NAFAKA ÇEŞİTLERİ

NAFAKA ÇEŞİTLERİ

Av. Mustafa Alper KÜÇÜKYILMAZ


Nafaka, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek tarafın, diğer taraftan mali gücü oranında isteyebileceği ödemedir. Eskiden genel olarak kadınlara bağlanan nafaka, değişen hayat şartları ve yaşam biçimleri ile birlikte erkeklerin de sıklıkla talep ettiği bir hak olarak karşımıza çıkıyor. Yoksulluğa düşecek eşe, nafaka bağlanması için nafaka yükümlüsünün kusurlu olması şart değildir. Ancak, nafaka alacak eşin boşanmaya yol açan olaylarda kusurunun daha ağır olmaması gerekir. Bu durum Türk Medeni Kanunu’nun 175. Maddesinde; “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.” şeklinde tanımlanmıştır. 


Nafaka alacaklısı lehine nafaka hükmolunan yeniden evlenmiş, taraflardan biri ölmüş ise davaya gerek kalmadan nafaka kendiliğinden sonra erer. Nafakanın dava yolu ile sona erdirilmesi için uygulamada en sık açılan dava, nafaka alacaklısının yoksulluğunun sona ermesi sonucu nafakanın kaldırılmasına yönelik davadır.


Mahkeme kararı ile hükmedilen nafaka bedelinin ödenmemesi halinde ise nafaka alacaklısı şahıs icra yoluna başvurarak tahsilat yapabilir. Nafakanın ödenmemesi halinde kişiye 3 aylık tazyik hapsi cezası verilir. Borcun ödenmesi halinde hapis cezası ortadan kalkacaktır. 


1) Tedbir Nafakası 

Boşanma davasından önceki tedbir nafakası, eş ve reşit olmayan çocuklar yararına hükmedilecek tedbir nafakasıdır. Nafakaya hükmedilebilmesi için kadının ayrı yaşamakta haklı olduğunu her türlü delil ile ispat etmesi gerekir. Hükmedilecek nafaka tarafların sosyal ve ekonomik şartlarına uygun olmalıdır. 

Ayrılık ve Boşanma davası açıldığı takdirde Hakim, MK md.137 maddesi nedeniyle resen çocuklar ve eşin bakımı ve eğitimi için maddi tedbirleri almak zorundadır. Tedbir nafakası Boşanma davası tarihinden başlayıp hükmün kesinleştiği tarihe kadar geçerli olmak üzere hükmedilir. 


2) Yoksulluk Nafakası 

Yoksulluk nafakasını tanımlayacak olursak boşanma sonucu bir taraf yoksulluğa düşecek ise bu mağduriyeti engellemek adına diğer taraftan talep edilecek nafaka türünü yoksulluk nafakası olarak ifade etmemiz mümkündür. Nafakalar, ödeyecek tarafın sosyal ve ekonomik durumu göz önünde bulundurularak hakim tarafından takdir edildiğinden yoksulluk nafakası da kişilerin sosyal ve ekonomik durumları göz önünde bulundurularak takdir edilecektir.


3) İştirak Nafakası 

İştirak nafakası her an doğup işleyen haklardandır. 18 yaşını doldurmamış müşterek çocuk için verilen nafaka türüdür. Evlilik birliğinde anne ve babaya çocukların bakım, gözetim, eğitim, sağlık vb. sorumlulukları yüklenmiştir. Taraflar boşanmış olsalar da anne ve babanın bu yükümlülükleri devam edecektir. Velayeti kendisinde olmayan çocuk için her anne /baba giderlere katılmak zorundadır. Nafaka alacaklısının ölmesi veya çocuğun ergin olması ile birlikte iştirak nafakası sona erecektir.


Boşanma davasında talep edilmemiş iştirak nafakası için ayrı bir dava açılabilir, çocuk için nafaka talep edilebilir. Yine boşanma davasında hükmedilmiş bir iştirak nafakası var ise şartların değişmesi halinde iştirak nafakasının arttırılması/yükseltilmesi de talep edilebilir. Böyle bir talebin varlığı halinde dava açılmalı ve değişen şartlar mahkeme önüne sunulmalıdır. Nitekim Türk Medeni Kanunu’nun 329. maddesinde de anne ve babanın iştirak nafakası talep edebilen hakkı şu şekilde düzenlenmiştir : ‘Küçüğe fiilen bakan ana veya baba, diğerine karşı çocuk adına nafaka davası açabilir.’ Yine Türk Medeni Kanunu’nun 331. maddesi de durumun değişmesi halinde tarafların yeniden iştirak nafakasını arttırma veya iştirak nafakasının kaldırılmasını yargılar ve kararını ona göre verir. Türk Medeni Kanunu’nun 331. maddesi şu şekildedir : ‘Durumun değişmesi hâlinde hâkim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırır.’


4) Yardım Nafakası 

Evlilik birliğinin sona ermesiyle birlikte 18 yaşından büyük müşterek çocuğun sağlık, eğitim giderleri devam edecektir. Üniversite eğitiminin ve diğer ihtiyaçların karşılanması adına anne ve babanın yükümlülükleri devam eder. İşte bu nedenle Türk Medeni Kanunu’nda çocuk 18 yaşını doldursa da nafaka hakkı mevcuttur. Bu tür nafakaya da yardım nafakası denmektedir.


Nafakanın ödenmemesi durumunda ise cebri icra ile tahsili yoluna gidilebilir. Kanun koyucu nafakanın tahsilini kolaylaştırmak için bazı tedbirler ihdas etmiştir. Nafaka borçlusu, aylık nafaka bedelini ödememesi durumunda nafaka alacaklısının şikayeti üzerine diğer şartların da mevcut olması durumunda İcra İflas Kanunu'nun 344. maddesine göre 3 aya kadar tazyik hapsine mahkum edilecektir.



İlgili Yargıtay Kararları 


Yoksulluk Nafakası alan Asgari Ücretin Üzerinde Bir Geliri Olmadığı Belirlenen Davalıdan Ortak Çocuklar Yararına İştirak Nafakası Talep Edilemeyeceği 

Yargıtay 3. Hukuk Dairesine göre, “İştirak nafakası ( TMK.nın 182/2.maddesi ) miktarının belirlenmesinde ana babanın özelliklerine dair ilkelerden bir diğeri sonuncusu ana babadan geliri olmayan iştirak nafakası vermemelidir ilkesidir. Ekonomik sosyal durumu yetersiz ise katılmak zorunda da değillerdir. Örneğin velayet kendisinde bulunmayan taraf yoksulluk nafakası alıyorsa iştirak nafakası vermek başka bir anlatımla çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katılmak zorunda değildir. Kendi geçimini sağlamaktan yoksun olanın katkısının beklenemeyeceği doğaldır. Velayet hakkına sahip olmayan eşin çalışamayacak durumda olduğu sağlık kurulu raporu ile ve gelirinin bulunmadığı soruşturma yazılarıyla anlaşılmış ise ödeme gücü bulunmayan ana ya da babanın iştirak nafakası ile yükümlü tutulması elbette olanaklı değildir. ( Ö. U. G., Boşanma Tazminat ve Nafaka Hukuku, Ankara 2008, sayfa 1323-1324 )

Yargıtayın yerleşik görüşüne göre de, yoksulluk nafakası alan eşten iştirak nafakası talep edilemez. Somut olayda, dosyadaki belgelerden tarafların 27.12.2012 tarihinde boşandıkları, bu karar ile ortak çocukların velayetlerinin babaya verildiği, davalı kadın yararına aylık 250.00 TL yoksulluk nafakasına hükmedildiği, B.'nın 1998, A'in 2010 doğumlu olduğu, davacının demir döküm fabrikasında işçi olarak çalıştığı, asgari ücret aldığı, kendisine ait evde kaldığı, davalının ise B. Pastanesinde işçi olduğu, asgari ücret ile çalıştığı anlaşılmaktadır. Davacıdan halen yoksulluk nafakası alan, asgari ücretin üzerinde bir geliri olmadığı belirlenen davalıdan ortak çocuklar yararına iştirak nafakası talep edilemeyeceği, bu sebeple iştirak nafakası istemi yönünden davanın reddi gerektiği halde mahkemece yasal olmayan gerekçeler ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş ve kararın bozulması gerekmiştir.denilmektedir. (Y. 3.HD. Esas no: 2015/19221, Karar No: 2016/1784, Karar Tarihi: 15.02.2016). 


Tarafların Gerçekleşen Sosyal ve Ekonomik Durumlarına Nafakanın Niteliğine Günün Ekonomik Koşullarına Göre Kadın Yararına Takdir Edilen Yoksulluk Nafakasının Az Olduğu

Yargıtay 2. Hukuk Dairesine göre, “Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davacı-karşı davalı erkeğin tüm, davalı-karşı davacı kadının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yersizdir. Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre ortak çocuklar yararına takdir edilen iştirak nafakaları azdır. Mahkemece Türk Medeni Kanunu'nun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi de dikkate alınarak daha uygun nafakaya hükmedilmesi gerekir. Bu yönler gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. 

Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre davalı-karşı davacı kadın yararına takdir edilen yoksulluk nafakası azdır. Mahkemece Türk Medeni Kanunu'nun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi de dikkate alınarak daha uygun miktarda nafakaya hükmedilmesi gerekir. Bu yönler gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ile ihlâl edilen mevcut ve beklenen menfaat dikkate alındığında davalı-karşı davacı kadın yararına takdir edilen maddi ve manevi tazminat azdır. Türk Medeni Kanunu'nun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile Türk Borçlar Kanunu'nun 50 ve 51. maddesi hükmü dikkate alınarak daha uygun miktarda maddi ( TMK m. 174/1 ) ve manevi ( TMK m. 174/2 ) tazminat takdiri gerekir. Bu yönler gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.” denilmektedir. (Y. 3.HD. Esas no: 2022/3230, Karar No: 2022/6067, Karar Tarihi: 21.06.2022). 


Kaynakça

Aydemir E./Memiş Y./Ruhi, A./Uçakhan, S./Bahadır, Ç.: Hukuk Davaları, Ankara, 2016 

Kılıçoğlu, A.:  Aile Hukuku, Ankara, 2022. 

Gençcan, Ö.: Aile Hukuku, Ankara 2011. 

Öztan, B.: Medeni Hukukun Temel Kavramları, Ankara 2019. 

Yargıtay Kararları.


+905356309610