SEÇİMLİK BORÇ ve PARÇA-CİNS BORÇ AYRIMI
Av. Mustafa Alper KÜÇÜKYILMAZ
Makalenin tamamını PDF olarak indirmek için lütfen linke tıklayınız
1. SEÇİMLİK BORÇ
Türk
Hukukunda seçimlik borç, Borçlar Kanunu’nun 87. maddesinde “Seçimlik
borçlarda, hukuki ilişkiden ve işin özelliğinden aksi anlaşılmadıkça,
edimlerden birinin seçimi borçluya aittir.” şeklinde düzenlenmiştir.
Kanunda, seçimlik borcun tanımı yapılmamış, sadece ifanın nasıl olacağına yer
verilmiştir. Seçimlik borcu tek bir maddede düzenleyen Türk Borçlar Kanunu ve
İsviçre Borçlar Kanunu’nun aksine Alman Medeni Kanunu’nda daha ayrıntılı düzenlemeler
bulunmaktadır.
Seçimlik
borçta birden fazla edim, borç ilişkisinin içindedir; ancak sadece bunlardan
birinin ifası gerekmektedir. İfa, öncelikle belirli olmayan edimlerden birinin
borcun konusu olarak belirlenmesine bağlıdır. Edimlerden birinin belirlenmesi
seçim hakkı sahibine aittir. Seçim hakkı sahibi, hakkını kullanıp borç konusunu
belirli hale getirirse, irade beyanının karşı tarafa ulaşmasıyla birlikte borç
artık basit bir borç ilişkisi haline gelmiş olur. Basit bir borç ilişkisinde, borçlunun
edimini ifa etmemesi halinde, borcun zorla icrası konusunda genel hükümler
uygulanacaktır. Burada özellik gösteren husus, seçim hakkı sahibinin seçim
hakkını kullanmaması durumunda diğer tarafın borcun ifasına ilişkin nasıl bir
yol takip edeceğidir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 112. maddesindeki seçimlik
borçlarda seçim hakkının borçlu veya üçüncü kişi tarafından kullanılmaması
durumunda seçimlik dava açılabileceğine ilişkin düzenleme bize yol gösterici
niteliktedir.
1.1.
Genel Olarak
Seçimlik Borç
TBK.
m.87’ye göre, birden çok edimi içine almakla birlikte, borçlunun bunlar
arasından seçeceği bir tek edimi yerine getirmekle yükümlü olduğu borca,
seçimlik borç denir. Örneğin, 10 bin Türk Lirası karşılığında S’nin A’ya karşı
ya saatini ya da dolma kalemini satmayı borçlandığı bir borç ilişkisinde, iki
edim mevcut olduğu için, ortada seçimlik bir borç vardır. Burada S, A’ya
dilerse saatini, dilerse dolma kalemini vererek borçtan kurtulur.
Burada
taraflar arasında sözleşmeden doğan bir borç ilişkisi kurulmuştur. Fakat
borçlunun ifa edeceği edim belli değildir. Borçlunun ifa edeceği edim, seçim
sonucu belirlenmiş olacaktır. Bu nedenle borcun konusu seçimlik borçtur.
Örneğin; B, A’ya arsa ya da dairenin mülkiyetini devir ve teslim etmeyi taahhüt
etmiştir.
Seçimlik
borçta seçim hakkı, alacaklıya ait olabileceği gibi borçluya da ait olabilir.
Seçim hakkı, değiştirici yenilik doğuran bir haktır ve şekle bağlı olmayan,
varması gerekli tek taraflı bir beyanla kullanılır.
Seçimlik
borçta, belirsizlik, borçlanılmış olan edimlerden hangisinin ifa edileceği ile
ilgilidir; oysa koşula bağlı bir borçta borcun doğması için koşulun
gerçekleşmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, koşula bağlı borçlarda belirsizlik,
borçlanılıp borçlanılmadığına ilişkindir.
Seçimlik
borç, çeşit borçlarına benzemekle birlikte, ondan da şu noktalarda ayrılır:
Çeşit borcunda edim konularının tamamı aynı çeşit, örneğin aynı buğday türü
içinde yer alırken seçimlik borçlarda borçlanılan birçok seçimlik edim, çeşitli
nitelikte olabilecekleri gibi, muhtelif çeşitlere de örneğin bir edim, paraya,
bir edim, buğdaya dahil olabilir. Keza, seçimlik borçta edimlerden biri belirli
bir parça, diğeri ise çeşit borcunun konusunu da oluşturabileceği gibi bütün
edimler, parça borcunun konusunu da oluşturabilir. Buna karşılık hem çeşit borcunda
hem de seçimlik borçta, birçok edim konusu şey, ifa aracı olarak nazara
alınabildiği için, muhtevalarındaki nispi belirsizlik yönünden birbirine
benzerler. Ancak, seçimlik borçlarda genel nitelikte herhangi bir şey değil,
birden çok belirli şeyden biri borçlanılmıştır. Örneğin A, B’ye evindeki
“balkonlu odadan veya bahçeye bakan odadan” birini kiralamış ve bunlardan
birini seçme hakkı da A veya B’ye bırakılmışsa, ortada bir seçimlik borç
mevcuttur.
1.2.
Seçimlik
Borçlarda Seçim Hakkının Kullanılması
Seçimlik
hakkı, tek taraflı, varması gerekli irade beyanıyla kullanılan yenilik doğuran
bir haktır. İrade beyanı, karşı tarafa varmakla kendiliğinden sonuçlarını
doğurur; borcun konusu, tek bir edim halinde kesin olarak belli olur. Böylece
edim, sanki başlangıçtan beri borçlanılmış kesin ve belirli bir edim halini
alır. Seçim beyanı, geçmişe etkili sonuçlar doğurur. Bu niteliği ve özelliği
ile seçim hakkı, yenilik doğuran bir hak olup, değiştirici yenilik doğuran
haklar grubuna girer. Bunun sonucu olarak, seçim hakkının kullanılması ile
mevcut hukuki (durum) ilişki değişir. Seçim hakkı, yenilik doğuran hak olduğu
için kullanmakla sona erer. Bunun değiştirilmesi, ancak diğer tarafın
muvafakati ile, yani tarafların bir değiştirme sözleşmesi yapmaları ile mümkün
olur. Bu nedenle, seçim beyanından dönülemez. Seçim beyanı, inşai hakların bir
özelliği olarak süreye ve koşula da tabi tutulamaz. Seçim beyanı, taraflar
aksini kararlaştırmamışlarsa, herhangi bir şekle bağlı değildir. Bu, açık bir
irade beyanıyla kullanılabileceği gibi, kapalı bir irade beyanıyla da
kullanılabilir. Örneğin alacaklı, borçlunun gönderdiği edimlerden birini kabul
etmişse durum böyledir.
Borçlar
Kanunun 87.maddesine göre, “seçimlik borçlarda, hukuki ilişkiden ve işin
özelliğinden aksi anlaşılmadıkça, edimlerden birinin seçimi borçluya aittir.”
Yani, ifası gereken edimi belirleme yetkisi kural olarak borçlunundur. Bu
anlamdaki seçme yetkisi yenilik doğurucu bir hakkın kullanılmasıdır.
Dolayısıyla, seçim hakkının kullanılmasıyla birlikte borçlunun ifa edeceği edim
somutlaşmış olur. Borçlu, alacaklı kabul etmediği takdirde seçiminden dönemez;
seçtiği edimi ifa etmek zorundadır.
Borçlar
Kanunu’nun 87.maddesi emredici nitelik taşımadığı için, seçme hakkının
alacaklıya veya üçüncü bir kişiye bırakılması da mümkündür. İşin mahiyeti de
bazı hallerde seçme hakkını başkasının kullanmasını gerektirebilir. Böyle bir
durumda, onlar seçim hakkını kullanırken dürüstlük ilkesi (MK. m.2)
çerçevesinde hareket etmek zorundadırlar.
Seçim
hakkı alacaklıya ait olup da alacaklı bu hakkını süresinde kullanmadığı
takdirde borçlu alacaklıya karşı alacaklının temerrüdü hükümlerine
başvurabilir. Seçim hakkının kime ait olduğu konusunda “şüphe halinde borçlu
lehine yorum” ilkesi benimsenmiştir. Bu husus, çeşit (cins) ve seçimlik borç
ayrımı yapılmak suretiyle hükme bağlanmıştır (BK. m.70-71).
Seçimlik
borçlarda, seçim hakkı sahibi borçlu, alacaklı veya üçüncü kişinin seçim
yapmasıyla borç ilişkisinde hangi borcun ifa edileceği belirlenmektedir. Borç
konusunun belirlenmesiyle, artık borç ilişkisi basit bir borç ilişkisi haline
gelmiş olur. Bu aşamadan sonra, borç ilişkisinde borcun ifa edilmemesi halinde
açılacak dava ve dava sonunda verilen hükmün cebri icrasına ilişkin genel
hükümler uygulanma alanı bulacaktır. Seçim hakkının kullanılması suretiyle
belirlenen edim, borçlu tarafından yerine getirilmezse borçluya karşı seçimlik
dava değil, basit bir eda davasının açılması gerekmektedir. Eda davasında
verilen hükme uyulmaması durumunda ise alacaklı ilamlı icra yoluna
başvuracaktır.
Seçimin
yapılmasından sonra borçlu tarafından yerine getirilmeyen borcun konusu bir
miktar para ise, alacaklının eda davası açmasına gerek kalmadan doğrudan icra
dairesinden ilamsız icra takibi başlatması mümkün olacaktır. Konusu para
olmayan diğer alacaklar için ise alacaklının öncelikle bir dava açarak ilam
alması ve ondan sonra icra dairesine başvurup ilamı icraya koyması gerekir.
Para ve teminat alacakları için de ilam alınarak icraya başvurulması mümkündür;
bir başka ifadeyle para ve teminat alacakları için ilamlı ve ilamsız icraya
başvurmak konusunda alacaklı serbesttir.
1.3.
Seçimlik
Borçlarda Edimin İmkansızlaşması
Seçimlik
borca konu edimlerin tamamının imkansızlaşması halinde seçim hakkının kime ait
olduğunun bir önemi bulunmamaktadır. Edimlerin imkânsız hale gelmesinde
borçlunun bir kusuru varsa bu durumda kusurlu ifa imkânsızlığı hükümlerine göre
borçlunun alacaklıya tazminat ödemesi gerekecektir (TBK. m. 112). Bu durumun
iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde borçlunun karşı edimine etkisi konusunda
açık bir düzenleme bulunmamakla birlikte hâkim görüşe göre, alacaklı, dilerse
karşı edimi aynen ifa edip bunun karşılığında tazminatı alabilir; dilerse karşı
edimi ile ödenecek tazminat arasındaki farkı borçludan talep edebilir. Bu
konuda Alman Hukuku’nda açık bir hüküm bulunmaktadır. Bu hükme göre, borçlu,
imkânsızlıktan sorumlu olsun veya olmasın borç sona erecek ve borçlu karşı
edimi isteyemeyecektir. Kusurlu ifa imkânsızlığı halinde alacaklı, borçludan
tazminat isteyebilecek ancak karşı edimin değeri bu tazminattan indirilecektir.
Edimlerin
imkânsız hale gelmesinde alacaklının bir kusuru varsa, borç yine sona erecektir
(TBK m.136/I). Alacaklının kusuruyla edimlerin imkânsızlaşmasının karşı edime
etkisi konusunda yine açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu konuda Alman
Hukuku’nda açık bir hüküm bulunmaktadır. Bu düzenlemeye göre edimlerin
imkânsızlaşmasında alacaklının bir kusuru bulunmaktaysa borçlu karşı edimi
isteyebilecektir. Dolayısıyla alacaklının kusuruyla edimlerin imkânsız hale
gelmesinde edim hasarı alacaklıdadır.
Edimler
borçlunun kusuru olmaksızın imkânsız hale gelmişse bu durumda, kusursuz ifa
imkânsızlığı hükümlerine göre borçlu, sorumluluktan kurtulacaktır (TBK
m.136/I). Kusursuz ifa imkânsızlığında borç sona erdiği için borçlu, karşı
edimi isteme hakkını kaybeder (136/II).
Edimlerden
birinin tarafların kusuru olmaksızın imkânsız hale gelmesiyle seçimlik borç,
ifası mümkün olan edimler bakımından devam edecek; ancak, edimlerden birinin
imkansızlaşmasıyla geriye sadece bir edim kalmışsa artık borcun konusunu o edim
oluşturacaktır.
Seçim
hakkının borçluya ait olduğu ve edimlerden birinin borçlunun kusuruyla imkânsız
hale geldiği durumlarda borç ilişkisinin konusunu ifası mümkün olan diğer edim
oluşturacaktır. Borçlu, ifası mümkün olan edime karşılık karşı edimi isteme
hakkına sahiptir. Bu görüşe göre, ifası mümkün olan edim sonradan borçlunun
kusuru olmadan imkansızlaşırsa alacaklı borçlunun kusuru ile imkansızlaşan ilk
edim için tazminat isteyebilecektir. Seçim hakkının borçluya ait olduğu ve
edimlerden birinin alacaklının kusuruyla imkânsız hale geldiği durumlarda ise
borçlu, imkânsız olan edimi seçip ifadan kurtulabilir. Borçlu, imkânsız edimi
seçerse karşı edimini talep edebilir. Bunun yerine ifası mümkün olan edimi
seçip ifa edebilir ve imkânsızlığına sebep olduğu edim için haksız fiil
hükümlerine göre alacaklıdan tazminat isteyebilir.
Seçim
hakkının alacaklıya ait olması ve edimlerden birinin alacaklının kusuruyla
imkânsız hale gelmesi halinde borç ilişkisinin konusunu ifası mümkün olan edim
oluşturacaktır. Borçlu, bu durumda ifası mümkün edimi ifa ederek karşı edimini
talep edebilecektir. Ancak, alacaklının kendi kusuruyla imkânsızlaşan edim için
borçluya tazminat ödemesi gerekecektir. Seçim hakkının alacaklıya ait olması ve
edimlerden birinin borçlunun kusuruyla imkânsız hale gelmesi halinde
alacaklının seçim hakkı sona ermez; alacaklı imkânsız olan edimi seçip
imkansızlıktan doğan zararlarını talep edebileceği gibi ifası mümkün diğer
edimi de seçebilecektir. Alacaklı, imkânsız edimi seçerek tazminat isterse,
borçlunun karşı edimi talep etme yetkisi yoktur. Ancak, karşı edimin değerinin
alacaklıya ödenecek tazminattan indirilmesi gerekir. Alacaklı, ifası mümkün
diğer edimi seçerse bu durumda borçlunun karşı edimi talep edebileceğini kabul
etmek gerekir.
Seçim
hakkının kullanılmasından sonra borç ilişkisi seçilen edimle sınırlanacak ve
diğer edim borcun konusu olmaktan çıkacaktır. Bir başka ifadeyle, seçim
hakkının kullanılmasıyla seçimlik borç adi borç haline gelecektir. Buna bağlı
olarak, borç konusu olmaktan çıkan diğer edimin imkânsızlaşmasının borç
ilişkine herhangi bir etkisi olmayacak; ancak seçilen edimin imkânsızlaşması
durumunda ise borçlunun kusurunun bulunup bulunmamasına göre bir ayrım
yapılacaktır. Sonraki imkânsızlıktan borçlunun sorumlu olması halinde borçlu,
alacaklının zararını ödemek zorunda kalacak (TBK m. 112); borçlunun sorumlu
olmaması halinde ise borç sona erecektir (TBK m. 136).
1.4.
Seçimlik
Yetki
Seçimlik
yetki, Türk Borçlar Kanunu’nda özel bir madde içinde düzenlenmiş değildir.
Bununla birlikte TBK. m.99’da seçimlik yetki öngörülmüştür.
Seçimlik
borçlarda iki veya daha çok asli edim vardır. Yetkili kişinin örneğin borçlunun
bunlardan birini seçmesi ve ifası ile borç sona erer. Oysa, seçimlik yetkide
sözleşmenin yapıldığı anda kesin olarak belirlenmiş ve borçlanılmış bir tek
asli edim mevcuttur. Ancak, borçlu, tarafların anlaşmalarına veya alacaklının
sonradan verdiği yetkiye göre; asıl edim yerine başka bir edimi yerine
getirerek borçtan kurtulma imkanına sahiptir. Örneğin, bir vekalet
sözleşmesinde avukat, vekalet verene vekalet ücreti olan 1000 Türk Lirasını
evinde işçi olarak çalışmak veya belirli bir mal vermek suretiyle ödeme yetkisi
verirse, seçimlik yetki söz konusu olur. Asıl edim yerine geçecek diğer edime,
“yedek edim” veya “ikame edim” adı verilir. Alman hukukunda seçimlik yetkiye,
aynı zamanda ikame yetki de denilmektedir. Seçimlik yetki, iradi seçimlik yetki
ve kanuni seçimlik yetki olmak üzere ikiye ayrılır. İradi seçimlik yetki ya
taraflarca birlikte kararlaştırılır ya da sonradan tek taraflı irade beyanıyla
borçluya tanınır. TBK. m.99/2’de kanuni seçimlik yetki düzenlenmiştir.
Gerçekten, TBK. m.99/2’ye göre, ülke parası dışında başka bir para birimiyle
ödeme yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen
bir ifade bulunmadıkça, borçlu borcunu yabancı parayla ödeyecek yerde, ödeme
günündeki rayiç üzerinden ülke parasıyla da ödeyebilir. İşte burada borçlu,
esas itibariyle asıl edim olarak yabancı ülke parasını borçlanmıştır. Fakat
Türk Borçlar Kanunu, ona bu borcunun “yedek” “ikame” edim olarak, Türk parasıyla
ödeme yetkisini de vermiş bulunmaktadır. Keza, taraflar satış sözleşmesinde
esas itibariyle X adındaki şeyi satmayı kararlaştırmış olmakla birlikte,
sözleşmede alıcıya onun yerine Y adındaki şeyi satın alma yetkisi de
tanıyabilirler. Bu takdirde, asıl edimin konusu X iken, onun yerine
istenebilecek ikame (yedek) edim de Y’dir.
2. PARÇA ve CİNS BORÇLARIN İFASI
2.1.
Kavram
Maddi edime ilişkin borçlar,
içerdikleri şey yönünden “parça borçları ve “çeşit borçları” olmak üzere ikiye
ayrılır. Parça borçlarında borçlunun borçlandığı edimin konusu, taraflarca
bireysel nitelik ve özellikleriyle sözleşmede tam olarak belirlenir. Gerçekten,
bu tür borçlarda edimin konusu, örneğin teslim edilecek şey, sözleşme
yapılırken, taraflarca diğer şeylerden tam olarak ayırt edilmişse, bu tür
borca, “parça borcu, bireysel olarak belirlenmiş borç” (Stückschuld) denir.
Örneğin parça borcuna, 2012 model 200 E tipi, otomatik mavi renkli, 06 AA 444
plaka numaralı Mercedes araba veya Van Gogh’un “Buğday Başakları” tablosu veya
Ankara, Atatürk Bulvarı 10/5 numaralı daire misal olarak gösterilebilir.
Buna
karşılık, taraflar sözleşmede edim konusu şeyi, sadece genel nitelikleriyle
belirlemiş olabilirler. Burada edimin konusu, bireysel özellik ve niteliklerine
göre kesin olarak gösterilmiş bulunmamaktadır. Bununla birlikte, borç konusu
şeyin dahil olduğu eşya türüne (çeşidine) göre belli edilmesi mümkündür.
Örneğin sözleşmede 10 ton buğday, 5 ton arpa veya yüz adet 200 E tipi, 2012
model Mercedes marka araba, belli bir yazarın 500 adet borçlar hukuku kitabı
kararlaştırılmışsa, edim konusu şey, genel olarak, dahil bulunduğu eşya çeşidi
göz önünde tutularak borçlanılmıştır. Gerçi, bu tür borçlarda edimin somut ve
bireysel olarak hangi şey oluğu belli değildir. Ancak, borçlu veya diğer yetkili
bu türdeki şeyler içerisinden kararlaştırılan miktar ve nitelikte şeyi seçerek
edimin konusunu belirleyebilir. İşte bu tür borçlarda da “çeşit borcu, tür
borcu, cins borcu” veya “çeşidiyle belirlenmiş borç” (Gattungsschuld) denir.
Çeşit
borçlarının konusu, genel olarak “misli şeyler”, yani nitelikleri itibariyle
birbirinin aynı olan veya biri diğerinin yerine konulabilen ve böylece
sayılabilen, ölçülebilen veya tartılabilen taşınır şeylerdir. Örneğin 5 ton
zeytinyağı, 10 ton buğday, 100.000,00 – TL vs. gibi.
Misli
şeyle misli olmayan şey kavramlarını birbirinden ayırmak gerekir. Misli şeyin
tanımı yukarıda yapıldı. Buna karşılık, iş çevrelerindeki genel ve objektif
anlayışa göre, bireysel nitelikleri itibariyle diğer şeylerden farklı olan,
biri diğeri yerine konulamayan eşyaya misli olmayan eşya denir. Örneğin bir
ressamın yapmış olduğu belli bir tablo, misli olmayan şeye örnek
gösterilebilir. Misli olmayan şeyler, genel olarak parça borçlarının, misli
şeyler ise çeşit borçlarının konusu oluşturur. Bununla birlikte, misli şey
kavramıyla çeşidiyle (cinsen) belirlenmiş şey kavramı, eş anlamlı kavramlar
değildir. Bu itibarla, misli şeyler de bazen parça borçlarının konusunu
oluşturabilir. Örneğin, belirli bir çiftlikte belirli bir yıl üretilecek
buğdayın ilk 10 tonu veya belirli bir vagonda bulunan kömürün ya da Tunçbilek
Kömür İşletmesi’ne ait kömür ocaklarından çıkartılıp depolanan linyit
kömüründen ilk beş tonun satın alınmasında durum böyledir. Bu misalde, türü
itibariyle belirlenmiş şeyler, bireysel olarak belirlenmiş şey haline
getirilmektedir. Keza, bireysel olarak belirli şeylerin çeşit (tür) borçlarına
konu teşkil etmesi de mümkündür. Örneğin, Picasso veya Van Gogh’un üç tablosu,
satış sözleşmesine konu edilmişse, burada bir çeşit borcu söz konusudur. Zira
burada adı geçen ressamların bireysel nitelik ve özellikleriyle belirli
tabloları değil, herhangi üç tablosu satış sözleşmesinin konusunu
oluşturmaktadır. Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere bir şey, tarafların
sübjektif iradelerine, dolayısıyla anlaşmalarına göre, parça borcunun konusu
olabileceği gibi, çeşit borcunun konusu da olabilir. Parça ve çeşit borcu
arasındaki ayrım tamamen sübjektiftir. Oysa misli şey misli olmayan şey
arasındaki ayrım objektiftir; bu, iş çevrelerindeki genel anlayışa göre
belirlenir.
Çeşit
borçlarında borçlu, edim konusu şeyi, bazen belirli bir stok veya yerdeki
şeyden vermeyi borçlanabilir. Bu tür çeşit borçlarına, “stok borcu” veya
“sınırlı çeşit borcu” denir. Sınırlı çeşit borçlarında, edim konusu şey,
belirli miktarda genel bir eşya türünden değil, fakat çeşidi belirlenmiş
sınırlı bir depo veya stoktaki şeyden sağlanarak ifa edilir. Örneğin yukarıda
verilen misalde, depoda bulunan belirli bir çiftliğin belirli yıldaki buğday
ürününden 10 tonunun veya Eczacıbaşı Holding’in 300 adet hisse senedinin
satılmasında sınırlı çeşit borcu söz konusudur. Miras hukukunda miras bırakan
çeşidi itibariyle belirli bir şeyini vasiyet etmişse, burada da vasiyet
borçlusunun sınırlı bir çeşit borcu söz konusu olur. Borç konusu olan çeşit
kendi içinde alt çeşitlere ayrılabilir. Örneğin kısa elyaflı pamuk, uzun
elyaflı pamuk, sert buğday, yumuşak buğday alt çeşitlerdir.
2.2.
Parça ve Çeşit Borç Ayrımının Hukuki Sonuçları
Maddi
edimlerin, parça ve çeşit borçlarına ayrılmasının doğurduğu hukuki sonuçlar,
kendini ifa ve hasar sorunlarında gösterir.
2.2.1. İfa Sorunu
Parça
borçlarında, borçlanılan edim, tarafların anlaşmaları sonucu bireysel özellik
ve nitelikleriyle belirlenmiş olduğu için, borçlunun borçlanmış olduğu edim, bu
şeydir. Borçlu, bu belirli şeyi ifa etmedikçe borcundan kurtulamaz. Borçlu,
sözleşmede borçlanılan parça ediminden başka bir şeyi ifa edemez. Alacaklı da
borçludan yalnız bu şeyi istemek hakkına sahiptir. Buna karşılık çeşit
borçlarında, borçlu, borçlanılan türe dahil nitelik ve miktarda şey veya
şeyleri ifa etmek suretiyle borcundan kurtulur.
Sözleşmenin
kurulması esnasında, çeşit borcunun konusu olan şeyin borçlunun elinde bulunup
bulunmamasının bir önemi yoktur. Borçlu, henüz sahip olmadığı, örneğin
başkasına ait olan veya henüz üretilmemiş bulunan bir şeyin teslimini de
taahhüt edebilir. Burada önemli olan husus, ifa anında teslim edilecek şeyin,
sözleşmede üstlenilen eşya türünün miktar ve niteliğine uygun olmasıdır. Zira
yalnız nitelik değil, taraflar, edim konusunu miktar itibariyle de belirtmek
zorunda olduklarından, borçlunun bu miktara da uyması gerekir. Miktar, hiç veya
yeterli kadar belli edilmemiş ise, edimde gerekli belirlilik yok demektir. Buna
karşılık, borçlanılan şeyin niteliğinin kesin olarak belirtilmesi şart
değildir. Taraflar, borçlanılan şeyin niteliğini yaklaşık olarak göstermişlerse,
bu yeterlidir; ifa edilecek edimin niteliğini, diğer durumları göz önünde
tutarak, örneğin içinde yaşanılan iş (ticaret, alışveriş) çevresindeki
gelenekleri esas alarak veya sözleşmeyi yorumlayarak tayin edebilirler. Bu
yolla örneğin 10 ton buğday satılmışsa, bunun hangi tür buğday (sert, yumuşak,
beyaz, siyah buğday) olduğu belirlenebilir.
TBK.
m.86’ya göre borçlanılan edim, yalnız çeşidi ile belirlenmişse, hukuki
ilişkiden ve işin özelliğinden aksi anlaşılmadıkça, o şeyin seçimi borçluya
aittir. Bununla birlikte, borçlu, ortalama nitelikten daha düşük bir edim (şey)
seçip veremez. Bu suretle alacaklının menfaati korunmak istenmiştir. Bu maddeye
göre, borçlu en iyi nitelikte olanı seçmek zorunda olmadığı gibi, orta
nitelikten aşağı olan şeyi de seçmek hakkına sahip değildir. Borçlu,
borçlanılan eşya türüne, dahil orta nitelikte bir şeyi veya miktarı seçip
alacaklıya teslim etmekle borcundan kurtulur. Buna karşılık, borçlu orta
nitelikten daha aşağı bir şey seçmişse, alacaklı ifayı reddedebilir. Parça
borçlarında, edim tek olduğundan seçme söz konusu olmaz.
Bazı
hallerde, sözleşmede kararlaştırılmış olan satış bedeli, şeyin niteliğini
belirlemede göz önünde tutulabilir. Örneğin yüksek bir bedel ödeniyorsa,
alıcının iyi nitelikte bir şey alma, borçlunun da iyi nitelikte bir şey verme
borcu altına girdiği kabul olunur. Eğer bedel çok düşük ise, satıcı yani
borçlu, orta niteliğin altında da bir şey seçebilir.
Borçlu
borcunu havale yoluyla da ifa edebilir. Havale yoluyla ifa, kıymetli evrak ya
da başka misli eşya için söz konusu olabilir. Ancak havale yoluyla ifadan ve
ifanın borcu sona erdirebilmesinden söz edebilmemiz için, havalenin yapılmış
olması yeterli olmayıp, havale ödeyicisinin bunu havale alıcısına vermesi
gerekir. Örneğin A, B’den para alacaklısıdır. B, C isimli bankadan A’ya bu
parayı havale etmiştir. Burada B’nin borcu, bu tarihte ifa edilmiş ve son
bulmuş olmaz. C bankası, bu havaleyi A’ya hangi tarihte ödemişse o tarihte borç
ifa edilmiş ve borç bu oranda son bulmuş olur.
2.2.2. Hasar Sorunu
Parça
borçlarında bireysel özellik ve nitelikleriyle belirlenmiş edim, henüz ifa
edilmeden borçlunun kusuru dışında yok olduğu, örneğin belirli bir at öldüğü
veya kira konusu ev yandığı takdirde, sonraki kusursuz imkansızlık hali söz
konusu olduğundan, borçlu borcundan kurtulur. Çeşit borçlarında da ilke olarak
aynı kural geçerlidir. Burada bir beklenmedik (umulmayan) olay söz konusudur.
Gerçekten, TBK. m.136/1’e göre, borçluya yüklenemeyen durumlar yüzünden borcun
ifası imkansız hale gelirse, borç sona erer. Karşılıklı borçları içeren
sözleşmelerde bu suretle, borcundan kurtulan borçlu, diğer taraftan borçlanılan
karşı edimi ifa etmesini ilke olarak isteyemeyeceği gibi, almış olduğu şeyleri
de sebepsiz zenginleşme kurallarına göre geri vermek zorundadır. Görülüyor ki,
TBK. m.136/2, sonraki kusursuz imkansızlık halinde hasarın borçluya ait olduğu
hükmünü koymaktadır. Nitekim bu söylenenlere uygun olarak TBK. m.208/1’e göre,
taşınır satış sözleşmelerinde hasar; satılanın zilyetliğinin devrine, taşınmazlarda
ise tescil anına kadar satıcıya aittir. Yalnız TBK. m.136/2, son cümlesinde bu
kurala bazı istisnalar getirmiştir. Buna göre, kanun veya sözleşme ile borcun
ifasından önce gerçekleşen hasarın alacaklıya yükletilmiş olduğu durumlar bu
hükmün dışındadır. Aynı istisnai durum TBK. m.208/1’in ilk cümlesinde de, “Kanundan,
durumun gereğinden veya sözleşmede öngörülen özel koşullardan doğan ayrık
haller dışında” denilmek suretiyle hükme bağlanmıştır. Dolayısıyla TBK.
m.208/3’e göre “Satıcı alıcının isteği üzerine satılanı ifa yerinden başka
bir yere gönderirse, … hasar, satılanın taşıyıcıya teslim edildiği anda alıcıya
geçer.” Kanundan doğan bir diğer istisna da yine TBK. m.208/2’de hükme
bağlanmıştır. Buna göre de alıcı, satılanın zilyetliğini devralmada temerrüde
düştüğü takdirde, zilyetliğin devri gerçekleşmişçesine hasar alıcıya geçer.
Taraflar sözleşmede hasarın alacaklı veya borçluya ait olmasına ilişkin TBK.
m.136 ve 208’den farklı bir hüküm de koyabilirler.


