NAFAKA ARTIRILMASI DAVALARI
Av. Mustafa Alper KÜÇÜKYILMAZ
Nafaka artırım davası, ekonomik koşulların değişmesi (örneğin enflasyon gibi) başta olmak üzere çeşitli nedenlerden dolayı mahkemece hükmedilen nafakanın artık gerekli masrafları karşılayamaması, yani yetersiz kalması durumunda lehine nafakaya hükmolunan kişi tarafından nafaka yükümlüsüne karşı açılan bir dava türüdür.
Mahkeme tarafından karara bağlanan nafakanın sabit kalması düşünülemez. İştirak nafakası karara bağlandıktan sonra nafakanın arttırılması veya azaltılması davası açılabilmesi için herhangi bir süre öngörülmemiştir. Hakim nafakaya karar verdikten sonra aradan geçen zaman içerisinde hem çocuğun ihtiyaçlarında meydana gelen değişimler hem de nafaka yükümlüsünün gelirindeki olumlu veya olumsuz değişiklikler nedeniyle iştirak nafakasının artırılması veya azaltılması istenebilir.
Anlaşmalı boşanma işleminin gerçekleşmesinden sonra da nafakanın artırılması davası açılabilir. Protokolde bu hususta madde yer almasının bir önemi yoktur. Artan ihtiyaçlara göre hakim miktarı belirleyecektir.
Nafakanın artırılması isteminde tarafların gelir ve kazancında meydana gelen artış miktarı, çocukların yaşlarının büyümesi, ihtiyaçların artması, eğitim giderleri, günün geçim koşulları ve tarafların sosyal durumlarının göz önünde tutulması gerekir. Nafakanın artırılması davası açıldıktan sonra tedbir olarak tedbir nafakasına hükmedilemez. Nafakanın artırılmasına veya azaltılmasına dair tarafların istemlerinin mahkeme tarafından kabulü halinde yeni bedel, dava tarihinden itibaren geçerli olmak üzere hükme bağlanır.
Hakim istem halinde irat biçiminde ödenmesine karar verilen giderlerin gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumuna göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.
İlgili Yargıtay Kararları
İştirak Nafakasının İndirilmesi İstemi
Yargıtay 3. Hukuk Dairesine göre, “Mahkemece; "... mahkemece onaylanan protokolün taraflar içinde bağlayıcı olduğu, ancak olağanüstü şartların varlığı halinde bu konuda yeniden değerlendirme yapılabileceği, davacının ekonomik durumundaki kötüleşmeyi ve olağanüstü şartların varlığını somut beyan ve delillerle ispatlayamadığı, davacının boşanma döneminde de rahatsızlığının olduğu, malulen emekli olmuşsa da daha sonra çalışmaya devam ettiği, kendi isteğiyle işten ayrıldığı, kredi çekerek araç aldığı; davalının boşandıkları zaman ki ekonomik durumu ile şu anki ekonomik durumu arasında bir fark olmadığı, halen katip olarak çalıştığı, buna göre boşanmadan sonra olağanüstü şartların ortaya çıktığı ve davacının ekonomik durumunun kötüleştiği yönünde mahkememizde bir kanaat oluşmadığından davanın reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur, gerekçesiyle..." davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
İştirak nafakası; çocuğun yaşı, eğitim durumu, günün ekonomik koşulları ile genel ihtiyaçlar ve ana-babanın mali durumuna göre takdir edilir. Ayrıca, nafakanın takdirinde birlik devam ederken çocuğun alıştığı yaşama şeklide dikkate alınır. Davada, önceki iştirak nafakasının ödenmesinde zorluk çekildiği belirtilerek, iştirak nafakasının kaldırılması, olmadığında indirilmesi istenilmiştir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 327.maddesinde "Çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli giderler ana ve baba tarafından karşılanır" hükmü; 330.maddesinde "Nafaka miktarı, çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenir." hükmü; 331 maddesinde de; "Durumun değişmesi halinde hakim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırır." hükmü getirilmiştir. Hakim, nafaka takdirinde; tarafların sosyal ve ekonomik durumlarındaki değişikliği araştırıp, gelirleri arasında bir oranlama yaparak, önceki nafaka takdirinde taraflar arasında sağlanan dengeyi koruyacak bir karar vermelidir.
İştirak nafakasının miktarı tayin edilirken, müşterek çocuğun ihtiyaçları yanında, nafaka yükümlüsünün gelir durumunun da dikkate alınacağı ve durumun değişmesi halinde nafakanın miktarının yeniden belirleneceği veya kaldırılacağı hususlarında duraksama yoktur. Nafaka miktarının yeniden belirlenmesi ya da kaldırılması için durumun değiştiğinin ilgilisi tarafından ispat edilmesi gerekir. Mahkemece, her ne kadar, davacının gelir durumunda önceki nafaka takdirine göre bir değişiklik olmadığı belirtilerek, nafakanın indirilmesi talebi de red edilmiş ise de; davacının kanser hastası olduğu, bu nedenle malulen emekli olduğu anlaşılmaktadır. Kanser hastası olan bir kişinin yeniden çalışma şartlarını kaybettiği, bu nedenle, aldığı emekli maaşıyla geçinmek zorunda bulunduğu da bir gerçektir. Davacının (nafaka yükümlüsünün) aldığı maaşla küçük için hükmedilen nafakayı ödemesi ve kendi geçimini sağlaması mümkün gözükmediğine göre, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda, nafakanın bir miktar indirilmesi hakkaniyet icabıdır. Mahkemece, yukarıda açıklanan hususlarda yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde, davanın reddine dair hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.” denilmektedir. (Y. 3.HD. Esas no: 2013/15229, Karar No: 2013/13652, Karar Tarihi: 01.10.2013).
İştirak Nafakasının Yükseltilmesi Talebi
Yargıtay 2. Hukuk Dairesine göre, “ Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle davacının harcını yatırmak suretiyle talep ettiği yoksulluk nafakasının arttırılmasına ilişkin usulen açılmış bir davası bulunmadığı gibi sonradan verilen dilekçede bu yönde talepte bulunulmasının da talebi dava haline getirmeyeceğine ve bu nedenle yoksulluk nafakası arttırımı hakkında mahkemece bir karar verilmesi gerekmediğinin anlaşılmasına göre; davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. Davacı boşanma hükmüyle velayeti kendisine bırakılmış olan davalıyla ortak çocukları 23.05.1991 doğumlu Ayşegül için, boşanma kararıyla birlikte verilen aylık 5 TL. iştirak nafakasının aylık 250 liraya çıkarılmasını istediğine ve çocuk da karardan sonra 23.05.2009 tarihinde ergin olarak velayet altından çıktığına göre; dava tarihi ile çocuğun ergin olduğu tarih arasında geçerli olmak üzere uygun miktarda nafaka artışı yapılarak iştirak nafakasına hükmedilmesi gerekirken; bu konuda yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuş, bozmayı gerektirmiştir.” denilmektedir. (Y. 2.HD. Esas no: 2012/11718, Karar No: 2012/16339, Karar Tarihi: 14.06.2012).
Uygun Nafakaya Hükmedilmesi Gerektiği
Yargıtay 2. Hukuk Dairesine göre, “ Davacı kadının diğer yönlere dair temyiz itirazlarının incelenmesine gelince: Davalı koca, Gökçebey Asliye Hukuk ( Aile ) mahkemesine müracaat ederek eşinin eve dönmesi için ihtar edilmesi talebinde bulunmuş, Gökçebey Asliye Hukuk ( Aile ) Mahkemesi'nin 23.9.2008 tarih 2008/22 D. İş sayılı ihtar kararı davacı kadına 11.11.2008 tarihinde tebliğ edilmiştir. Davacı kadın ise,eldeki bu davayı 10.11.2008 tarihinde açmıştır. Davalı koca terk ihtarına dayalı olarak Gökçebey Asliye Hukuk ( Aile ) mahkemesinde açtığı boşanma davasından 7.10.2010 tarihinde feragat etmiştir. Davalı koca eve dön çağrısı göndermekle davacı kadından kaynaklanan kusurları affetmiş en azından hoşgörüyle karşılamıştır. Toplanan delillerden: davalı kocanın eşine ve müşterek çocuğuna şiddet uyguladığı ve ailesinin, eşine uyguladığı baskıya sessiz kaldığı, boşanmaya neden olan olaylarda davalı kocanın tamamen kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Kusur durumu böyle olduğu halde taraflar eşit kusurlu kabul edilerek davacı kadının tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre küçüğün ihtiyaçlarına nazaran takdir edilen iştirak nafakası azdır. Mahkemece Medeni Kanunun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi de dikkate alınarak daha uygun nafakaya hükmedilmesi gerekir. Bu yön gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır. Davacı kadın, dava dilekçesinde delilleri arasında yemin delilini de göstermiştir. Davacıya, karşı tarafa yemin teklif etme hakkı hatırlatılmadan ziynet eşyasına dair talebinin reddi de doğru görülmemiştir.” denilmektedir. (Y. 2.HD. Esas no: 2012/2128, Karar No: 2012/3198, Karar Tarihi: 20.02.2012).
Nafaka Miktarının Belirlenmesi
Yargıtay 3. Hukuk Dairesine göre, “Davacı vekili dilekçesinde; tarafların Şanlıurfa 1.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 9.7.2003 tarih 2003/700 Esas 2003/720 Karar sayılı kararıyla boşandıklarını ve müşterek çocuk lehine aylık 50 TL iştirak nafakasına hükmedildiğini, iştirak nafakasının günün ekonomik koşulları ve paranın satın alma gücünde enflasyon oranında değer kaybına uğramış olduğu ve çocuğun ihtiyaçlarının artması sonucu yetersiz kaldığını belirterek, nafakanın 500 TL'ye yükseltilmesini ve nafakanın her yıl tefe oranında artırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı dilekçesinde; talep edilen miktarın fazla olduğunu, davacıyla boşandıktan sonra 2. evliliğini yaptığını ve 4 yaşında bir çocuğunun olduğunu, bir süre önce sigortalı olarak çalıştığı işten çıkarıldığını, şu an günlük işlerde çalışarak geçimini sağladığını, aylık kazancının 600 TL olduğunu, 350 TL kira parası verdiğini, geri kalanla geçimini sağladığını bildirerek, mahkemenin karar verirken bu hususları gözönünde bulundurmasını istemiştir.
Mahkemece: daha önce hükmedilen iştirak nafakası miktarının, aradan geçen zamanla ihtiyaçların değişmesi karşısında yetersiz kaldığı anlaşılmakla, günün ekonomik koşulları, paranın satın alma gücü, aradan geçen süre, tarafların ekonomik ve sosyal durumu, hak ve nesafet kurallarının birlikte değerlendirilmesi gerekçesiyle davanın kabulü cihetine gidilerek; aylık 50 TL iştirak nafakasının 500 TL'ye çıkartılmasına ve iştirak nafakasının her yıl tefe oranında artırılmasına karar verilmiş: hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir. T.M.K.'nın 182/2. maddesinde; velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorunda olduğu hükme bağlanmıştır. Velayet kendisine tevdi edilmeyen taraf, ekonomik imkanları ölçüsünde müşterek çocuğunun giderlerine katılmakla yükümlüdür. Diğer taraftan, iştirak nafakası belirlenirken ana ve babanın ekonomik durumları gözönünde tutulmakla birlikte velayet hakkı kendisine tevdi olunmuş tarafın bu görev sebebiyle emeğinin ve yüklendiği sorumlulukların karşılığı olağan harcamaların da dikkate alınması zorunludur. Ne var ki, nafaka miktarının belirlenmesine esas alınması gereken giderlerinin makul sınırlar içinde kalmasına özen gösterilmesi ve velayet kendisine bırakılmayan tarafın ağır yükümlülüklere maruz bırakılmaması gerekmektedir.
Mahkemece, nafaka takdir edilirken; çocuğun yaşı, eğitimi ve ihtiyaçlarının yanında, ana-babanın gelir durumu da gözetilmeli ve nafaka yükümlüsünün ( babanın ) gelir durumuyla orantılı olacak şekilde hakkaniyete uygun bir nafakaya hükmedilmelidir. Somut olayda dosyadaki bilgi ve belgelerden: tarafların 9.7.2003 tarihli kararla anlaşmalı boşandığı; 2001 doğumlu müşterek çocuğun velayetinin anneye verildiği, kararla müşterek çocuk lehine 50 TL iştirak nafakasının davalıdan tahsiline karar verildiği, kararın temyiz edilmeksizin 10.7.2003 tarihinde kesinleştiği, davacı kadının ev hanımı olduğu, çalışmadığı, ikamet ettiği evin kira olduğu ve aylık 500 TL kira ödediği, davalı babanın 19.9.2006 tarihinde 2. evliliğini yaptığı, 2007 doğumlu bir çocuğunun olduğu, dosya içerisinde bulunan tapu kaydından Şanlıurfa ilinde bir adet meskeni ve 3/28 hisse sahibi olduğu, 40 m2 alanlı tarla vasıflı taşınmazı olduğu, 4.11.2011 tarihli kolluk araştırmasına göre, serbest olarak çalıştığı, yaklaşık 1.000 TL geliri olduğu, 18.5.2012 tarihli kolluk araştırmasına göre, yeni eşinin K... Side Otelde kuaförlük yaptığı, kendisinin ona yardım ettiği, aylık sabit geliri bulanmamakla birlikte eşinin turizm sezonunda aylık 3500 TL geliri bulunduğu, Şanlıurfadaki evinden aylık 500 TL kira gelirinin bulunduğu, aylık 350 TL karşılığında kirada oturduğunun tespit edildiği anlaşılmaktadır. Yukarıda izah olunan nedenlerle; somut davada, tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumları, nafakanın niteliği, müşterek çocuğun yaşı, eğitim durumu, ihtiyaçları, ekonomik göstergelerdeki değişimle TÜİK'in yayınladığı üfe artış oranı ve nafaka yükümlüsünün ( davalı babanın ) gelir durumu nazara alındığında; artırılan iştirak nafakası miktarı fazla olup, T.M.K.4. maddesinde vurgulanan hakkaniyet ilkesine uygun bulunmamıştır.” denilmektedir. (Y. 3.HD. Esas no: 2013/210, Karar No: 2013/1735, Karar Tarihi: 06.02.2013).
Kaynakça:
Aydemir E./Memiş Y./Ruhi, A./Uçakhan, S./Bahadır, Ç.: Hukuk Davaları, Ankara, 2016
Kılıçoğlu, A.: Aile Hukuku, Ankara, 2022.
Gençcan, Ö.: Aile Hukuku, Ankara 2011.
Öztan, B.: Medeni Hukukun Temel Kavramları, Ankara 2019.
Yargıtay Kararları.


