TERK NEDENİ ile BOŞANMA DAVASI

TERK NEDENİ ile BOŞANMA DAVASI

Av. Mustafa Alper KÜÇÜKYILMAZ


Türk Medeni Kanunu madde 164’e göre eşlerden biri, evliliğin birliğinden doğan yükümlülüklerden herhangi birini yerine getirmemek maksadı ile diğerini yani evi terk ederse veya haklı bir sebebi olmadan ortak konuta dönmez ise evi terkin şartları gerçekleşmeye başlamış demektir.


Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde hakkında boşanma davası açılabilir. Davayı terk edilen açacaktır. Ancak davanın açılabilmesi için ayrılığın en az altı ay devam etmiş veya devam etmekte olması lazımdır. Yani dava, terk gününden itibaren altı ay sonra açılabilecektir. 


Terk nedeniyle boşanma davası açılabilmesi için terk edilen eş tarafından terk tarihinden itibaren dört ay geçtikten sonra aile mahkemesi tarafından eşine eve dön çağrısı yaptırması, ihtar kararının terk edene tebliğ edilmesi ve tebliğden itibaren iki ay geçmesi gerekir. Eşine eve dön çağrısı yapılmasını isteyen eşin aynı zamanda; eşine eve geri gelebilmesi için gerekli yol masrafını da göndermesi gerekmektedir. İhtar kararının tebliğinden itibaren iki ay geçmesine rağmen terk edilen eş davet edilen konuta dönmezse, terk edilen eş tarafından terke dayanarak boşanma davası açılabilecektir. 


Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hakim, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi halinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilan yolu ile yapılır. Ancak, dört ay bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtarın tebliğinden sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz. 


Diğer eşi orta konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır. İhtar kararı talebinin terkten itibaren dört ay geçtikten sonra yapılması, terk edene tebliğ tarihinden itibaren iki ay geçmesi, bu süre içerisinde davalının davacının yanına dönmemesi ve dönmemekte ısrar ettiğinin tespit edilmesi gerekecektir. 


Davalıya ihtar kararı tebliğ edilmeden ve tebliğden itibaren iki ay geçmeden terke dayalı boşanma davası açılamaz, açılmış ise reddi gerekir. İhtar kararı, basit yargılama usulüne tabidir. Evrak üzerinden inceleme yapılarak karar verilecektir. İhtar kararı ancak esas karar ile birlikte temyiz edilebilecektir. İhtar yapılırken diğer eşe orta konuta gelebilmesi için gereken masrafları ihtar kararını verecek mahkeme tarafından belirlenecektir. 


Terk sebebine dayalı olarak açılan boşanma davasının reddedilebilmesi için evi terk etme haklılık değil, eve dönmemekte haklılık gerekmektedir. Terk nedeni ile boşanmaya karar verilebilmesi için eve çağırılan eşin, haklı sebep yokken eve dönmediğinin kanıtlanması gereklidir. 


Bu noktada kadın da ihtar isteminde bulunabilecektir. Çünkü kanunda bu hak, sadece erkeklere tanınmış bir hak değildir. Eşlerin nikahtan sonra fiilen birleşmemiş olmaları, şartları mevcut ise terk sebebi ile dava açmaya engel değildir. 



İlgili Yargıtay Kararları 


Terk Nedenine Dayalı Boşanma Kararı Verilmesi

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’na göre, “Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili kanun maddeleri ve kavramların incelenmesinde yarar görülmektedir. Boşanma sebepleri TMK'nın 161 ve 166. maddeleri arasında özel ve genel boşanma sebepleri olarak düzenlenmiştir. Genel boşanma sebebi TMK'nın 166. maddesiyle düzenleme altına alınan evlilik birliğinin temelinden sarsılması durumudur. Özel boşanma sebepleri ise kendi içinde mutlak özel boşanma sebepleri ( zina-TMK m. 161, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış-TMK m. 162, suç işleme-TMK m. 163 ve son olarak terk-TMK m. 164 ) ve nispi özel boşanma sebepleri ( haysiyetsiz hayat sürme-TMK m. 163 ve akıl hastalığı TMK m.163 ) şeklinde ayrıma tabidir. Bu ayrımların asıl önemi; hâkimin, somut olayda evliliğin çekilmez hâle gelip gelmediğini incelemesinin gerekip gerekmediği noktasında kendini gösterir. Kanun koyucu özel mutlak boşanma sebepleri konusunda belirli bir olayın gerçekleşmesi şartını aramıştır. Özel mutlak boşanma sebebine dayalı bir davada “kanunun aradığı belli şart” gerçekleştiği takdirde artık hâkim, genel boşanma ve özel nispi boşanma sebebine dayalı davaların aksine “evliliğin çekilmez hale gelip gelmediğini” incelemeksizin boşanma kararı vermek zorundadır. Zira kanun koyucu; özel mutlak boşanma sebeplerinden birinin varlığı hâlinde, ortak hayatın çekilmez hâle geldiğini kabul etmiştir. Burada iddia edilen özel boşanma sebebinin varlığının ispatlanmış olması, boşanmaya karar verme hususunda yeterli olup, hâkim; tarafların bunun dışında ileri sürdükleri bir iddia ve savunmaya değer vererek hükme esas alamayacağı gibi boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların diğer kusurlu davranışlarını da dikkate alamayacaktır. Bunun doğal sonucu olarak da; özel boşanma sebebiyle aleyhinde yürütülmekte olan bir davada ayrıca bağımsız bir boşanma davası bulunmayan davalının, kusur esasına dayalı boşanmanın malî sonuçlarına ilişkin tazminat ve yoksulluk nafakası taleplerini ( TMK m. 174/1-2 ve 175 ) ileri süremeyeceği tartışmasızdır. Evlilik “birlik ilkesi” üzerine kurulmuştur. Evlenme ile eşler arasında “evlilik birliği” kurulmuş olur ve tarafların evlilik birliğinden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirme görevleri başlar. Bu görevlerin en önemlisi ise evliliğin amacıyla uyumlu şekilde eşlerin birlikte yaşamalarıdır. Bu bağlamda birlik süresince kural olan; zorunlu nedenler dışında eşlerin birlikte yaşamasıdır. Asıl kuralın aksine eşlerden birinin bu birliktelikten haklı bir sebep olmaksızın özgür iradesi ile ortak yaşamdan ayrılması ise “terk” olarak kabul edilir. Terk mutlak ve özel bir boşanma sebebi olarak 4721 Sayılı Kanunu'nun 164. maddesinde;

“( 1 ) Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır. ( 2 ) Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hâkim, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilân yoluyla yapılır. Ancak, boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz” şeklinde düzenleme altına alınmıştır. Görüldüğü üzere, terk sebebiyle açılan boşanma davaları kendine has özellikleri nedeniyle bu davalarda “dava koşulları ile yargılama usulü” iç içe geçmiş hâldedir. Dava çok sıkı maddi ve şekli şartlara bağlanmış olup titizlikle inceleme gerektirmektedir. Buradan hareketle söylenmelidir ki; hâkim, terk sebebine dayalı boşanma dava şartlarının oluşup oluşmadığını maddi hukuk ve usul hukuku açısından olmak üzere iki ayrımda inceleyerek karar vermelidir. Maddi hukuk açısından “terk eylemi” evlilik birliğinin yüklediği yükümlülükleri yerine getirmeme maksadı ve ortak hayata son verme kastı taşımalı, haklı ve hukuka uygun bir nedene dayanmamalı ve son olarak altı ay süreyle devam ediyor olmalıdır. Maddenin ikinci fıkrasında ise usul hukuku açısından üzerinde dikkatle inceleme yapılması gereken “ihtar müessesesi” açıklanmıştır. Hâkimin boşanmaya ilişkin verdiği kararla birlikte eşlerin kişisel durumlarında ortaya çıkan sonuçların yanı sıra bir takım malî sonuçlar da ortaya çıkar. TMK'nın 174. maddesiyle boşanmanın eşlerle ilgili malî sonuçları kapsamında yer alan maddi ve manevi tazminat şartları hüküm altına alınmıştır. Maddeye göre boşanmaya sebep olan olaylar nedeniyle mevcut veya beklenen menfaatleri zarar gören taraf; karşı taraftan maddî tazminat talep edebileceği gibi bunun yanı sıra, bu olaylar nedeniyle kişilik hakları saldırıya uğramışsa manevî tazminat da isteyebilecektir.

Türk Hukuku'nda boşanmanın malî sonuçları açısından kusur ve nedensellik bağı kavramları önem arz etmektedir, zira boşanma nedeniyle tazminat ödenmesine karar verilebilmesi için; bir eşin “kusurlu davranışları” ile diğer eşte “tazminatlar yönünden zarar oluşumu” arasında “nedensellik bağı” olmasını gerektirir. Daha açık bir ifadeyle eşte oluşan zarar olgusu; boşanmaya sebep olan olaylarda gerçekleştiği kabul edilen kusurlu davranışlar nedeniyle oluşmalıdır. Kusur, esasen sorumluluk hukuku gereği olarak tazminat talebinde bulunabilmek için gereken bir unsur olup, genel olarak; zarara sebebiyet veren kişinin sorumlu tutulabilmesi için hukuk düzenince belirlenmiş olan davranış kurallarından sapma olarak tanımlanabilir. İşte burada hâkim; olayların alışılan akışına ve yaşam deneyimlerine göre, kusurlu eşin boşanmaya sebebiyet veren eylemlerinin, diğer eşte ağır zarar yaratması arasında uygun nedensellik bağını kurduğu takdirde tazminat ödenmesine karar verebilir. Zarar kavramı ise en genel ifade ile kişinin mal varlığı veya şahıs varlığı bakımından korunan bir değerinde hukuka aykırı bir davranışın sonucu olarak iradesinin ve isteğinin dışında meydana gelen eksilme olarak tanımlanmaktadır. Hâkim, eşin; TMK'nın 174. maddesi uyarınca, boşanma nedeniyle oluşan “mevcut veya beklenen menfaat” zedelenmesini maddi tazminatla, boşanmaya sebep olan olaylar nedeniyle “kişilik haklarının” zedelenmesini ise manevi tazminatla onarılmasına karar vermek yetkisine sahiptir. Boşanma sonucunda manevi tazminata karar verilebilmesi için, kişinin boşanmaya sebep olan olaylar nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğraması gerekir. Kişilik haklarının korunmasına ilişkin temel düzenleme TMK'nın 23, 24 ve 25. maddelerinde yer almakta; Türk Borçlar Kanunu'nun 58. maddesiyle bu düzenlemeler tamamlanmaktadır. Ancak bu genel korumanın dışında bazı kişisel değerleri koruyan özel hükümler de bulunmakta olup, TMK'nın 174. maddesi bu hükümlerden biridir. Kişilik hakları, bir bütün olarak kişinin maddi ve manevi varlığıyla ilişkili ve bu varlığın geliştirilmesini hedefleyen haklar ve özgürlükler olarak tanımlanır. Bu haklar; kişiliğe bağlı, dokunulamaz, devredilemez ve vazgeçilemez haklardır. Kişilik haklarının mutlak bir hak oluşu, hak sahibine, bu hakka ve hakkın içerdiği değerlere herkesin saygı göstermesini isteme, kişisel değerlerin korunmasını herkesten isteme, yasaların, kamu düzeninin ve genel ahlak ile adabın çizdiği sınırlar içerisinde dilediği gibi kullanma hakkı verir. Kişilik hakkı kavramı; kişiyi var eden, kişiliğini serbestçe geliştirmesini sağlayan, diğer kişilerden farklılığını temin eden bütün değerler üzerindeki haktır. Yaşam, vücut bütünlüğü, özgürlükler, şeref ve haysiyet, özel yaşam, isim, resim gibi kişisel varlıklar üzerindeki haklar kişilik hakkını ifade eder. Bu varlıklara yönelen saldırılar ise kişilik hakkının ihlali sonucunu doğururlar.

Eldeki davaya gelince; yerel mahkemece yapılan yargılama sonunda, tarafların evlilik birliği hakkında “kadın eşin ortak konutu terk ettiği, yasaya uygun şekilde ihtar edildiği hâlde eve dönmediğinin ispatlandığı” gerekçesiyle, TMK'nın 164. maddesinde yazılı özel ve mutlak boşanma sebebi olan “terk olgusuna” dayalı boşanma kararı verildiği anlaşılmıştır. Diğer bir ifadeyle hâkim, “kanunun aradığı belli şartın” gerçekleştiğini kabul etmiş, tarafların boşanma sebebini “terk” vakıası olarak belirlemiştir. Özel Daire tarafından bu yöne ilişkin yapılan temyiz incelemesinde ise terke dayalı boşanma kararının onanmasına karar verilmiştir. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; tarafların terk hukuksal sebebine dayalı boşanmalarına karar verildiği, taraflar yönünden boşanmaya sebep olan olayın “kadının haklı bir sebebi olmaksızın ortak konuta dönmediği” şeklinde belirlendiği, özel ve mutlak boşanma sebebine dayalı davalarda dava konusunun sadece ve sadece kanunun aradığı belli şartın gerçekleşip gerçekleşmediği hususu olduğu, hâkimin ileri sürülen sebepten farklı vakıaların ispatlanıp ispatlanmadığını araştırmasına gerek olmadığı gibi, ispatlanmış olsa dahi taraflarca gerçekleştirildiğinden bahisle başkaca kusurlu davranışları hükme esas alamayacağı, bu durumun doğal sonucu olarak da bir başka mahkemenin yargılamasına konu olan hakaretlere dayalı şekilde erkek eşin kişilik haklarının zedelenmiş olmasından söz edilemeyeceği, manevi tazminata hükmedilebilmesi için boşanmaya sebep olan olayın kişilik haklarına saldırı teşkil etmesi gerektiği, terk edilmiş olmanın kişilik haklarına saldırı niteliği taşımadığı, boşanmaya sebep olmayan bir vakıanın nedensellik bağının kurulmasında ölçü olarak alınarak mahkemece TMK'nın 174/2. maddesi uyarınca manevi tazminat ödenmesine karar veremeyeceği tereddütsüzdür. Hâl böyleyken yerel mahkemece, somut olaya uygun ve aynı yönlere işaret eden Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, terke dayalı olarak verilen boşanma kararında, boşanmanın fer'îsi niteliğinde erkek eş yararına manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.” denilmektedir. (Y. HGK. Esas no: 2017/2-2717, Karar No: 2021/761, Karar Tarihi: 15.06.2021). 


Terke Dayalı Boşanma İstemi

Yargıtay 2. Hukuk Dairesine göre, “Davacı erkeğin 26.11.2008 tarihinde Türk Medeni Kanunu'nun 164. maddesinde düzenlenen terk hukuksal sebebine dayalı olarak boşanma talebinde bulunduğu, mahkemece davanın kabulüyle tarafların boşanmalarına karar verildiği, davalı kadının davaya cevap vermediği ve duruşmalara katılmadığı, adına tebliğe çıkarılan dava dilekçesinin... adresinde muhatabın çarşıda olduğunu belirten kuzeni ...'a 29.11.2008 tarihinde tebliğ edilmiş olduğu görülmüştür. Davalı kadın tarafından açılan ... Aile Mahkemesi dosyasında; erkeğin boşanma davası açtığından ve boşanma kararının kesinleştirildiğinden o davadaki yargılama sırasında haberdar olduğunu, kendisinin tebligatların yapıldığı...'da hiç bulunmadığını, tebligatların yapıldığı dönemde Hollanda'da olduğunu, kendisi adına tebligatları alan kişileri tanımadığını, gerekçeli kararın tebliği de dahil olmak üzere tebligatların hileli davranışlarda bulunulmak suretiyle usulsüz olarak yapıldığını belirterek yargılamanın yenilenmesini talep etmiş, mahkemece koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, Dairemizin 2017/3905 esas, 2018/13117 karar 20.11.2018 tarihli ilamı ile dava dilekçesi ve gerekçeli karar tebliğleri usule aykırı olup karar kesinleşmediğinden yargılamanın iadesi yapılamayacağı ve talebin iş bu erken açtığı dosyanın temyizi mahiyetinde olduğundan bahisle bozma kararı verilmiş, mahkemece bozmaya uyularak yargılamanın iadesi talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına, yargılamanın iadesi isteminin eldeki dosyamız için temyiz niteliğinde olduğunun tespitine karar verilmiş ve bu karar kesinleşmiştir.

Kadının dava dilekçesi ile gerekçeli kararı tebliğ alan kişiler hakkında ceza kovuşturması yapılması amacıyla yaptığı suç duyurusu üzerine açılan kamu davasında... 1. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 2013/118 esas sayılı dosyası ile dava dilekçesini tebliğ alan D. Ç. isimli bir kişinin bulunmadığının tespit edildiği görülmüştür. Ceza dosyası arasında bulunan Emniyet Genel Müdürlüğünden istenen kayıtlardan davalı kadının 23.08.2008 tarihinde yurt dışına çıkış yaptığı ve 21.12.2009 tarihine kadar Türkiye'ye bir daha giriş kaydının bulunmadığı tespit edilmiştir. Bu durumda davalı kadına dava dilekçesi tebliği usulsüz olup davalının savunma hakkı kısıtlanmıştır. ( Yargıtay HGK 17.12.2014 tarih, 2013/1372 esas ve 2014/1065 karar ). O halde, mahkemece yapılacak iş; davalıya usulüne uygun şekilde dava dilekçesinin tebliği, cevap dilekçesi sunma hakkı tanınması, dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşaması tamamlandıktan sonra ön inceleme duruşma gününün tebliği, bundan sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların tespiti ( HMK m. 140 ) taraflarca üzerinde anlaşılamayan ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar için usulüne uygun şekilde delil gösterildiği takdirde tahkikat aşamasına geçilerek gösterilen delillerin toplanması ile bir sonuca ulaşmaktan ibarettir. Açıklanan bu hususlara riayet edilmeksizin yazılı şekilde davalının yokluğunda hüküm kurulması hukuki dinlenilme hakkının ( HMK m. 27 ) ihlali niteliğinde olup bozmayı gerektirmiştir.” denilmektedir. (Y. 2.HD. Esas no: 2021/1003, Karar No: 2021/2822, Karar Tarihi: 08.04.2021). 



Kaynakça

Aydemir E./Memiş Y./Ruhi, A./Uçakhan, S./Bahadır, Ç.: Hukuk Davaları, Ankara, 2016 

Kılıçoğlu, A.:  Aile Hukuku, Ankara, 2022. 

Gençcan, Ö.: Aile Hukuku, Ankara 2011. 

Öztan, B.: Medeni Hukukun Temel Kavramları, Ankara 2019. 

Yargıtay Kararları.


+905356309610