ÖZEL HASTANENİN ORGANİZASYON SORUMLULUĞU

ÖZEL HASTANENİN ORGANİZASYON SORUMLULUĞU

Av. Helin KARAKUŞ

Makalenin tamamını PDF olarak indirmek için lütfen linke tıklayınız
 

Genel Olarak Organizasyon Sorumluluğu

 

Anlamı ve Konusu

 

Organizasyon yükümlülüğü, en az iki kişiden oluşan örgütlü bir yapıya yönelik hareket eden bir işletmenin (yapı veya sistem) faaliyetlerini yerine getirirken başvurduğu teknik yöntemler ile çalıştırma ilişkilerini ve diğer hukuki yükümlülüklerini usulüne uygun ve üçüncü kişilerin tehlikeye uğramasını önleyecek biçimde organize etme yükümlülüğünü ifade etmektedir.

Organizasyon yükümlülüğü, hukuksal bir sorumluluk yaratmakta ve bu yükümlülüğe aykırılık durumunda tazmin borcu doğabilmektedir. Belirtmek gerekir ki, organizasyon yükümlülüğü, bir tüzel kişinin temsile yetkili organlarının işlem ve eylemleriyle ilgili olabileceği gibi işletmenin yönetim ve işleyiş süreçleri ile de ilgilidir.

 

Dayandığı Esas

 

TBK’nın adam çalıştıranın sorumluluğunun düzenlendiği 66. maddesinin üçüncü fıkrasında “Bir işletmede adam çalıştıran, işletmenin çalışma düzeninin zararın doğmasını önlemeye elverişli olduğunu ispat etmedikçe, o işletmenin faaliyetleri dolayısıyla sebep olunan zararı gidermekle yükümlüdür.” hükmüne yer verilerek, 818 sayılı eski Borçlar Kanunu’nda bulunmayan bir düzenleme getirilmiştir. “Çalışma düzeni” kavramı ile ifade edilen “organizasyon” kavramı olup yeni TBK ile organizasyon sorumluluğu kanunda açıkça dayanağını bulmuştur. Ne var ki, bu düzenlemeden önce de öğreti ve içtihatlarda organizasyon yükümlülüğü adam çalıştıranın ödevleri arasında kabul edilmekteydi.

 

Hukuki Niteliği

 

Genel Olarak Sorumluluğun Hukuki Niteliği

Birçok hukuk düzeninde sorumluluğun genel kuralını kusur sorumluluğu oluşturmaktadır. Nitekim bu doğrultuda, TBK uyarınca haksız fiil sorumluluğunun doğması esas olarak hukuka aykırı bir fiile ve failin kusurlu olması temeline dayandırılmıştır. Fakat modern toplum düzeni ile teknik ve sosyal gelişmeler sebebiyle kusursuz sorumluluk kavramı gerekliliği ortaya çıkmış ve endüstriyel gelişmelerle birlikte günbegün daha belirgin bir uygulama alanı bulmuştur.

Kusur sorumluluğunda, sorumluluğun doğması için kusurun varlığı şarttır. Sorumluluğun doğması için zarar, hukuka aykırılık ve uygun illiyet bağı ile birlikte zarar verenin kusurlu olması şartı aranmakta, zarar verenin kusurundan bahsedilemiyorsa buna zarar görenin katlanması gerektiği kabul edilmektedir.

Buna karşın, kusursuz sorumlulukta, zarar ile sorumluluğu doğuran olay arasından nedensellik ilişkisinin bulunması yeterli olup, kusurlu bir davranışın varlığı gerekmemektedir. Burada sorumluluk, kusurdan ziyade, kanunda öngörülen özen yükümlülüğünün ihlali veya tehlikeli bir işletmeye sahip olma gibi durumlara bağlanmıştır. “Kusursuz sorumluluk” ya da “sebep sorumluluğu” olarak adlandırılan söz konusu sorumluluk türünün doğması için meydana gelen zarar ile anılan durumlar arasında uygun illiyet bağının bulunması yeterlidir.15 TBK uyarınca kusursuz sorumluluk; hakkaniyet sorumluluğu, özen sorumluluğu ve tehlike sorumluluğu olarak üçe ayrılmaktadır.

 

Organizasyon Sorumluluğunun Hukuki Niteliği

 

Yukarıda ifade ettiğimiz üzere TBK, “kusursuz sorumluluk” kenar başlığı altında “hakkaniyet sorumluluğu”, “özen sorumluluğu” ve “tehlike sorumluluğu” şeklinde kusursuz sorumluluğa ilişkin hükümleri ayrı ayrı ele almıştır. eBK’da bu sınıflandırma bulunmadığı gibi, söz konusu sorumluluk hükümlerinin dayandıkları esaslara da yer verilmemişti. TBK’da böyle bir sınıflandırma yapılması önemli bir sistematik eksiği gidermiş olup söz konusu sınıflandırma doktrinde de kabul edilmektedir. Ayrıca doktrinde, özen (sebep) sorumluluğunun kendi içinde “olağan sebep sorumluluğu” ve “ağırlaştırılmış sebep sorumluluğu” olarak ikiye ayrıldığı belirtilmektedir.

Özen (sebep) sorumluluğundan, sorumluluğun doğması gözetim veya objektif özen yükümlülüğünün ihlal edilmesi koşuluna bağlıdır. Kusur ve tipik tehlike bu sorumluluğun unsuru değildir. Dolayısıyla sorumluluğun doğması için kusur değil özen yükümlülüğünün ihlali aranmaktadır. Özen sorumluluğunda, sorumluluk atfedilen kişiye kurtuluş kanıtı getirerek sorumluluktan kurtulma imkanını tanınıyorsa “olağan sebep sorumluluğu”ndan, böyle bir imkân tanınmıyorsa “ağırlaştırılmış sebep sorumluluğu”ndan bahsedilecektir.

Belirtmek gerekir ki, organizasyon sorumluluğunda, işleten, işletmesinin faaliyetine uygun, akılcı bir organizasyon kurmak yükümlülüğü altındadır. İşletme faaliyeti nedeniyle bir zarar ortaya çıktığında, söz konusu sorumluluğun değerlendirilmesinde esas alınan ölçüt, işletenin bu zararın doğumunu önleyebilecek nitelikte bir organizasyon kurup kurmadığı ile alınması gerekli tedbirleri alıp almadığıdır. Dolayısıyla, bu sorumluluğun doğması, işletenin özen yükümlülüğünü gereği gibi yerine getirmeyerek hukuka aykırı bir fiil gerçekleştirmiş olmasına bağlıdır. Bu sorumluluk bir kusur sorumluluğu hali olmadığı için işleten, özen yükümlülüğünün ihlalinde herhangi bir kusuru bulunmadığını ispat etse dahi sorumluluktan kurtulamayacaktır.

Örneklendirmek gerekirse, özel hastanede radyoterapi gören bir hasta, yüksek dozda radyasyona maruz kalarak bedensel bir zarara maruz kalır ve hastaneden davacı olursa ispat etmesi gereken husus, zararın, işletme faaliyeti sebebiyle meydana geldiğidir. Buna karşın, hastanenin teknik ekipmanında bir hata bulunup bulunmadığı veya hastane çalışanlarının herhangi kusurlu davranışının olup olmadığını zarar gören hastanın ispat etmesi gerekli ve mecburi değildir. Zira bu hususlar belirsizdir ve böyle bir durumda zarar görenin bunları ispat etmesi beklenemez. İşleten, ancak hastanede her açıdan uygun bir faaliyet yürütüldüğü ve organizasyon yükümlülüğünün gereği gibi yerine getirildiğini ispat ederek, diğer bir deyişle kurtuluş kanıtı getirerek sorumluluktan kurtulabilecektir.

Sonuç olarak, organizasyon sorumluluğunun ispat yükü tersine çevrilmiş bir kusur sorumluluğu değil, işletenin organizasyon yükümlülüğünü gereği gibi yerine getirdiğini ispat ederek sorumluluktan kurtulabildiği, kurtuluş kanıtı imkânı sağlayan bir kusursuz sorumluluk, dolayısıyla olağan sebep sorumluluğu hali olduğunun kabulü gerekmektedir.

 

Koşulları

 

Genel Koşullar

 

Öncelikle belirtmek gerekir ki; organizasyon sorumluluğu, diğer olağan sebep sorumlulukları gibi haksız fiil sorumluluğunun özel bir türü olup, sözleşme dışı bir sorumluluktur. Bu sebeple, organizasyon sorumluluğunun doğabilmesi için haksız fiil sorumluluğunun kusur dışındaki tüm unsurlarının meydana gelmesi gerekmektedir. Bunlar: fiil, hukuka aykırılık, zarar ve fiil ile zarar arasındaki illiyet bağıdır. Yukarıda açıklamış olduğumuz üzere kusur, sorumluluğun koşulu olmayıp; işleten, herhangi bir kusuru bulunmasa dahi organizasyon yükümlülüğünün ihlalinden doğan zararlardan sorumlu olacaktır.

 

Özel Koşullar

 

Adam Çalıştıran Bir İşletmenin Varlığı

 

Organizasyon sorumluluğun doğması içi ilk şart bir işletmenin varlığıdır. Öyle ki, adam çalıştıranın sorumluluğunda yalnızca adam çalıştıran bir kimsenin varlığı yeterliyken; organizasyon sorumluluğunun doğması için TBK m.66/III’te de açıkça ifade edildiği üzere bir işletmenin varlığı gerekmektedir. Buna karşın, işletmenin ne olduğu söz konusu  madde kapsamında tanımlanmamıştır.  Ancak belirtmek gerekir ki, işletme kavramıyla kastedilen yalnızca 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 11.maddesi kapsamındaki unsurları taşıyan ticari işletmeler değildir. Ayrıca, işletmenin büyüklüğü de bir önem taşımamaktadır fakat bu sorumluluğunun doğması için adam çalıştıran bir işletme olması gerekmektedir. Dolayısıyla tek başına çalışan bir kimsenin organizasyon sorumluluğundan bahsedilemeyecektir. Organizasyon sorumluluğu bakımından işletme kavramını kısa bir şekilde “başkalarının mal veya hizmet ihtiyacını karşılamak üzere gelir sağlama amacına yönelik sürekli nitelikteki faaliyetin bağımsız organizasyonu” şeklinde tanımlamak mümkündür.

 

Zarara İşletme Faaliyetinin Sebep Olması

 

İkinci bir özel koşul olarak, TBK m.66/III hükmünde açıkça ifade edildiği üzere, organizasyon sorumluluğunun doğabilmesi için zarara bir işletme faaliyetinin sebep olması gerekmektedir. Bu nedenle, bütün faaliyetler nedeniyle ortaya çıkan zararlar değil, yalnızca işletme faaliyetleri nedeniyle ortaya çıkan zararlar organizasyon sorumluluğu kapsamındadır. Belirtmek gerekir ki, adam çalıştıranın sorumluluğunda, zararın çalışanın görevini yerine getirdiği sırada meydana gelmiş olması gerekmektedir. Zarar ile görülen iş arasında bulunması gerekli bu bağlantıya fonksiyonel (işlevsel) bağlantı denmektedir. Buna karşın, organizasyon sorumluluğunda işletmenin faaliyeti ile meydana gelen zarar arasında işlevsel bir bağlantı bulunması gerekmediğinden, organizasyon sorumluluğunun daha ağır bir sorumluluk yarattığını söylemek mümkündür. Bu doğrultuda işletme faaliyetleri dolayısıyla sebep olunan zararın kapsamını belirlemek gerekmektedir.

 

Adam Çalıştıranın İşletme Organizasyonuna İlişkin Kurtuluş Kanıtı Getirmemiş Olması

 

TBK m. 66/III uyarınca, işletme yalnızca bir organizasyona sahip olduğu için değil, organizasyonunda (kanuni ifadeyle çalışma düzeninde) özensizlik bulunduğu için sorumlu tutulmaktadır. Öyle ki, kanun koyucu, meydana gelmeden önceki bakış açısıyla objektif olarak öngörülebilir nitelikte olan zararların, işleten tarafından uygun bir organizasyon kurularak önlenebilecek nitelikte olduğunu kabul etmekte; bu doğrultuda işletene işletme faaliyeti dolayısıyla sebep olunan zararı önlemeye elverişli bir çalışma düzeni kurmuş olduğunu ispat etmesi şartıyla sorumluluktan kurtulma imkânı tanımaktadır. Dolayısıyla, işleten, ancak bu kurtuluş kanıtını getirememesi halinde üçüncü kişinin zararından sorumlu olacaktır.

 

ÖZEL HASTANELERİN ORGANİZASYON SORUMLULUĞU

 

Özel Hastane ve Özel Hastane İşleticisi Kavramı

 

Özel hastaneler, kamu yönetimine tabi olmayan, onun dışında kalan hastanelerdir. Özel hastane kavramı, 2219 sayılı Hususi Hastaneler Kanunu’nun 1.maddesinde, “Devletin resmi hastanelerinden ve hususi idarelerle belediye hastanelerinden başka yatırılarak hasta tedavi etmek veya yeni hastalık geçirmişlerin zayıfları yeniden eski kuvvetlerini buluncaya kadar sıhhi şartlar içinde beslenmek ve doğum yardımlarında bulunmak için açılan ve açılacak olan sağlık yurtları "hususi hastaneler" den sayılır.” şeklinde açıklanmıştır. Bu doğrultuda, özel hastaneler, devletin denetimi altında ve özel hukuk kuralları çevresinde kurulan, ücret karşılığında sağlık hizmeti sunun işletmelerdir. Ayan, özel hastaneleri, “kamu hizmetinin dışında yer alıp, yatırılarak hata tedavi etme, rehabilitasyon ve doğum yardımlarında bulunma amacına yönelik sağlık yurtları” şeklinde tanımlamaktadır.

 

Tıbbi Müdahale Kavramı

 

Tıbbi müdahale, tıp mesleğini icraya yetkili bir hekim tarafından doğrudan ya da dolaylı olarak tedavi amacına yönelik her tür faaliyeti ifade etmektedir. İnsan üzerinde, tıp biliminin uygulanması amacıyla yapılan her türlü müdahale tıbbi müdahale olup; teşhis, tedavi, önleme amaçlı müdahaleler, adli muayeneler, ilaç yazılması, tahlil, estetik cerrahi, psikiyatrik müdahale tıbbi müdahaleye örnek olarak gösterilebilir.

 

Özel Hastanelerin Sorumluluğunun Kaynakları

 

Özel hastanelerin hukuki sorumluluğunun kaynakları, hasta ile hastane arasındaki hukuki ilişkinin niteliğine göre değişmektedir. Genel olarak özel hastanelerin sorumluluğu sözleşmeden, vekaletsiz iş görmeden ve haksız fiilden kaynaklanmaktadır.

 

Sözleşmeden Kaynaklanan Sorumluluk

 

Hasta ile hastane arasında yapılan teşhis ve tedavi sözleşmesi hastaneye kabul sözleşmesi olup; bu sözleşme ile hastaneler hastaya karşı tedavi, barınma, yeme içme ve bakım gibi çeşitli borçlar altına girmektedir. Hastaneye kabul sözleşmesi, “tam hastaneye kabul sözleşmesi” ve “bölünmüş hastaneye kabul sözleşmesi” şeklinde iki farklı biçimde uygulama alanı bulmaktadır.

+905356309610