MANEVİ TAZMİNAT DAVASI

MANEVİ TAZMİNAT DAVASI

Manevi zarar, hukukun en eski ve tartışmalı konularından birisini oluşturmaktadır. Kişilerin belli bir yoğunluktaki maddi olmayan, ruhsal veya moral zararını manevi zarar olarak tanımlamamız mümkündür. Elem, ızdırap, üzüntü ve yaşam sevincini kaybetme gibi şekillerde karşımıza çıkar.  Kişisel değerlere yönelik zarar, ihlal söz konusu olduğunda ortaya çıkar. Söz konusu ihlal, manevi bütünlüğü etkiliyorsa bu durumda manevi zarardan bahsedilir. Bu zararlar ise manevi tazminat kurumu ile giderilmeye çalışılır.

Manevi tazminat davası, mal varlığına ilişkin olmayan fakat zarar verici olay sebebiyle kişinin moral olarak bir çöküntü yaşadığı ızdırap verici olaylarda başvurulabilecek kanun yoludur. Kişi varlığı hakları; ekonomik değer taşımayan, manevi nitelikteki haklardır. Kişilik hakkının konusunu oluşturan değerlerin korunması, hukukun merkezinde yer alan kavramlardan birisidir ve bir kimsenin kişilik hakkının hukuka aykırı şekilde ihlali ve ölüm ve bedensel bütünlüğün ihlali halinde manevi tazminat talebi özel olarak düzenlenmiştir.

Manevi zararın miktarının belirlenmesi hususunda bir tarafta zarar gören kişinin uğramış olduğu zararın telafisi diğer bir tarafta ise kişinin duyduğu ruhsal ve psikolojik çöküntüyü tatmin ederek denkleştirme amacına hizmet söz konusu olduğunda bu durum parayla ölçülemez, yalnızca hâkim tarafından takdir edilebilir. Ancak bu durum hâkimin keyfi olarak karar verebileceği şeklinde yorumlanmamalıdır.

Tazminat, bireyler arasındaki menfaat dengesinin korunması amacına hizmet eden kurumdur. Manevi üzüntülerin ve kayıpların telafisinde manevi tazminat kurumundan yararlanılmaktadır. Tazmin etme borcu bir sözleşmenin konusu olabileceği gibi haksız fiil veya sözleşmeye aykırılıktan da doğabilir.

Manevi tazminat, maddi bir zararın tazmini niteliğini taşımaz. Bu tazminatın amacı; kişilik haklarına yöneltilen saldırı sonucunda, saldırıya uğrayanın manevi zararını, çektiği üzüntüyü ve uğradığı ruhsal sarsıntıyı gidermeye yardımcı olacak ruhsal tatmin yoludur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (HGK) vermiş olduğu kararda, manevi tazminatın amacının sadece rahatlatmak duygusu vermek olmadığını aynı zamanda zarar veren yanı da dikkat ve özen göstermek konusunda etkileyecek bir yaptırımla caydırıcı olabilmek olduğunu belirtmiştir.

Türk Borçlar Kanunu’na  göre manevi tazminat talebinde bulunabilmek için belirli şartların bulunması gerekir. Buna göre; kişinin kişilik hakkı hukuka aykırı olarak zarar görmeli, manevi zarar bulunmalı, manevi zarar ile fiil arasında uygun nedensellik bağı bulunmalı, zarar veren tarafın sorumlu olması için kusurunun bulunması ya da kusursuz sorumluluk hallerinden birisinin bulunması gerekir. Manevi tazminat istenebilmesi için maddi zarar doğması aranan şartlardan birisi değildir. Buna karşılık eşyaya yönelik bir tecavüz veya bir edimin yerine getirilmemesi sebebiyle kural olarak manevi tazminata hükmedilemez.

Haksız fiiller dolayısıyla ihlale konu olan kişilik hakları; kişinin hayatı ve vücut bütünlüğüne yönelik hakları ile şeref ve haysiyet gibi diğer kişilik haklarıdır. Türk Medeni Kanunu’nun 23. Maddesi uyarınca kişilik haklarından vazgeçilemez ve bu haklar hukuka aykırı olarak sınırlandırılamaz. Kişilik hakları herkese karşı ileri sürülebilen mutlak haklardır. Kişiye sıkı sıkıya bağlı olup yalnızca o kişiye aittir, dolayısıyla başkasına devredilemez.

Türk Borçlar Kanunu’nun 56. maddesi kapsamında manevi tazminat talebinde bulunabilmesi için yaşama hakkının ihlali ya da beden bütünlüğünün zedelenmesi şartları yer almaktadır. Yaşam hakkının ihlali halinde, ölenin yakınları üzerinde manevi zarar meydana gelmelidir. Beden bütünlüğünün ihlali halinde ise yaralanan kişide manevi zarar meydana gelmeli ve kişilik değerlerinde kendi iradesi dışında eksilme olmalıdır.

Manevi tazminattan doğan talep hakkı alacak hakkı olduğu için kişiliğe bağlı bir talep değildir. Bu özelliği, mirasçılara intikal konusunda kendisini gösterir. Türk Medeni Kanunu’nun 25/IV maddesinde manevi tazminat istemi, karşı tarafça kabul edilmedikçe devredilemez ve miras bırakan tarafından ileri sürülmedikçe mirasçılara geçmez. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 12.05.2016 tarih 2015/6375E.  2016/6618K. Sayılı kararına göre ‘’ Manevi tazminat hakkı kural olarak zarar görene ait bir haktır. Ancak zarar gören ölmeden önce dava açmış veya dava açma iradesini açıklamış ise, manevi tazminat isteme hakkı mirasçılara intikal eder. Mirasçılar açılmış davaya devam edebilirler.’’

Türk Borçlar Kanunda haksız fiillerden kaynaklanan manevi tazminata ilişkin olarak 56. Ve 58. Maddeler bulunmaktadır. TBK 56. Maddesi bedensel bütünlüğün zarara uğraması ve ölüme ilişkindir.  TBK 58. Maddesi ise manevi kişilik haklarının ihlaline ilişkindir. Yine 56. Madde dışında kalan, kişilik haklarının ihlali nedeniyle talep edilecek olan manevi tazminat davaları da 58. Madde doğrultusunda açılacaktır.  Uygulamada en çok örneğiyle karşılaştığımız manevi tazminat davaları şunlardır:

İş kazasından kaynaklanan manevi tazminat davası,

Trafik kazasında oluşan bedensel zarar nedeniyle manevi tazminat davası,

Suça konu eylem nedeniyle manevi tazminat davası,

Malpraktis nedeniyle manevi tazminat davası,

Boşanma davası nedeniyle manevi tazminat davası,

Telif hakları nedeniyle manevi tazminat davası,

Sözleşme ihlali nedeniyle manevi tazminat davası,

Yazılı veya görsel basın yahut sosyal medya üzerinden kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat davası

Yukarıda sayılanlar dışında da manevi tazminat davası ikame edilmesi mümkündür.

 

MANEVİ TAZMİNAT DAVASININ ŞARTLARI

Manevi tazminat talebi maddi bir olguya bağlı olmayıp tamamıyla kişinin yaşadığı bazı olaylar sebebiyle duyduğu elem, acı, üzüntü gibi psikolojik çöküntü haline dayanmaktadır. Manevi tazminatın amacı, kişinin yaşadığı üzüntü ve kederin bir nebze de olsa hafifletilmesidir.

Haksız Eylemin Varlığı, bir insan öldürülmeli yahut vücut veya ruh bütünlüğü ihlal edilmelidir.

Manevi Zararın Oluşması, gerçekleşen eylem dolayısıyla ölen veya vücut bütünlüğü ihlal edilen yahut bu kişinin yakınlarında manevi bir zarar meydana gelmeli.                                                

Zarar ile Eylem Arasında İlliyet Bağı bulunmalıdır.                                                               

Hukuka Aykırılık, cismani zarara ilişkin veya kişilik haklarının ihlaline ilişkin eylemin hukuka aykırı olması gerekir. Hukuka aykırılık olabilmesi için fiilin suç teşkil etmesi gerekmez.          

 

MANEVİ TAZMİNAT DAVASINI KİMLER AÇABİLİR ?

Manevi Tazminat Davasına sebep olan haksız fiil veya işleme muhatap olan kişi dava açabilir. Örneğin iş kazası sebebiyle yaralanan kazazede, yanlış işlem dolayısıyla vücut bütünlüğü zarar gören hasta manevi tazminat davası açabilir. Manevi tazminat davası kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olduğu için davayı sadece haksız fiile uğrayan veya ilgili işlemin muhatabı açabilir. Ancak miras bırakan sağlığında bir manevi tazminat davası açmışsa bu davaya mirasçıları devam edebilir.

Yargıtay kararlarına göre; ölenin herhangi bir desteği (maddi) olmamasına rağmen ölümünden üzüntü duyan birinci derece yakınlar tazminat davası açabilir.

 

MANEVİ TAZMİNAT DAVASINDA YETKİLİ MAHKEME

Manevi Tazminat Davası, tüm davalar için yetkili yer olan davalının ikametgahında bulunan Asliye Hukuk Mahkemesinde açılır. Haksız fiil (trafik kazası, iş kazası, doktor hatası vs.) nedenine dayalı maddi ve manevi tazminat davası, yukarıda belirttiğimiz genel yetkili mahkemelerde açılabileceği gibi aşağıdaki mahkemelerde de açılabilir:

·      Haksız fiilin işlendiği yer mahkemesinde açılabilir.

·      Zarar haksız filin işlendiği yerden başka bir yerde meydana gelmişse, zararın meydana geldiği yerde de tazminat davası açılabilir. Örneğin, İstanbul’da bilişim sistemi üzerinden İzmir’de bulunan bir şirkete zarar verildiğinde hem İstanbul mahkemeleri hem de zararın meydan geldiği yer olan İzmir mahkemeleri yetkilidir.

·      Haksız fiillerde zarar, görenin ikametgahında da tazminat davası açılabilir. Örneğin, Balıkesir’de iş kazası geçiren bir işçinin ikametgahı İstanbul’da ise tazminat davası İstanbul’da da açılabilir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 10.03.2010 tarih 2009/510E. 2010/4559K. Sayılı kararına göre: ‘’ Davacı evlenme vaadiyle kandırıldığı gerekçesiyle manevi tazminat istemiştir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda babalık davasında manevi tazminat düzenlenmemiş olup davacının manevi tazminata yönelik isteminin Borçlar Kanununun 49.maddesi hükmüne dayalı olduğu anlaşılmakla istem miktarına göre Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir. Davacı başvuru harcını yatırmış olup bu talep manevi tazminat istemini de kapsar. O halde manevi tazminat ile ilgili nispi peşin harcın tamamlatılması, tamamlandığı takdirde görev hususunun düşünülmesi gerektiğinin gözetilmemesi usul ve yasaya aykırıdır.’’

Ticari bir iş veya işlemden kaynaklanan manevi tazminat davaları açısından görevli mahkeme asliye ticaret mahkemesidir.

 

MANEVİ TAZMİNATIN HESAPLANMASI

Türkiye’de geçerli hukuk sisteminde manevi tazminatı net olarak hesaplayan bir metot söz konusu değildir. Manevi tazminatlarda hesaplamalar hâkimin hakkaniyete uygun olarak eldeki verileri değerlendirmesi sonrası ortaya çıkmaktadır. Manevi tazminat talebinde bulunmak için özellikle bir zararın doğması gerekmemekte, yalnızca olayın vuku bulması yeterli olmaktadır. Manevi tazminat hesaplamasında hakimliğin dikkat ettiği hususlar şunlardır:

Somut olayın özelliği,

 

Tarafların ekonomik durumu, hâkim, manevi tazminat miktarını belirlerken tarafların maddi durumlarını da göz önünde bulundurur. Belirleyeceği manevi tazminatın, davacıyı tatmin edecek ama davalının yaşam koşullarını çok fazla etkilemeyecek bir miktar olmasına dikkat etmektedir.

 

Ülkenin mevcut ekonomik şartları değerlendirilir. Olayın meydana geldiği zamandaki paranın alım gücü göz önünde bulundurularak miktar belirlenmelidir.

 

Tarafların sosyal durumu,

 

Olay tarihinde paranın alım gücü,

 

Kişinin zararı veya maluliyet oranı, Manevi tazminatın miktarı, mağdur olan kişinin üzüntüsünü hafifletecek oranda olması gerekmektedir

 

Yaşanan olay sonrası çekilen acı gibi durumlar,

 

Kusur dağılımları, Hâkim ayrıca, meydana gelen olayda davacının kusuru olup olmadığını da değerlendirmektedir.

 

Olay sonrası tazminat ödeyecek kişinin fakirleşmemesi tazminata alacak kişinin de zenginleşmemesi gibi kriterler dikkate alınarak hâkim bir karar verir. Tabi ki bu karar verilirken de bazı hesaplama kalemleri dikkate alınır.

 

 

MANEVİ TAZMİNAT DAVASINDA FAİZ VE ISLAH

 

Manevi tazminat davalarında faize hükmedilebilmesi için dava dilekçesinde faiz istenmiş olmalıdır. Manevi tazminatlarda faizin türü Kanuni Faizdir. Kural olarak olay tarihi faiz başlangıcına esas alınmakla birlikte bazen olayın özelliği gereği başka bir tarih esas alınabilir.

Islah, tek taraflı, mahkemeye yöneltilen açık bir irade beyanıdır. Mahkemenin ve karşı tarafın kabulüne bağlı olmadan sözlü ya da yazılı olarak derdestlik boyunca ancak bir kez yapılabilir. Manevi tazminat isteği niteliği itibarıyla tektir ve bölünemez, fazlaya ilişkin talep saklı tutulmak suretiyle bölümler halinde de istenemez. Sonradan gelişen bir olgunun varlığı iddia edilip kanıtlanmadığı sürece başlangıçta talep edilen manevi tazminat miktarı ıslahla da olsa artırılamaz.  Yani manevi tazminat davasında ise dava dilekçesinde belirtilen miktar sonrasında ıslah edilerek yükseltilmeyecektir. Manevi tazminat talebi dava açarken hangi miktar belirlenmiş ise bu miktar üzerinden değerlendirilecek ve ileri aşamalarda yükseltilemeyecektir.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 06.04.2016 tarih 2015/4089E. 2016/9684K. Sayılı kararı: “Davacılar, dava dilekçelerinde manevi tazminat talep etmedikleri halde ıslah dilekçeleri ile manevi tazminat talep etmişler ve mahkemece manevi tazminata hükmedilmiştir. Islah açılmış olan bir davada kullanılabilen usulü bir hak olup, görülmekte olan davadaki usul işlemlerini tamamen veya kısmen değiştirebilmek için kullanılır. Islah ile yeni bir dava açmak mümkün değildir. Hal böyle olunca başlangıçta talep edilmeyen bin hakkın yargılama aşamasında ıslah ile talep edilemeyeceği anlaşıldığından davacıların manevi tazminat talepleri yönünden usulüne uygun açılmış bir dava olmadığından davacıların manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekirken aksi düşüncelerle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.’’

 

MANEVİ TAZMİNAT DAVASINDA ZAMANAŞIMI

 

Manevi tazminat davasında zamanaşımı süresi, tazminata neden olan olaya bağlı olarak değişmektedir. Tazminat davası hangi hukuki nedene bağlı olarak açıldığı zamanaşımı süresini de belirlemektedir.

 

Tazminat davaları ağırlıklı olarak haksız fiilden kaynaklanmaktadır ve haksız fiilden doğan tazminat istemi, zarar görenin zararı öğrenmesinden itibaren 2 yıl ve her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren 10 yıldır. Evliliğin boşanma ile sona ermesinden doğan haklarda zamanaşımı süresi Türk Medeni Kanunu’nun madde 146’da düzenlenmiştir. Bu maddeye göre boşanma davasının kesinleşmesinden itibaren 1 yıl geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Sözleşmenin ihlali nedeniyle açılacak tazminat davalarında genel zamanaşımı süresi 10 yıldır. Trafik kazası, esasında taksirle işlenen bir haksız fiil olduğundan haksız fiiller için geçerli olan genel zamanaşımı süresi trafik kazaları için de geçerlidir; ancak, Karayolları Trafik Kanunu trafik kazası nedeniyle tazminat davasına ilişkin zamanaşımı süresini ayrıca düzenlemiştir. Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar. Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar (trafik kazası sonucunda ölüm ya da yaralanma olması gibi) ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zaman aşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre, maddi tazminat talepleri için de geçerlidir.

 



Stj. Av. Emre ÇALIŞKAN

Av. Mustafa Alper KÜÇÜKYILMAZ


 

+905356309610