OLASI KAST VE DOĞRUDAN KAST AYRIMININ DEĞERLENDİRİLMESİ

OLASI KAST VE DOĞRUDAN KAST AYRIMININ DEĞERLENDİRİLMESİ

Yargıtay 12. Ceza Dairesi
Esas No.: 2025/1892
Karar No.: 2025/6225
Karar tarihi: 09.07.2025

SUÇ : Taksirle öldürme

TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma

İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; sanıklar müdafileri ve katılanlar vekilleri tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde 5271 sayılı CMK'nın 298/1. maddesindeki temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, işin esasına geçildi, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ

İlk Derece Mahkemesince sanıklar ... ve ... hakkında taksirle öldürme suçundan, 5237 sayılı TCK'nın 85/2, 63. maddeleri uyarınca 9 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve mahsuba karar verilmiş, sanık ... hakkında taksirle öldürme suçundan, 5237 sayılı TCK'nın 85/2, 63. maddeleri uyarınca 6 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve mahsuba karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince sanık müdafiilerinin ve katılanlar vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca bozma kararı verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ

Sanıklar ... ve ... müdafiinin temyiz sebepleri; eksik inceleme ile karar verildiğine, sanıkların kusurlu olmadığına, beraatlerine karar verilmesi gerketiğine, kusur değerlendirmesinin hatalı şekilde yapıldığına, sanıklar hakkında takdiri indirim hükümleri ve TCK'nın 22/6 maddesi hükümlerinin uygulaması ve sanıkların tahliyelerine karar verilmesi gerektiğine, sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri; eksik inceleme ile karar verildiğine, yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporuna göre sanığın kusursuz olduğunun belirtildiğine, takdiri indirim hükümlerinin uygulanması gerektiğine, sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğine, katılanlar ... ve ... vekilinin temyiz sebepleri; sanıklar hakkında olası kast ve bilinçli taksir hükümlerinin uygulanması gerektiğine, katılan ... vekilinin temyiz sebepleri; sanıklar hakkında olası kastla öldürme suçundan hüküm kurulması gerketiğine, aksi kabulde dahi bilinçli taksir hükümlerinin uygulanması gerketiğine, ayrıca sanıkların fiilinin kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi suçunun kanuni unsurlarını da taşıdığına, bu kapsamda sanıkların işledikleri tespit edilen suçlar bakımından an ağır olan suç esas alınarak cezalandırılmaları gerektiğine ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR

1.Yerel Mahkemece, dosyada mevcut belge ve bilgiler, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde alınan beyanlarla birlikte dikkate alınarak yapılan değerlendirmede; olay günü saat 07.40 sularında ... Otel adıyla faaliyet gösteren pansiyonda yangın çıktığına ilişkin ihbar üzerine, itfaiye ekiplerinin olay yerine ulaşarak yangını söndürmek için müdahalede bulunduğu, emniyet ekiplerinin de olay yerine intikal ederek güvenlik önlemlerini aldıkları, yapılan müdahale sonucunda yangının söndürüldüğü, yangın nedeniyle pansiyonda konaklayan müşterilerden ..., ... ve ...'ın öldüğü, pansiyonu işleten şirketin .. .. Otel Turizm Limited Şirketi olduğu, sanık ... şirket ortağı ve yangın olayının yaşandığı şube pansiyonun müdürü, sanık ... ...'ın ise şirketi temsile yetkili müdürü olduğu, sanık ...'in ise resepsiyon görevlisi olduğu, sanıklar ... ile ...'ın yangınla mücadele konusunda zafiyeti olan ve işletilmek için yeterli koşulları taşımadığı için .. Belediyesi görevlileri tarafından mühürlenen yetkilisi oldukları yangın çıkan ... Otel'i, mevcut yapısal eksikliklerini bilmelerine rağmen açıp işlettikleri, bu suretle üç kişinin ölümüyle sonuçlanan olayın meydana gelmesinde asli kusurlu olduklarının tespit edildiği, yine her ne kadar kovuşturma aşamasında alınan bilirkişi raporunda, sanıklar ,, ... ve ... dışında olayda kimsenin kusuru olmadığı bildirilmiş ise de; soruşturma aşamasında alınan bilirkişi raporunda, sanık ...'in resepsiyonda görevli iken görev yerini iki kızına bıraktığını, yangının çıktığı esnada her iki kızının da uyumuş olduğunu ve onların da yangını görmediğini beyan ettiği, sanığın görev yerini terk etmemiş olsaydı yangının çıktığı anı görebilecek, yangının başlangıcına engel olamasa dahi çok kısa sürede söndürülebilmesini sağlayabileceği, bu durumda sanık ...'in yangın neticesi ile üç kişinin hayatını kaybetmesinde ikinci dereceden etken olduğu, sanık ...'in beyanıyla da sabit olduğu üzere sanığın olay tarihinde resepsiyona bakmakla görevli olması ancak olay sırasında görev yerini terk etmiş olması, yangının çıktığı yerin resepsiyon bölümü olması, sanığın görevinin başında olması halinde yangının çıkışını görüp daha hızlı müdahale edebileceği ve edilmesini sağlayabileceğinin anlaşılması karşısında, sanık ...'in de üç kişinin ölümüyle sonuçlanan olayın meydana gelmesinde tali kusurlu olduğu kabul edilerek, sanıklar hakkında TCK'nın 85/2. maddesi gereğince mahkumiyetlerine karar verilmiştir.

2. İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik görülmediği anlaşılmıştır.

IV. GEREKÇE ve KARAR

1)Sanık ... hakkında kurulan hükmün incelenmesinde;

Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, suç vasfının doğru şekilde belirlendiği anlaşılmakla, sanık müdafiinin ve katılanlar vekillerinin yukarıda ilgili bölümde ileri sürdüğü bu kapsamdaki temyiz sebeplerinin reddine, ancak;

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 13.10.2020 tarihli ve 2017/12-833 Esas, 2020/415 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere; taksirli suçlar açısından temel cezanın belirlenmesinde 5237 sayılı TCK'nın 61/1.maddesinin (g) bendindeki "failin güttüğü amaç ve saik" gerekçesine dayanılamayacağının gözetilmemesi,

Hukuka aykırı olup, açıklanan nedenle sanık müdafii ile katılanlar vekillerinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesinin kararının 5271 sayılı CMK'nın 302/2. maddesi gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 303/1 maddesi gereği sanık hakkındaki hükmün birinci paragrafında yer alan, "failin güttüğü amaç ve saik" ibarelerinin de hükümden çıkarılması suretiyle oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

2-Sanıklar ... ve ... hakkında kurulan hükümlerin incelenmesinde;

Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı anlaşılmakla, sanıklar müdafiinin ve katılanlar vekillerinin yukarıda ilgili bölümde ileri sürdüğü bu kapsamdaki temyiz sebeplerinin reddine, ancak;

1-5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 21. maddesinin 1. fıkrasında "Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir" şeklinde düzenlenerek, dogrudan kast tanımlanmıştır. Buna göre, dogrudan kast; öngörülen ve suç teşkil eden fiili gerçekleştirmeye yönelik irade olup, kanunda suç olarak tanımlanmış eylemin bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi ile oluşur.

Olası kast TCK’nın 21. maddesinin 2. fıkrasında; “Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi hali” biçiminde tanımlanmış, fıkra gerekçesinde ise; “Olası kast durumunda suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşebileceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir. Diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir.” şeklinde, olası kastın uygulanma şartları belirtilmiştir. Öğretide de, olası kast, suçun kanuni tanımındaki objektif unsurların gerçekleşebileceği, ciddi bir şekilde mümkün görülmesine rağmen, fiilin işlenmesi suretiyle tipikliğin gerçekleşmesi şeklinde tanımlanmıştır. (Koca/Üzülmez; Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler; 4. Baskı; sh. 152.)

Fail, hareketinden doğacak sonuçları bilerek ve isteyerek hareket etmişse kast gerçekleşmiştir. Buna karşılık, fail belli bir sonucu gerçekleştirmek üzere hareket ederken, bunun yanında başka sonuçların meydana gelmesini de göze almış ve bu sonuçlar da gerçekleşmişse, failin bu sonuçlar açısından da kasten hareket ettiği kabul olunur. Çünkü fail, asıl kastettiğinden başka, hareketinden doğacak diğer sonuçları tahmin ettiği veya öngördüğü halde hareketini devam ettirmiştir. Dolaylı kast olarak adlandırılan bu kast türüne, belirli olmayan kast, gayrimuayyen kast, olursa olsun kastı veya dolus eventualis de denilmektedir. (Nur Centel, Türk Ceza Hukukuna Giriş, 2.Bası, s.349, Artuk-Gökcen-Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Cilt 1, s.597 vd.), (Ayhan Önder, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Cilt.2, s. 293 vd, Uğur Alacakaptan, Suçun Unsurları, s.139 vd., Timur Demirbaş, Ceza Hukuku Genel Hükümler, s.312 vd.)

Şayet failin gergekleştirdiği eylemin olası bazı sonuçlara neden olabilecegini öngörmesine ve bu sonuçların gerçekleşmesinin mümkün ve olası olarak tasavvur etmesine rağmen olası sonucu kabullenerek eylemi gerçekleştirmesi halinde olası kast gündeme gelecektir. Doğrudan kasttaki bilme ve isteme unsuru, olası kast ile dogrudan kast arasındaki farkın ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Olası kastı doğrudan kasttan ayıran en temel unsur; suçun kanuni tanımındaki unsurların ortaya çıkmasının kesin olmayıp, olasılık düzeyinde olmasıdır. Olası kastta fail, kesin olan bir sonucu değil, büyük bir olasılıkla gerçekleşecek olan sonucun ortaya çıkması halini göze almaktadır. Bu halde fail, bu olası sonucu olursa olsun düşüncesi ile göze alarak suç yolunda ilerlemektedir.Diğer bir deyimle, burada fail olası sonucun ortaya çıkmaması için herhangi bir çaba sarf etmemektedir.

Yani olası kastta fail, eyleminin kanunda tanımlanan sonucun ortaya çıkmasına neden olacağını olasılık düzeyinde öngörmesine karşın, bu sonucun ortaya çıkmasını kabullenmektedir.

İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksir, 5237 sayılı TCK’nın 22/2. maddesinde “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi” şeklinde tanımlanmış olup, 5237 sayılı TCK’da, , 765 sayılı TCK’da yer verilen, “tedbirsizlik”, “dikkatsizlik”, “meslek ve sanatta acemilik”, “nizamat, evamir ve talimata riayetsizlik”, “kayıtsızlık veya tedbirsizlik”, “hataen ve kayıtsızlıkla”, “müsamaha ve dikkatsizlik” şeklindeki taksir kalıplarına ilgili suç tiplerinde yer verilmemiş, ancak gerek öğretide, gerekse uygulamada, bu taksir kalıplarına yer verilmemiş olmanın, bir eksiklik veya farklılık oluşturmayacağı kabul edilmektedir.

Toplumsal yaşamda belli faaliyetlerde bulunan kimselerin başkalarına zarar vermemek için bir takım önlemler alması ve bazı davranış kurallarına uyma zorunlulukları bulunmaktadır. Bu kurallar toplum olarak yaşama zorunluluğundan doğabileceği gibi, Devletin müdahalesiyle de ortaya çıkabilmektedir. Taksirli suç bu kuralların ihlal edilmesi sonucu belirir, fail tedbirli ve öngörülü davranmamış olduğu için cezalandırılır. Bu bakımdan sorumluluğun nedeni, öngörebilme imkân ve ödevinin varlığına rağmen sonuca iradi bir hareketle neden olmaktan kaynaklanmaktadır.

Öğretide ve yargı kararlarında taksirin unsurları,

a) Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,

b) Hareketin iradiliği,

c) Neticenin iradi olmaması,

d) Hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması,

e) Neticenin öngörülebilmesi, ancak bu neticenin fail tarafından öngörülmemesi,

Şeklinde belirtilmiştir.

Bilinçli taksir kavramı mülga 765 sayılı TCK’nın 45. maddesine 8.1.2003 tarihli ve 4758 sayılı Kanun ile eklenen son fıkra ile hukukumuza girmiş olup, anılan fıkrada, “Failin öngördüğü neticeyi istememesine rağmen neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde ceza ... arttırılır.” hükmüne yer verilmiş, aynı hüküm, 5237 sayılı TCK’nın 22. maddenin 3. fıkrasında da korunmuştur.

Taksirden söz edilebilmesi için neticenin öngörülebilir olması gerekli ve yeterli olmasına karşılık, bilinçli taksir halinde failin somut olayda ayrıca bu neticeyi öngörmüş olması da gereklidir.

Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü halde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü halde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlike hali, bunu öngörmemiş olan kimsenin tehlike hali ile bir tutulamaz; neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun, bu neticeyi meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür. Bilinçli taksirde netice somut olarak öngörüldüğü halde, istenmemiştir. Bilinçli taksiri, taksirden ayıran özellik, bilinçli taksirde istenmeyen netice fiilen öngörülürken, taksirde öngörülmemektedir.

Yasada, taksirin bir türü olarak düzenlenmiş bulunan bilinçli taksir esas itibariyle olası kastın sınırlarını daraltıcı bir işlev görmektedir. Bu nedenle, olası kastın anlamı ve sınırları belirlenmeden, bilinçli taksirin kapsamının tayini mümkün değildir.

Olası kast ve bilinçli taksir öngörme unsuru itibariye örtüşmesine rağmen, isteme unsuru bakımından ayrılmaktadır.

Olası kastı bilinçli taksirden ayıran özellik, mümkün yada muhtemel olarak öngörülen neticenin kabullenilmesi, failin öngördüğü tipik neticenin meydana gelmeyeceğine yönelik bir güveni olmadan hareket etmesidir.

Somut olay bu çerçevede değerlendirildiğinde; yangının gerçekleştiği ... Otel isimli pansiyonu işleten şirketin .. .. Otel Turizm Limited Şirketi olduğu, sanık ...'ın şirket ortağı ve yangın olayının yaşandığı şube pansiyonun müdürü, sanık ... ...'ın ise şirketi temsile yetkili müdürü olduğu, dosya kapsamı ile sabit olduğu üzere pansiyon için iş yeri açma ve çalıştırma ruhsatı başvurusu üzerine yapılan incelemeler neticesinde .. Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı Yangın Önlem Amirliği'nin, 05.07.2022 ve 14.12.2022 tarihli İtfaiye Raporları kapsamında, Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelikte belirtilen gerekliliklerden yangın söndürme ve algılama sistemlerinin, yangına dayanıklı duman sızdırmaz kapıların, yangından kaçış planlarının, yangın esnasında itfaiyenin müdahele etmesine imkan sağlayacak uygun proje ve dizaynın bulunmadığı belirtilerek bu eksiklikler nedeniyle olumsuz rapor verilmesi sebebiyle, ... Otel için iş yeri açma ve çalıştırma ruhsatı verilmediği, sanıkların itfaye raporları ile tespit edilen yangına ilişkin bu eksikliklerin tamamlanması yerine pansiyonu ruhsatsız olarak işletmeye açarak müşteri kabulü yaptıkları, ruhsatsız olarak işletildiğinin tespiti üzerine dosya içerisinde bulunan tutanaklar ile sabit olduğu üzere ... Otel'e altı kez mühürleme işlemi yapıldığı ve buna rağmen mühür sökülerek işletilmeye devam edildiği, ayrıca mühür fekki nedeniyle sanıklar hakkında cezai işlem de yapıldığı anlaşılmakla, sanıkların altı kez mühür sökerek yangına ilişkin eksikliklere rağmen işletmeye devam etmeleri nedeniyle pansiyonda çıkan yangın sonucunda meydana gelen ölümlerden olası kast hükümleri kapsamında sorumlu olduklarının gözetilmemesi suretiyle yazılı şekilde hüküm tesisi,

2-Kabule göre ise; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 13.10.2020 tarihli ve 2017/12-833 Esas, 2020/415 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere; taksirli suçlar açısından temel cezanın belirlenmesinde 5237 sayılı TCK'nın 61/1. maddesinin (g) bendindeki "failin güttüğü amaç ve saik" gerekçesine dayanılamayacağının gözetilmemesi,

Hukuka aykırı olup, açıklanan nedenlerle katılanlar vekillerinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesinin kararının 5271 sayılı CMK'nın 302/2. maddesi gereği, Tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,

Hükmolunan ceza miktarı ve tutuklulukta geçen süre dikkate alınarak sanıklar müdafiinin tahliye talebinin REDDİNE,

Dava dosyasının, 5271 sayılı CMK'nın 304/2-a maddesi uyarınca İstanbul Anadolu 21. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

09.07.2025 tarihinde karar verildi.

 

+905356309610