MIRAS SEBEBIYLE İSTIHKAK DAVASI

MIRAS SEBEBIYLE İSTIHKAK DAVASI


Davanın konusu mirasçılık hakkına saldırı olması nedeniyle davacının mirasçılık hakkının saptanmasıdır. Bu nedenle miras bırakandan mirasçıya intikal eden bir dava hakkı değil, davacının bizzat mirasçılık hakkından doğan ve tereke kapsamında olması gereken mal veya malların geri alınmasını sağlayan bir davadır. Örneğin terekeden mal saklayan veya bölüşme dışında bırakan mirasçı ya da üçüncü kişiye karşı açılabilen bir dava türüdür. 


Miras sebebiyle hak ediş isteminde, mirasçılar arasındaki miras çekişmesi yer almaktadır. Biri diğerinin mirasçılık sıfatına itiraz edince dava miras sebebiyle hak ediş, itiraz edilmeyince istihkak niteliğinde kabul edilmesi gerekmektedir.  Dava, bir kimsenin bir terekenin veya terekeye giren bir malın mirasçısı olarak sahibi bulunduğunu ileri sürüp, elinde bulunduran kimseden malın kendisine teslimini istediği ve davalı tarafında davacının mirasçılığından doğan hakkına karşı koyduğu halde açılabilir. 


Türk Medeni Kanunu’nun ilgili hükümleri uyarınca bu davayı yalnızca yasal ve atanmış mirasçılar açabilir. Bu dava, malı elinde mirasçı sıfatıyla bulundurduğunu ya da malı elinde bulundurması için hiçbir neden göstermeyen kişiye karşı açılabilir. Bu dava, mirasçıya muristen kalan bir dava olmayıp, mirasçının bizzat şahsından doğan bir davadır.  


Mal ya da hakların davalı kişinin eline muris sağlığında veya ölümünden sonra geçmiş olmasının bir önemi yoktur. Burada malın ele geçirilmesiyle yaratılan fiili durum ile mirasçının irs dolayısıyla sahip olduğu hakkı karşı karşıyadır. Fiilen elde bulundurana karşı dava açma söz konusudur. El konulmuş olan malın tereke veya terekeye giren mal olması gerekir. Tereke dışı bir malın teslimi, miras sebebiyle istihkak davasının konusunu oluşturmaz. Bilindiği gibi tereke kavramından amaç; ölen muristen geriye kalan haklar, mallar ve borçların tümüdür. Miras ibaresi ise terekenin mirasçılara geçişini ifade eder. 


Bu dava türünde genellikle mirasçılık belgesi ve mirasçı atandığına ilişkin vasiyetname veya sözleşmenin dava dosyasına sunulması ile mümkün olmaktadır. Diğer yandan ise davacı, halen terekenin veya bazı malların davalının elinde bulunduğunu iddia ve ispat etmek durumundadır. 


Miras Sebebiyle İstihkak Davası ile Adi İstihkak Davasının Yarışması 

Miras sebebiyle istihkak davası, mirasçılık sıfatına bağlı ve bundan doğan bir dava olarak Medeni Kanun m.683’deki mülkiyet hakkına dayalı adi istihkak davasından ayrılır; miras sebebiyle istihkak davası açacak kişi mirasçı sıfatına sahip olmalı ve bunu önkoşul olarak ispat etmelidir. Adi istihkak davası, mirasçılığa değil, mülkiyet hakkına dayandığından miras sorunları dışında da adi istihkak davası açılabildiğinden, miras sebebiyle istihkak davasına göre adi istihkak davasının uygulama alanı daha geniştir. 



İlgili Yargıtay Kararları 


İstihkak Nedeni ile Aynen İade İstemi

Yargıtay 14. Hukuk Dairesine göre, “Bir kimse, İstihkak davası, malın vasıtasız zilyetliğine sahip olmayan malikin, doğrudan doğruya mülkiyet hakkına dayanarak, şey üzerindeki zilyetliğin haklı bir nedene dayanmayan kimseye açtığı hakedişi belirleyen bir eda davasıdır. Davanın sonunda, menkul mallarda teslime, taşınmaz mallarda ise tahliyeye bağlanan edaya karar verilir. İstihkak davası bir ayni hakka ( mülkiyete ) dayandığı için tipik bir ayni davadır. O nedenle, zamanaşımına uğramayacağında asla duraksanamaz. 743 Sayılı Medeni Kanunun 618. maddesinde ve 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 683. maddesinde, malikin, mülkiyet hakkının bir gereği olarak malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini dava edebileceğini düzenlemiştir. Türk Medeni Kanununun 994. maddesi sebepsiz zenginleşmeyi önleyen özel bir düzenleme olup, her iki davada da 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 994 ve 995. maddelerinin ( 743 Sayılı Medeni Kanunun 907 ve 908. maddelerinin ) uygulanması mümkündür. 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 994 ve 995 maddelerinde ( 743 Sayılı Medeni Kanunun 907 ve 908. maddelerinde de benzer şekilde ), iyiniyetli zilyedin, geri vermeyi isteyen kimseden şey için yapmış olduğu zorunlu ve yararlı giderleri tazmin etmesini isteyebileceği ve bu tazminat ödeninceye kadar şeyi geri vermekten kaçınabileceği; iyiniyetli zilyedin, diğer giderler için tazminat isteyemeyeceği; ancak, şeyin geri verilmesinden önce kendisine bu giderler için bir tazminat önerilmezse, kendisi tarafından o şeyle birleştirilen ve zararsızca ayrılması mümkün bulunan eklemeleri o şeyi geri vermeden önce ayırıp alabileceği; iyi niyetli zilyedin elde ettiği ürünlerin, yaptığı giderler sebebiyle doğan alacaklarına mahsup edileceği; iyiniyetli olmayan zilyedin ise, geri vermekle yükümlü olduğu şeyi haksız alıkoymuş olması yüzünden hak sahibine verdiği zararlar ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünler karşılığında tazminat ödemek zorunda olduğu; yaptığı giderlerden ancak hak sahibi için de zorunlu olanların tazmin edilmesini isteyebileceği ve şeyi kime geri vereceğini bilmediği sürece ancak kusuruyla verdiği zararlardan sorumlu olacağı düzenlenmiştir. Mahsup itirazı, bir alacağı doğuran olayla ilgili olarak, alacaklının elde ettiği bazı menfaatlerin ya da borçlunun katlandığı bazı yükümlülüklerin alacaktan indirilmesidir. Mahsuplaşmada, takastan farklı olarak iki ayrı alacak bulunmamaktadır. Buna göre, alacak miktarından tenzil edilecek değer, karşı alacak olmayıp, gerçek alacağı bulmak üzere hesaplanan alacaktan indirilmesi gereken bir bedeldir. Bu nedenle, mahsupta hukuken karşılıklı alacaklılık ilişkisinden öte, alacağın gerçek miktarının tespiti için yapılan bir işlemin varlığı kabul edilmelidir. Mahsupta, doğmuş bir alacaktan söz edilemeyeceği için, mahsubun borcu sona erdiren bir neden olduğu da düşünülemez. Ayrıca, mahsup talebi hukuki niteliği itibariyle def'i olmayıp; itiraz niteliğinde olduğundan, savunmanın genişletilmesi yasağına tabi kabul edilmez. Mahsubun yargılama devam ettiği sürece karşı tarafın muvafakatı olmaksızın ileri sürülmesi mümkündür. Aynı hukuki ilişki nedeniyle taraflardan birinin katlandığı bazı yükümlülüklerin ya da elde ettiği bir kısım semerelerin diğer tarafın alacağından indirilmesi talebi, hukuki niteliği itibariyle, "mahsuplaşma" olarak nitelendirilmektedir.

Somut olayda, mirasbırakan ve davalı dava konusu kooperatiflere ödemelerde bulunmuştur. Davanın her iki yanının talebi, bu ödemelere dayanmaktadır. Davacıların talebi istihkak nedeni ile terekeye aynen iade, davalının savunması ise mahsup itirazı niteliğinde olup uyuşmazlığın yukarıda açıklanan yasal ilkeler çerçevesinde çözülmesi gerekmektedir. Yargılama sırasında, ... Kooperatifin sahibi olduğu ... ili, ... ilçesi, ... Köyünde bulunan 3329 ada 1 parsel sayılı arsa için çekilen kura sonucunda davalı A blok 9 Sayılı bağımsız bölümde 1/4 oranında hisse sahibi olmuş ise de tapuda tescil edilmeksizin davalı tarafından dava dışı kişiye devredilmiştir. Ayrıca 18.12.2019 tarihli bilirkişi raporunda, mirasbırakanın S.S. ... 1.563,00TL ödemede bulunduğu belirtilmiştir. Hal böyle olunca, davacılar tarafından ... Kooperatifinden dolayı da istihkak talepleri bulunmasına karşın bu talep yönünden bir araştırma yapılmamış olması doğru görülmemiştir. Öte yandan, tazminat miktarı belirlenirken mirasbırakanın ödediği kooperatif aidatları rayiç değere oranlanarak davacılar lehine tazminata hükmedilmiş ise de davalının taşınmazlara yaptığı zorunlu ve faydalı giderler hususundaki yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler doğrultusunda taraf delilleri toplanarak bir araştırma yapılmamış olması da doğru görülmemiştir. Açıklanan eksiklikler nedeni ile hükmün bozulması gerekmiştir.” denilmektedir. (Y. 14.HD. Esas no: 2020/4422, Karar No: 2021/2624, Karar Tarihi: 08.04.2021). 


İrs Uyuşmazlığı Olmayan Durumlar Noktasında

Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna göre, “Bir kimse, bir terekenin veya terekeye giren bir malın mirasçı olarak sahibi olduğunu ileri sürüp o terekenin veya o terekeye giren bir malın bu terekeyi veya malı elinde bulunduran kimseden kendisine teslimini istediği ve davalı tarafından davacının mirastan doğan hakkına itiraz ettiği hallerdedir ki, MK m.577 (TMK m.637) maddesine uygun bir miras sebebiyle istihkak davası söz konusu olabilir. Bu davada davacı, mirasçılık sıfatına dayanan kimsedir. Davalı ise davacının mirasçılık sıfatına karşı itiraz eden ve terekenin tamamına veya terekeye giren bir malı elinde bulunduran bir kişidir…” denilmektedir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 12.10.1960-32/36)

 


Kaynakça

Aydemir E./Memiş Y./Ruhi, A./Uçakhan, S./Bahadır, Ç.: Hukuk Davaları, Ankara, 2016 

Günay, E.:  Sulh Hukuk Mahkemesi Davaları, Soru ve Cevaplarla Miras El Kitabı, Ankara, 2019. 

İmre, Z./Erman, H.: Miras Hukuku, Ankara 2022. 

Hatemi, H.: Miras Hukuku, İstanbul, 2022. 

Yargıtay Kararları. 


+905356309610