MURİS MUVAZAASI (MİRASTAN SATIŞ GÖRÜNÜMÜYLE MAL KAÇIRMA DAVASI)

MURİS MUVAZAASI (MİRASTAN SATIŞ GÖRÜNÜMÜYLE MAL KAÇIRMA DAVASI)

Av. Mustafa Alper KÜÇÜKYILMAZ


Muris muvazaası, yani mirastan mal kaçırma ya da mirasçıdan olarak bilinen durum Miras Hukuku’nun en sık karşılaşılan sorunlarındandır. Mirasbırakan, ölümünden sonra bir mirasçısının daha az miras alması ya da hiç almaması için elinde bulunan taşınmazı, başka bir mirasçısına satış gibi gösterir. Ne var ki, kendi mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için asıl amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapu sicilinde yaptığı “resmi sözleşme” de iradesini satış ya da ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle bir başkasına devretmektedir. 


Miras bırakanın asıl amacı dava eden mirasçından değil, bir diğer mirasçısından mal kaçırmaya yönelik olması, diğer mirasçılar tarafından dava açılması için yeterli bir nedendir. Muris muvazaasında dayalı temlikin geçersiz olması için belirli bir mirasçı veya mirasçılardan mal kaçırmak istenmesi koşulu yoktur. Herhangi bir mirasçıdan veya mirasçılardan mal kaçırılması yeterlidir. 


Örneğin, muris muvazaası ile zarar gören bir veya birkaç mirasçı değil, tüm mirasçılardır. O halde terekeden mal kaçırmak söz konusudur. Nitekim uygulamada da miras bırakanın hangi mirasçıdan mal kaçırma amacı taşıdığı değil, terekeden mal kaçırma kastıyla hareket edip etmediği araştırılmaktadır. Muris muvazaasında yapılan temlikin geçersiz olması için belirli bir mirasçı veya mirasçılardan mal kaçırmak istenmesi koşulu yoktur. 


Mirastan mal kaçırılması işleminde murisin danışıklı olarak muvazaayı gerçekleştirdiği taraf üçüncü bir kişi olabileceği gibi murisin bir diğer mirasçısı da olabilir. Bu gibi durumlarda, saklı pay sahibi olsun veya olmasın yasal miras hakkı ihlal edilen tüm mirasçılar, muris muvazaası hukuki sebebine dayanarak dava açabilirler. 


Muris Muvazaasından Söz Edilemeyeceği Haller

  1. Taşınmaz satışının bedelli olduğu ve tapudan gösterilen satış bedelinin gerçeğe yakın olduğu belirlenmişse, muvazaa davası reddedilir. Çünkü muvazaanın koşulları oluşmamıştır. 

  2. Ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesine dayanarak infaz yapılmadan tapu sicil kaydı oluşmadığı için, önce sözleşmenin iptali istenmeden, muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davasının dinlenmesi olanağı yoktur. 

  3. Murisin sağlığında açtığı tapu iptal ve tescil davası reddedilmiş ve bu hüküm kesinleşmişse, artık mirasçılardan mal kaçırma amacı olmadığından daha sonra mirasçıların açtığı muvazaaya dayalı tapu iptal ve tescil davası reddedilir. 

  4. Murisin, mallarını mirasçıları arasında “bölüştürmek” kastı ile hareket ettiğinin anlaşılması durumunda muris muvazaası nedeniyle mirasçı tarafından açılan davanın reddi gerekir. Çünkü amaç, mal paylaştırma ve denkleştirme olup, mal kaçırma değildir. 

  5. Muris taşınmazını mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla değil, gerçekten bakıp gözetilmek amacıyla temlik etmişse, işlemin muvazaa nedeniyle iptali istenemez. Resmi akitte belirtilen irade ile miras bırakanın iradesi arasında uyum varsa muvazaadan söz edilemez. 

  6. Taşınmaz tapuda yöntemine uygun biçimde temlik edildiğinde, ortada geçersiz bir işlem bulunmadığı için muvazaa davasının reddi zorunludur. 

  7. Murisin sağlığında üçüncü kişiden parasını ödeyerek satın aldığı taşınmazı tapuda eşi ya da bir başka kişi üzerine kaydettirmesi halinde, danışıklı işlemin tarafı olmadığı için, bu işleme karşı muvazaaya dayalı tapu iptal ve tescil davası açılamaz.  Satışın gerçek olduğu kanıtlanmışsa muvazaaya dayalı iptal ve tescil davasının reddi gerekir. Çünkü bu durumda satışın bedelli olduğu ve bu bedelin miras bırakanın malvarlığına girdiği anlaşılmıştır. 



İlgili Yargıtay Kararları 


Muris Muvazaası Hukuksal Nedenine Dayalı Tapu İptal ve Tescil Davası 

Yargıtay 1. Hukuk Dairesine göre, Uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi ( mevsuf-vasıflı ) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada mirasbırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.

Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli ve 1/2 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun 706., Türk Borçlar Kanunu'nun 237. ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.

Hemen belirtilmelidir ki, muris muvazaasına ilişkin 01.04.1974 tarihli 1/2 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, bizzat mirasbırakanın üzerinde tapuda kayıtlı olan taşınmazların mirasbırakan ya da vekili ( temsilcisi ) tarafından aslında bağış olduğu halde satış biçiminde temlik edilmesi durumunda uygulama olanağı bulur.

Bedeli ödenerek "gizli bağış" şeklinde gerçekleştirilen işlemler hakkında anılan Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının doğrudan bağlayıcı olma niteliği yoktur. Bunun yanı sıra, karara, yorum yoluyla gizli bağış iddialarına yönelik olarak uygulama olanağı sağlanamayacağı, Hukuk Genel Kurulunun 30.12.1992 tarihli 586/782; 21.09.1994 tarihli 248/538; 21.12.1994 tarihli 667/856; 11.10.1995 tarihli 1995/1-608 Sayılı kararlarında belirtilmiş, Dairenin yargısal uygulaması bu doğrultuda kararlılık kazanmıştır. Ancak gizli bağış şeklinde gerçekleştirilen işlem bulunduğu iddiası bakımından şartların mevcut olması halinde tenkis incelemesi yapılabileceği hususunda kuşku yoktur.

Bilindiği üzere; tenkis ( indirim ) davası, mirasbırakanın saklı payları zedeleyen ölüme bağlı veya sağlar arası kazandırmaların ( bağış ) yasal sınıra çekilmesini amaçlayan, öncesine etkili, yenilik doğurucu ( inşai ) davalardandır. Tenkis davasının dinlenebilmesi için öncelikli koşul; mirasbırakanın ölüme bağlı veya sağlar arası bir kazandırma işlemi ile saklı pay sahiplerinin haklarını zedelemiş olmasıdır. Tasarruf oranını aşan her kazandırmada saklı payları zedeleme kastının varlığından söz edilemez. Mutlak olarak tenkise tabi tasarruflarda ( ölüme bağlı tasarruflar veya TMK'nin 565. maddesinin 1, 2 ve 3 bentlerinde gösterilenler ) veya saklı payın ihlal kastının varlığı kesin olarak anlaşılan diğerlerinde özellikle muayyen mal hakkında tenkis uygulanırken TMK'nin 570. maddesindeki sıralamaya dikkat etmek davalı mahfuz hisseli mirasçılardan ise aynı Kanun'un 561. maddesinde yer alan mahfuz hisseden fazla olarak alınanla sorumluluk ilkesini gözetmek, dava konusu olup olmadığına bakılmayarak önce ölüme bağlı tasarruflarla davacının saklı payını tamamlamak, sonra sağlar arası tasarrufları dikkate almak gerekir. Bu işlem sırasında dava edilmeyen kişi veya tasarrufların tenkisi gerekeceği sonucu çıkarsa davacının onlardaki hakkını dava etmemesinin davalıyı etkilemeyeceği ve birden çok kişiye yapılan teberru tenkise tabi olursa 563. maddede yer alan, alınanla mütenasip sorumluluk kuralı gözetilmelidir.

Hemen belirtilmelidir ki, mahkemenin Yargıtayın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğar. Diğer taraftan yerel mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu müessese mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararındaki esas çerçevesinde işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirir ( 09.05.1960 tarihli , 21/9 Sayılı YİBK ).

 Bilindiği üzere, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ( HMK ) 297/2. maddesinde “Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir” düzenlemesi yer almaktadır. Kamu düzeninden olan doğru sicil oluşturma ilkesi gereğince de hakimin infazı kabil karar verme yükümlülüğü vardır.” denilmektedir. ( 1.HD. Esas no: 2022/46, Karar No: 2022/2174, Karar Tarihi: 16.03.2022). 


Muris Muvazaasına Dayalı Tapu İptal ve Tescil İstemi 

Yargıtay 1. Hukuk Dairesine göre, “1933 doğumlu mirasbırakan E. Ö.'in 18/02/2005 tarihinde ölümü üzerine, çocukları davacılar E., H., H., davalı H., dava dışı Nurten ve F. ile 2018 yılında ölen oğlu M.'in dava dışı eşi Zinnet ile dava dışı çocukları R., Berk Can ve M. Ege'nin mirasçı kaldıkları; dava konusu 128 ada 4 parsel sayılı 7.679,11 m2 miktarlı bir katlı ahşap ev, tek katlı kargir ev, çaylık, fındıklık vasıflı taşınmazın tamamı mirasbırakan adına kayıtlı iken, 20/01/1998 tarihli vekaletnameye istinaden dava dışı vekili N. Ç. eliyle taşınmazın tamamını 08/05/1998 tarihinde satış yolu ile davalı oğlu H.'ye temlik ettiği, davalı H.'nin de 01/05/2003 tarihinde satış yolu ile dava dışı Ş. Ö. isimli kişiye, adı geçenin de 02/08/2004 tarihinde satış yolu ile davalı H.'nin eşi olan davalı G. Ö.'e temlik ettiği; mirasbırakan adına başkaca dava dışı 121 ada 7 parsel sayılı 37,14 m2 miktarlı çimenlik vasıflı taşınmaz ile dava dışı 123 ada 9 parsel sayılı 1.695,26 m2 miktarlı fındıklık vasıflı taşınmazın kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır.

Her ne kadar Mahkemece, iddianın ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ve Bölge Adliye Mahkemesince de davacıların istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş ise de; mirasbırakanın mal varlığının büyük çoğunluğunu davacı oğlu H.'a kızarak diğer oğlu davalı H.'ye satış göstermek suretiyle devrettiği, çekişmeli taşınmazın davalı H. tarafından bilahare dava dışı Ş.'a ve onun tarafından da davalı H.'nin eşi olan davalı G.'e devredildiği, davalı G.'in, muvazaalı işlemleri bilen ve bilmesi gereken kişi konumunda olup, iktisabının iyiniyetli kabul edilemeyeceği hususları birlikte değerlendirildiğinde, çekişmeli taşınmazın temlikinin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu sonucuna varılmaktadır. Hal böyle olunca; davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.” denilmektedir. ( 1.HD. Esas no: 2021/10475, Karar No: 2022/1961, Karar Tarihi: 10.03.2022). 



Kaynakça

Aydemir E./Memiş Y./Ruhi, A./Uçakhan, S./Bahadır, Ç.: Hukuk Davaları, Ankara, 2016 

Günay, E.:  Sulh Hukuk Mahkemesi Davaları, Soru ve Cevaplarla Miras El Kitabı, Ankara, 2019. 

İmre, Z./Erman, H.: Miras Hukuku, Ankara 2022. 

Hatemi, H.: Miras Hukuku, İstanbul, 2022. 

Yargıtay Kararları. 



+905356309610