MIRAS PAYININ TEMLIKINDEN KAYNAKLANAN DAVALAR
Av. Mustafa Alper KÜÇÜKYILMAZ
Bir gerçek kişinin ölümünün ardından miras bırakanın mal varlığının ne şekilde, hangi oranda ve kimler tarafından paylaşacağı geçmişten bugüne tartışılmıştır. Uygulamaya bakıldığında, mirasın açılmasından önceki ile mirasın açılmasından sonraki yapılan temlikten kaynaklanan birçok davanın açıldığı görülmektedir. Yasal tanımıyla miras paylaşımı isteminin birtakım sözleşmelerle mümkün olacağı öngörülmüştür. Anılan sözleşmeler, mirasçılar arasında paylaşmanın tamamlanması, sonuçlandırılması amacıyla yapılmaktadır. Bu sözleşmeler; Paylaşma sözleşmesi, Miras payı üzerinde sözleşme ve Miras açılmasından önce yapılan sözleşmeler şeklinde yasada düzenlenmiştir.
Mirasçıların tereke üzerinde yapacakları paylaşmanın, yine mirasçıların birbirleri ile miras paylarının temliki konusundaki yapacakları sözleşmelerin geçerli olması için yazılı olması şekil şartı açısından zorunlu bulunmaktadır. Her iki durumda da yapılacak tasarrufların miras bırakanın ölümünden sonra gerçekleştirilmesi mümkün olacaktır.
Paylaşma Sözleşmesi
Türk Medeni Kanunu’nun 640.maddesine göre; “Birden çok mirasçı bulunması halinde, mirasın geçmesiyle birlikte paylaşmaya kadar, mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklık meydana gelir. Mirasçılar terekeye elbirliğiyle sahip olurlar ve sözleşme veya kanundan doğan temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere, terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler. Mirasçılardan birinin istemi üzerine sulh mahkemesi, miras ortaklığına paylaşmaya kadar bir temsilci atayabilir. Mirasçılardan her biri, terekedeki hakların korunmasını isteyebilir. Sağlanan korumadan mirasçılardan hepsi yararlanır. Bir mirasçı ödemeden aciz halde ise mirasın açılması üzerine diğer mirasçılar, hakların korunması için gerekli önlemlerin gecikmeksizin alınmasını sulh mahkemesinden isteyebilirler.”
Mirasçılar arasında payların oluşturulması veya aralarında yapacakları paylaşma sözleşmesi mirasçıları bağlar. Paylaşma sözleşmesiyle mirasçılar, tereke mallarının tamamı veya bir kısmı üzerindeki elbirliği mülkiyetinin miras payları oranında paylı mülkiyete dönüştürülmesini de kabul edebilirler.
Paylaşma sözleşmesinin geçerliliği yazlı şekilde yapılmasına bağlıdır. Paylaşım sözleşmesine tapuda kayıtlı taşınmaz mallar konu ise bunun da yazılı şekilde yapılması yeterlidir, ayrıca tapu sicilinde resmi şekilde yapılması zorunluluğu yoktur. Bir mirasçının üçüncü bir kişi ile yapacağı miras payı üzerinde sözleşmenin geçerliliği, noterlikçe düzenlenmesine bağlıdır. Sözleşme bu kişiye paylaşmaya katılma yetkisi vermez; sadece paylaşma sonunda mirasçıya özgülenen payın kendisine verilmesini isteme hakkını sağlar.
Kişi henüz ölmeden onun izni ve katılımı olmadan miras payı beklentisi içinde olan mirasçıların payını temlik hususunda ilişkiye girmesi, ölümü bekleyen kişi konumuna düşüreceği için yapılacak sözleşmenin geçersiz olduğu öngörülmüştür. Bu türlü bir sözleşmenin geçerli olması için miras bırakanın sözleşmenin tarafı olarak temlik işlemine katılır ya da sözleşmenin tarafı olmaz, yalnızca izin verir.
İlgili Yargıtay Kararları
Resmi Sözleşmenin Muvazaa Nedeni ile Geçersizliğinin Tespiti
Yargıtay 1. Hukuk Dairesine göre, “Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarih 1/2 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunun 706., Türk Borçlar Kanunun 237. ( Borçlar Kanunun 213. ) ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.” denilmektedir. (Y. 1.HD. Esas no: 2013/19222, Karar No: 2014/4763, Karar Tarihi: 04.03.2014).
Taksim Sözleşmesinin Varlığının İspatı Noktasında
Yargıtay 7. Hukuk Dairesine göre, “Mahkemece davalı H. P. hakkındaki davanın reddine, diğer davalılar bakımından davanın kabulüne dair verilen ilk kararın taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 12/04/2018 tarih, 2015/22090 E.- 2018/11254 K. sayılı ilamıyla ‘‘... Her ne kadar davacılar vekili dava dilekçesinde, dava konusu taşınmazın ortak kök murisin sağlığında yaptığı taksim ile yakın mirasbırakanlarına bırakıldığını, ancak kadastro işlemleri sırasında kök muris adına tescil edildiğini açıklamış ise de, aşamalardaki beyanlarında 1956 yılında yapılan tapulama çalışmalarında tüm taşınmazların kök muris adına tescil edildiklerini, sonrasında muris sağken taşınmazlarını çocuklarına paylaştırdığını ve tapu kayıtlarını aktardığını beyan etmiş, dosyaya muris tarafından diğer mirasçılara devredilen taşınmazlara ait tapu kayıtları dosya arasına alınmış, muris tarafından diğer mirasçılara yapılan devirlerin 1957 yılından sonra ve rücu şartı ile yapıldığı görülmüştür. Saptanan bu olgular karşısında, davacı taraf dava konusu taşınmaz tapuya tescil edildikten sonra ancak 9.6.1965 tarihinde ölen ortak muris M. B.'ın sağlığında yapılan taksime dayanmıştır. TMK.nın 676/1-3. maddesi hükmüne göre; tapulu taşınmazlara ilişkin paylaşma sözleşmesinin geçerliliği tüm mirasçıların katılımı ile yazılı şekilde yapılması ve TMK. nın 678. maddesi uyarınca da muris sağ iken yapılacak miras payı devrine ilişkin sözleşmelerde murisin bizzat imzasının bulunması halinde hukuki sonuç doğurur. Açıklanan kanun maddeleri gereğince, sözleşmenin yazılı olması bir ispat şartı değil geçerlilik şartıdır. Somut olayda kök muris Mustafanın sağlığında, bütün mirasçılar ve murisin katılımı ile yapılmış yazılı taksim sözleşmesinin varlığı davacı tarafından ispatlanmamıştır. Bu halde yazılı taksim sözleşmesi bulunmadığından, davacıların davasının başarıya ulaşma imkanı mümkün bulunmamaktadır. Ne var ki, az yukarıda isimleri zikredilen bir kısım davalılar davayı kabul ettiklerini açıklamışlardır. 6100 Sayılı HMK.nın 308 ( 1086 Sayılı HUMK.92. ) maddesinde “..kabul, davacının talep sonucuna davalının tamamen veya kısmen muvafakat etmesi …” ,ve HMK'nun 309/4 maddesinde "...kabul, kayıtsız şartsız olmalıdır" hükümleri yer almaktadır. O halde, davayı kabul eden davalılar yönünden davanın kabulüne karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.” denilmektedir. (Y. 7.HD. Esas no: 2021/7618, Karar No: 2022/2565, Karar Tarihi: 05.04.2022).
Kaynakça:
Aydemir E./Memiş Y./Ruhi, A./Uçakhan, S./Bahadır, Ç.: Hukuk Davaları, Ankara, 2016
Günay, E.: Sulh Hukuk Mahkemesi Davaları, Soru ve Cevaplarla Miras El Kitabı, Ankara, 2019.
İmre, Z./Erman, H.: Miras Hukuku, Ankara 2022.
Hatemi, H.: Miras Hukuku, İstanbul, 2022.
Yargıtay Kararları.

