğe bağlı (ihtiyari) ve zorunlu (kanuni) tahkim olarak ikiye ayrılmaktadır.
Her iki tahkim türü bakımından da verilen hakem kararı bağlayıcıdır. İş
hukukunda ihtiyari veya zorunlu tahkim, bireysel ve toplu iş uyuşmazlıklarında ve
hak ve menfaat uyuşmazlıklarında uygulama alanı bulmaktadır.
A. Toplu
İş Uyuşmazlıklarında Tahkim
Toplu iş uyuşmazlıkları çeşitli şekillerde
çözüme kavuşturulabilse de ülkemizde kabul edilen sistem kısmi serbesti
sistemidir. Buna göre, taraflar, uyuşmazlığın çözülmesinde esasen serbest
bırakılmalarına rağmen tarafların bu serbestisine birtakım sınırlamalar
getirilmiş ve tarafların bazı durumlarda barışçıl yöntemlere başvurmaları
zorunlu kılınmıştır.
1. Zorunlu
Tahkim (Yüksek Hakem Kurulu’na Başvurma)
Zorunlu tahkim, bir başka deyişle, YHK’ya
başvurma, kanun hükmü gereğince zorunlu olarak başvurulan tahkimdir. Zorunlu tahkime başvurulması için tarafların
anlaşması zorunluluğu bulunmamaktadır. Tarafların iradelerine bakılmaksızın bir
kanun hükmü doğrultusunda tahkime gidilir. Öyle ki, bu durum, tahkimin,
tarafların aralarındaki uyuşmazlığın seçecekleri kişi ya da kişiler tarafından
çözülmesi hususunda sahip oldukları anlaşma hakkını zedeler niteliktedir. Zorunlu tahkime başvurulabilmesi için,
uyuşmazlığın taraflarından yalnızca birinin zorunlu tahkime başvurması gerekli
ve yeterlidir.
a. Zorunlu Tahkime Başvuru Şartları
aa. Grev ve
Lokavtın Yapılamayacağı Bir Durumun Bulunması
YHK’ya başvurmak için ilk olarak grev ve
lokavtın yapılamayacağı bir durumun varlığı gerekmektedir. Bu, tarafların,
toplu iş uyuşmazlığının çözümü için ister geçici ister sürekli olarak grev ve
lokavta başvuramamalarını ifade etmektedir.
Grev ve lokavtın yasak olduğu işler ve
işyerleri bulunmaktadır. STİSK madde 62/1 uyarınca can ve mal kurtarma
işlerinde; cenaze işlerinde ve mezarlıklarda, şehir şebeke suyu, elektrik,
doğal gaz, petrol üretimi, tasfiyesi ve dağıtımı ile nafta veya doğalgazdan
başlayan petrokimya işlerinde, Millî Savunma Bakanlığı ile Jandarma Genel
Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığınca doğrudan işletilen işyerlerinde;
kamu kuruluşlarınca yürütülen itfaiye ve hastanelerde grev ve lokavt
yapılamamaktadır. Bu hallerde kesin olarak grev ve lokavt yasaklanmıştır. STİSK
madde 51 uyarınca, grev ve lokavtın yasak olduğu uyuşmazlıklarda arabuluculuğun
sonuçsuz kalmasından sonra taraflar uyuşmazlığın çözümü için YHK’ya başvurabilmektedirler.
bb. Arabuluculuk
Aşamasının Geçilmiş Olması
Zorunlu tahkime başvurmadan önce arabuluculuk
kurumu denenmelidir. YHK’ya başvurmadan önce arabuluculuk yolunun tüketilmesinin
gerektiği kanunun açık ifadesinden anlaşılmamakla birlikte, STİSK 50, 51 ve 60.maddelerin
birlikte değerlendirilmeleri sonucu ortaya çıkmaktadır.
b. Yüksek Hakem Kurulu Kararlarının Niteliği
STİSK madde 51/2 uyarınca, YHK kararları
kesindir ve toplu iş sözleşmesi hükmündedir. Anayasanın 54.maddesinin beşinci
fıkrasında da bu husus belirtilmiştir.
2.
İhtiyari
Tahkim (Özel Hakeme Başvurma)
İhtiyari tahkim, tarafların anlaşarak,
uyuşmazlığın çözümünü hakemden istemesidir. Özel hakeme başvurabilmek için
tarafların bir “tahkim sözleşmesi” kapsamında anlaşmaları gerekmektedir. Özel
hakemliğe başvurma ihtiyari olup, hakem tarafından verilen kararlar bağlayıcı
nitelik taşır. STİSK madde 52 uyarınca, toplu hak ve çıkar uyuşmazlıklarının
her safhasında özel hakeme başvurulabilmektedir. Belirtmek gerekir ki, ihtiyari
tahkimde, zorunlu tahkimden farklı olarak, taraflar hakemi seçebilmektedirler.
Tarafların özel hakem olarak YHK’yı seçmeleri de mümkündür.
STİSK madde 52/2 uyarınca, toplu iş
sözleşmesine, taraflardan birinin başvurması üzerine özel hakeme gidileceğine
dair hükümler konulabilir. Toplu iş sözleşmesinde aksine hüküm yoksa HMK’nın
özel hakeme ilişkin hükümleri uygulanır. Toplu hak uyuşmazlıklarında özel hakem
kararları genel hükümlere tabidir.
B. Bireysel
İş Uyuşmazlıklarında Tahkim
Bireysel hak uyuşmazlıklarında esas çözüm yolu
yargı yoludur. Bununla birlikte, bireysel iş uyuşmazlıklarının tahkim yoluyla
çözülmesi, birtakım avantajları da beraberinde getirir. Tahkim, olması
gerektiği şekilde uygulanırsa, iş hukukuna önemli ölçüde katkı sağlayacaktır.
Uyuşmazlıklar daha kısa sürede çözülebilecek ve bu sayede hem işçi hem de
işveren bakımından lehe bir durum oluşacaktır. Örneğin, uyuşmazlık daha kısa
sürede çözüldüğü için, işçi alacaklarına daha çabuk kavuşabilecektir.
Bireysel iş uyuşmazlıklarının tahkim yoluyla
çözümü, İş Kanunu madde 20’de düzenlenmektedir. “Fesih bildirimine itiraz ve
usulü” başlıklı 20.madde şu şekildedir:
“İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih
bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep
olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay
içinde işe iade talebiyle, İş Mahkemeleri Kanunu hükümleri uyarınca arabulucuya
başvurmak zorundadır. Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamaması
hâlinde, son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren, iki hafta içinde iş
mahkemesinde dava açılabilir. Taraflar anlaşırlarsa uyuşmazlık aynı sürede
iş mahkemesi yerine özel hakeme de götürülebilir.”


