SEBEPSİZ ZENGİNLEŞME KAVRAMI ve HUKUK DÜZENLERİNDE YERİ
Av. Mustafa Alper KÜÇÜKYILMAZ
Makalenin tamamını PDF olarak indirmek için lütfen linke tıklayınız
1.
SEBEPSİZ
ZENGİNLEŞME KAVRAMI
Sebepsiz zenginleşme, haklı bir
neden olmaksızın bir kimsenin malvarlığının başka bir kimsenin malvarlığı
aleyhine çoğalmasıdır. Sebepsiz zenginleşme, haksız olarak başkasının
malvarlığından veya emeğinden zenginleşen kimsenin, bu zenginleşmeyi geri
vermesi amacını taşır. Bu şekilde, hukuki değerler arasında bozulmuş olan denge
yeniden tesis edilmiş olur.
Roma Hukukunun tarihsel
dönemlerinden kaynaklanan sebepsiz zenginleşme kurumunun çıkış noktası hem
maddi hukuk anlamında bir hakkı hem de usul hukuku anlamında bir davayı ifade
eden ve iadeyi istemeye yönelik bir talep olan “condictio” kavramıdır. Türk
Hukuk sistemi de mehazı İsviçre düzenlemesi gibi sebepsiz zenginleşmeyi
düzenlerken condictio kavramından yola çıkmıştır.
Sebepsiz zenginleşmenin ayrı bir
borç kaynağı olarak kabul edilmesinin temelinde hakkaniyet fikri yer alır. Bu
fikre göre haklı bir sebep olmadan bir başkası aleyhine gerçekleşen
zenginleşmelerin sebepsiz zenginleşme nedeniyle geri verilmesi gerekir.
Sebepsiz zenginleşmenin hakkaniyeti, dolayısıyla adaleti sağlama niteliğinin
kaynağı olarak Aristoteles gösterilmektedir. Denkleştirici adaleti sağlamanın
yanında sebepsiz zenginleşme kurumu zenginleşen kişiden bu zenginleşmenin aynen
iadesini hedeflemektedir. “İadeyi sağlama işlevi” olarak da adlandırılan bu
işlevi gereği sebepsiz zenginleşme “malvarlığı kaymalarını” düzeltmenin yanı
sıra bu düzeltmeyi mümkünse aynen gerçekleştirme yükümlülüğünü zenginleşen
tarafa yükler. Dolayısıyla hata sebebiyle yanlış kişiye mal teslim edildiğinde
iade talebi bu mala yönelik olacaktır, malın bedeline değil. Bunların yanında
sebepsiz zenginleşme, genel kural niteliği taşıdığı için tamamlayıcı ve
düzeltici bir işleve de sahiptir.
Denkleştirici adalet işlevinin bir sonucu
olarak sebepsiz zenginleşme kurumu, sözleşmeden ve haksız fiilden doğan
borçlardan farklı olarak hiçbir ehliyet koşuluna bağlı değildir. Bu nedenle
sebepsiz zenginleşmeden kaynaklanan bir borçtan bahsedebilmek için iade
alacaklısının veya zenginleşenin fiil ehliyetine sahip olma şartı
aranmamaktadır, iade talebi için geçerli bir sebebe dayanmaksızın zenginleşme
koşullarının gerçekleşmesi yeterli olacaktır.
2.
SEBEPSİZ
ZENGİNLEŞMEDEN DOĞAN BORÇ İLİŞKİLERİ
Sebepsiz
zenginleşmeden doğan borçlar, TBK m.77-82 arasında düzenlenmiştir.
TBK.m.77/I’de “Haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının malvarlığından veya
emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlü olacağı” ifade
edilmiştir. Genel olarak sebepsiz zenginleşme, bir kimsenin haklı bir sebep
olmaksızın başkasının malvarlığından bir kazanımda bulunması halidir. Bu
durumda sebepsiz zenginleşmede bulunan kişi, elde ettiği faydayı veya miktarı
geri vermekle yükümlüdür.
Sebepsiz zenginleşme, zenginleşenin
bir müdahalesinden ve bu arada haksız bir fiilinden doğabileceği gibi, bir
kazandırmadan; yani bir edimden veya beklenmedik bir olaydan da doğabilir. Bu
söylenenlere uygun olarak özellikle Alman Hukukunda “Edime Dayalı Zenginleşme”
ve “Edim Dışı Zenginleşme” ayrımı yapılmaktadır. Türk Borçlar Kanunu her türlü
zenginleşmeyi içerecek şekilde bir üst kavram olarak “Sebepsiz Zenginleşme”
deyimini kullanmıştır. Diğer yandan, sebepsiz zenginleşme yalnız mal
ediniminden doğmaz. Zenginleşen kişi, herhangi bir mal edinmeden de malvarlığı,
artış gösterebilir. Örneğin, bir kimsenin yerine getirdiği sebepsiz hizmet
edimlerinde malvarlığında bir artış meydana gelmekle birlikte, zenginleşen bu
yolla bir mal edinmemektedir. Zira “hizmet edimi”, maddi bir edim, bir “mal”
değildir. Aynı itiraz, “mal edinimi” yerine “hak edinimi” deyimi kullanıldığı
takdirde de geçerlidir. Bir kimsenin herhangi bir hak edinmeden de
zenginleşmesi mümkündür. Örneğin, bir kimse yapmak zorunda olduğu bir masrafı
yapmamak suretiyle bundan tasarruf ederse, herhangi bir hak kazanmamakla
birlikte, yaptığı tasarruf oranında zenginleşmiş olur.
2.1.
Sebepsiz Zenginleşme Doğuran Olaylar
Sebepsiz zenginleşmeyi doğuran
olaylar üçe ayrılır. Bunlar; edim, zenginleşenin müdahalesi ve umulmayan
olaydır. Kaynaklandığı bu olaylara uygun olarak sebepsiz zenginleşme de
“Edimden Doğan Zenginleşme”, “Müdahaleden Doğan Zenginleşme” ve “Umulmayan
Olaydan Doğan Zenginleşme” olarak üçe ayrılır.
Alman hukukunda ise doktrin,
kaynaklandığı olay türüne göre zenginleşmeyi, “Edimden doğan zenginleşme” ve
“Diğer sebeplerden doğan zenginleşme” olmak üzere ikiye ayırmaktadır. Keza bu
hukuk çerçevesinde edim dışı zenginleşmeler, müdahaleden doğan zenginleşme;
masraftan doğan zenginleşme ve rücudan doğan zenginleşme şeklinde tekrar üçlü
bir ayrıma tabi tutulmaktadır. Masraftan doğan zenginleşmede, bir kimse,
başkasına ait bir şey için masraf yapmakta, örneğin A, B’nin arabasını tamir
etmekte, boyamakta ve bu suretle B’yi zenginleştirmektedir. Burada masraf yapan
kimse, iyi niyetli olabileceği gibi, kötü niyetli de olabilir. Örneğin A,
kendisinin sandığı bir şey için masraf yapmışsa, iyi niyetli; buna karşılık
olarak A, B’den çaldığı arabayı tamir etmiş, boyamışsa kötü niyetli bir kişi
olarak bu masrafları yapmıştır. Masraftan doğan zenginleşme, ancak istihkak
davası, dolayısıyla zilyetlik ve vekaletsiz iş görme ilişkisi mevcut olmadığı
zaman söz konusu olabilir. Rücudan doğan zenginleşmeye ise, daha çok üçlü
ilişkilerde rastlanır. Örneğin Ü, A’ya B’nin borcunu ödemekte, böylece B
borçtan kurtulmaktadır. Burada Ü’nün B’ye rücuu, rücudan doğan zenginleşmeye
örnek teşkil eder. Ancak, uygulamada rücudan doğan zenginleşmelerin sebepsiz
zenginleşme hükümlerine tabi tutulduğu haller de istisnadır.
2.2.
SEBEPSİZ ZENGİNLEŞME ŞARTLARI
2.2.1.
Zenginleşme
Sebepsiz zenginleşmenin ilk şartı, borçlunun
malvarlığında bir zenginleşmenin meydana gelmiş olmasıdır. Zenginleşmenin
konusu, malvarlığıdır. Malvarlığında meydana gelen artışa, zenginleşme adı
verilir.
Zenginleşme unsurunun en geniş anlamıyla
düşünülmesi gerekir, böylece ayni ve şahsi hakların yanı sıra kullandırma ve
hizmet edimlerinden yararlandırma, ekonomik olarak anlam ifade eden her türlü
mal, hizmet, hak, maddi veya fikri varlıklar, fırsat ve avantajlar sebepsiz
zenginleşmeye konu olabilecektir. Burada zenginleşmeden anlaşılması gereken
malvarlığında başlangıçta oluşan artıştır.
2.2.2.
Zenginleşmenin
bir başkasının malvarlığından veya emeğinden meydana gelmiş olması
Borçlunun malvarlığında meydana gelen
zenginleşme, bir “başkasının malvarlığından veya emeğinden” gerçekleşmiş
olmalıdır. TBK m.77/1’e göre, “Haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının
malvarlığından veya emeğinden zenginleşen” kimse, bu zenginleşmeyi geri
vermekle yükümlüdür. Maddede yer alan bu hükmün anlamı tartışmalıdır. Doktrinde
zenginleşmenin kaynağını açıklayan başlıca iki görüş vardır. Bunlar, klasik
görüş ile yeni görüştür.
2.2.3.
İlliyet Bağı
Borçlunun malvarlığında başkası
aleyhinde meydana gelen zenginleşme; kazandırma, müdahale veya umulmayan olay
gibi zenginleştirici olaylardan birinden kaynaklanmalıdır. Zira ancak bu
takdirde, alacaklının malvarlığında meydana gelen zenginleşme, alacaklı
aleyhine gerçekleşmiş olur. Zenginleştirme ile kazandırma, müdahale ve
umulmayan arasında illiyet bağı bulunmadıkça, zenginleşme bir başkası aleyhine
gerçekleşmiş olmaz.
2.2.4.
Geçerli bir
sebebin bulunmaması
Sebepsiz zenginleşmenin varlığı için aranan
diğer bir şart, bir kimsenin malvarlığında meydana gelen zenginleşmenin geçerli
bir sebebe dayanmamasıdır. İfa sonucu zenginleşme ve ifa dışında zenginleşme
türlerinde geçerli sebebin yokluğu ayrı ayrı araştırılacaktır. Geçersiz sebebin
varlığı halinde sebepsiz zenginleşmeden bahsedebilmek için kazandırmanın
geçerli olması gerekir. Burada temel ilişki yani hukuki ilişki ya hiç
kurulmamıştır ya eksik kurulmuştur ya da bu hukuki işlem geçersizdir ancak
yapılan kazandırma geçerlidir. Diğer tarafa yapılan kazandırmanın temelinde
geçerli bir borç ilişkisi bulundukça bu kazandırma sonucu oluşan zenginleşme,
sebepsiz olmayacaktır.
Bu noktada taşınırlarda mülkiyetin naklinin
sebebe bağlı mı sebepten soyut mu tartışması gündeme gelmektedir. Bilindiği
gibi hukuk sistemimizde taşınmazlar üzerinde ayni hak kazandıran tasarruf
işlemleri sebebe bağlı (illi) olduğu için, tasarruf işlemine yol açan borç
ilişkisi geçersizse kazandırma gerçekleşmiş olmayacak (örneğin mülkiyet
geçmemiş olacak) ve sebepsiz zenginleşme davası ile bu kazandırmanın iadesi
talep edilemeyecektir. Taşınırlarda ise sebebe bağlılık mı sebepten soyutluk mu
geçerli olduğu taşınmazlarda olduğu gibi kanunda belirlenmediği için doktrinde
görüş farklılığı bulunmaktadır. Taşınırlarda sebebe bağlılık görüşü kabul
edildiğinde, aynı taşınmazlarda olduğu gibi, borçlandırıcı işlemin geçersizliği
sonucu tasarruf işlemi de geçersiz sayılacak ve kazandırma gerçekleşmiş
olmayacaktır. Dolayısıyla mülkiyet nakli olmadığı için fakirleşen istihkak
davası ile iade talep edebilecektir. Sebebe bağlılık görüşünün sebepsiz
zenginleşmenin uygulama alanını daraltacağını savunan ve sebepten soyutluk
ilkesini kabul eden görüşe göre borçlandırıcı işlemin geçersiz olması halinde
tasarruf işlemi etkilenmeyecek ve mülkiyet diğer tarafa geçtiği için
kazandırmanın iadesi sebepsiz zenginleşme ile talep edilebilecektir.
Alman Hukukunda soyutluk ilkesi geçerlidir.
Buna göre taşınır mülkiyetinin nakline ilişkin bir hukuki işlem geçersiz ama
tasarruf işlemi geçerli ise mülkiyet nakledilmiş olduğundan fakirleşen
mülkiyete dayalı istihkak davası açamayacaktır; öte yandan sebepsiz zenginleşme
nedeniyle iade talep edebilecektir. Karşı tarafa bir kazandırmada bulunmak
amacı taşımayan ifa dışı zenginleşmelerde ifa sonucu zenginleşmelerin aksine
temelde yatan geçerli bir hukuki ilişkinin var olup olmadığı araştırılmayacağı
için, ifa dışı zenginleşmeler kural olarak her zaman sebepsiz zenginleşmeye
dayanan iade talebine konu olabilecektir.
İngiliz Hukukunda “sebepsiz/haksız” (unjust)
olma unsuru, Kara Avrupası sistemindeki gibi zenginleşmeyi elde tutmak için
haklı/geçerli/hukuki sebeplerin varlığını araştırmak yerine iade borçlusunun
zenginleşmeyi elde etmesinin neden “haksız” olduğunu araştırır. Haksızlığı
tespit etmek için “haksızlık unsurları” (unjust factors) sayılmıştır. Her ne
kadar Birks İngiliz hukukunda bu fikri 1985’te ortaya atmışsa da, 2003 yılında
bu yaklaşım yerine Kara Avrupası sistemindeki yaklaşımın benimsenmesi
gerekçesiyle görüşünü değiştirmiştir. Ancak bu görüşü kabul görmemiştir.
2.3.
Zenginleşenin
Geri Verme Borcu
Zenginleştirmeyi oluşturan şey,
parça şey olup da zenginleşenin malvarlığında aynen bulunmakta ise, Türk
hukukunda geçerli sebebe bağlılık ilkesi gereğince zenginleşenin bunun
mülkiyetini kazanması mümkün değildir. Zenginleşen, böyle bir şeyin mülkiyetini
kazanmadığı, davacı halen bu şeyin maliki olduğu için bu halde sebepsiz
zenginleşme davası değil, istihkak davası açar ve şeyin aynen geri verilmesini
ister. İstihkak davasında geri vermenin konusu ve kapsamı ise, zilyedin geri
verme yükümlülüğüne göre belirlenir. Buna karşılık, Alman hukuku gibi
mülkiyetin soyutluk ilkesine göre geçişini kabul eden ülkelerde hukuki sebep
geçersiz olsa bile, tasarruf işlemi geçerli ise, zenginleşen; şeyin, ferden
belirli taşınır veya taşınmaz malın mülkiyetini kazanır. Ancak, zenginleşme
hukuki bir sebebe dayanmadığı için zenginleşen, mülkiyetini kazandığı bu
belirli malı, malvarlığında bulunmakta ise sebepsiz zenginleşme davasıyla aynen
geri verir. Alman hukukunda sebepsiz zenginleşmede aynen geri verme borcu,
parça mallarda genel kuralı oluşturmaktadır. Zira soyutluk ilkesine göre geri
verme borcu, niteliği itibariyle bir parça borcu olduğu için geri verilecek
mal, malvarlığında bulunduğu sürece bunun aynen geri verilmesi gerekir.
Bunun için zenginleşen, alacaklıya
söz konusu mal belirli bir mal ise, bunun mülkiyetini tekrar devretmek
zorundadır. Sebepsiz olarak kazanılan alacak haklarında ise, borçlu alacak
hakkını alacaklıya yeniden devreder.
Buna karşılık, hukukumuzda geçerli
olan sebebe bağlılık ilkesi nedeniyle belirli mal kazanmalarında, bunlar
üzerindeki haklar, zenginleşene geçmediği, dolayısıyla zenginleşen,
zenginleşmiş olmadığı için taşınır veya taşınmaz mal istihkak davasıyla geri
alınır. İstihkak davasının mümkün olmadığı hallerde ise, sebepsiz zenginleşme davasıyla
geri istenir ve bu halde de zenginleşmenin aynen geri verilmesi ancak istisnai
hallerde mümkün olur. Böyle bir imkanın bulunduğu hallerde kural, aynen geri
vermedir. Bu mümkün olmadığı takdirde, geri verme ancak elde edilen şeyin
ekonomik değeri üzerinden para ile yapılır.
2.4.
Sebepsiz
Zenginleşme Davasının Zamanaşımı
TBK m.82’de sebepsiz zenginleşme
davasının tabi olduğu zamanaşımı hükme bağlanmıştır. Sözü geçen madde birinci
cümlesinde zamanaşımı sürelerini, ikinci cümlesinde ise, sebepsiz zenginleşme
defini düzenlemiştir.
TBK m.82’de sebepsiz zenginleşme
davası için, biri iki yıllık kısa, sübjektif ve nispi, diğeri de on yıllık
uzun, objektif ve mutlak olmak üzere iki ayrı zamanaşımı süresi öngörülmüştür.
Bu süreler içinde dava açılmadığı takdirde sebepsiz zenginleşmeden doğan alacak
hakkı, eksik borç halini alır. Bundan sonra alacaklı bu davayı açtığı zaman,
sebepsiz zenginleşenin zamanaşımı defi ile karşılaşabilir ve bu durumda dava
zamanaşımı nedeniyle reddedilir.
Prof. Dr. Fikret Eren, Borçlar Yasası
m.66’daki zamanaşımı süresini çok az bulmakta ve şöyle eleştirmektedir: “Kanun
koyucunun sebepsiz zenginleşme davasında iki yıllık bir süre tanımasını anlamak
zordur. Bu, kanun koyucunun sebepsiz zenginleşme ile haksız fiil arasında
bilimsel olmayan bir benzerlik görmesinden ve böylece BK. m.72’deki espriyi
buraya da aktarmak istemesinden ileri gelmektedir. Bu nedenle sebepsiz
zenginleşmeye “haksız fiil benzeri=quasi delikt” de denilmektedir. İki yıllık
sürenin kabul edilmesi aslında sebepsiz zenginleşme talep ve davasının
şartlarının ağırlaştırılması ve dolayısıyla davacı zararına zorlaştırılması
sonucunu doğurmuştur. Buna karşılık Alman hukukunda sebepsiz zenginleşme davası
için bir tek zamanaşımı süresi tanınmış olup, o da 30 yıllık mutlak ve objektif
bir süredir.
3.
SEBEPSİZ
ZENGİNLEŞME DAVASININ ŞAHSİ NİTELİĞİ
Sebepsiz zenginleşme, tamamen Borçlar
Hukukunun kapsamı içerisinde kalan bir alacak hakkı doğurur. Bu alacak hakkının
ihlalinin yaptırımı da tamamen bir şahsi davadır.
Sebepsiz zenginleşmenin davasının konusu, bir
başkasının malvarlığından veya emeğinden zenginleşen kimsenin, bu zenginleşmeyi
hak sahibine geri vermesidir. Geri verme borcu, zenginleşmenin mevcutsa aynen,
aksi halde değer üzerinden geri verilmesini ifade eder.
Sebepsiz zenginleşme davası şahsi niteliği ile
haksız fiil ve sözleşmeden doğan davalarla aynı grup içerisinde yer alır. Bu
davalar gibi davacıya sahip olduğu bir alacak hakkını sağlamak amacını güder.
Haksız olarak karşı tarafın malvarlığına intikal etmiş şey aynen geri verilmek
gerekse de bu sebepsiz zenginleşme davasının şahsi niteliğine engel değildir.
Sebepsiz zenginleşme davasındaki iade olgusu
ayni bir dava olan istihkak davasının doğurduğu sonuca ulaşır. Ancak sebepsiz
zenginleşme davasının iade amaçlı olması bu davanın ayni nitelik taşımasını
gerektirmez. Her iki davanın birbirine benzemesi, önceki durumun geri
getirilmesini sağlamalarından ibarettir.
Şahsi nitelikli sebepsiz zenginleşme
davası ile ayni nitelikli istihkak davası arasında temel farklar bulunmaktadır.
Her iki davada da bir kıymet el değiştirmekle birlikte, sebepsiz zenginleşme
davasında kıymetin yer değiştirmesi genelde hukuki, istihkak davasında ise
fiilidir. Sebepsiz zenginleşilen şey taşınır ise zenginleşen kişi bunun
mülkiyetini, davacıya iade zorundadır. Oysa aynı durumda istihkak davası
zilyetliğin iadesini gerektirmektedir.
Sebepsiz zenginleşme davasında dava konusu
taşınmaz ise, iade taşınmazın zenginleşmeden önceki maliki namına MK 633.
Maddesine göre tescilin yapılması ile olur. Sadece mülkiyet kaydının terkini
yeterli değildir.
Sebepsiz zenginleşmede davalının borcu, verme
olduğu halde, istihkak davasında davalının borcu yapma borcudur. Sebepsiz
zenginleşme davasının şahsi niteliği ve onu istihkak davasından farkı,
özellikle zenginleşenin iflası halinde kendini ortaya çıkarır. Sebepsiz
zenginleşmenin konusu paradan farklı bir şey ise, davacı iflas masasında
bulunan şey hakkında aynen iade talebinde bulunamaz. Davacının şeye ilişkin
hakkı, İİK. 198. Madde gereği, değere eşit para alacağına dönüşür. Diğer
alacaklılarla birlikte garameye girer ve bu alacağı beşinci derecede yer alır.
Oysa davacının açtığı dava, istihkak davası olsaydı, davacı iflas masasından bu
şeyi aynen alabilecektir.


