İŞ YARGILAMASINA HAKİM OLAN İLKELER ve TÜRK İŞ MAHKEMELERİNDE YARGILAMA USULÜ

İŞ YARGILAMASINA HAKİM OLAN İLKELER ve TÜRK İŞ MAHKEMELERİNDE YARGILAMA USULÜ

Av. Mustafa Alper KÜÇÜKYILMAZ

 

Türkiye’de, kayıt dışı ve kayıtlı olarak çalışan işçi sayısı ülke nüfusunun çok önemli bir kısmını oluşturmaktadır. İşçinin neredeyse tek geçim kaynağı olan ücret ve bu ücretin dayandığı iş ilişkisi, sadece işçileri değil onların aile fertlerini de ilgilendirmektedir. Bu bağlamda iş ilişkisinden doğan bir uyuşmazlığın etkilediği insan sayısı, iş uyuşmazlıklarının ne derece önem arz ettiğini göstermektedir.

 

İş mahkemelerinin görevine giren iş davaları İş Mahkemeleri Kanunu ve bazı özel kanunlarda düzenlenmiştir. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Genel Hükümler” başlıklı birinci kısmının ikinci bölümünde yargılamaya hakim olan ilkelere yer verilmiştir. Bu bölümde sıralanan ilkelere şu şekildedir: Tasarruf İlkesi, Taraflarca Getirilme İlkesi, Taleple Bağlılık İlkesi, Hukuki Dinlenilme Hakkı, Aleniyet İlkesi, Dürüst Davranma ve Doğruyu Söyleme Yükümlülüğü, Usul Ekonomisi İlkesi, Hâkimin Davayı Aydınlatma Ödevi, Yargılamanın Sevk ve İdaresi ve Hukukun Uygulanmasıdır.

 

 

1-) Tasarruf İlkesi

 

İş uyuşmazlıklarının görüldüğü davalarda kural tasarruf ilkesidir. Tasarruf ilkesi; tarafların yargılamanın başlangıcını, konusunu ve sona ermesini belirleyebilmeleri ve dava konusu üzerinde serbest bir şekilde tasarruf etmeleri anlamına gelir. Davacının davayı geri alabilmesi, davadan ya da kanun yoluna başvurmaktan feragat edebilmesi, davalının davayı kabul etmesi, tarafların davayı sulh olarak sonuçlandırması, uyuşmazlık hakkında arabulucuya başvurulması taraflara ait tasarruf ilkesinin bir görünümü olan usul işlemleridir.

 

İş güvencesi hükümlerinin getirdiği haklardan önceden feragat edilemeyeceği, bu durumun hem sözleşme devam ederken hem de fesihten sonra işe iade davası açma süresini kapsadığı Yargıtay kararlarında ifade edilmektedir. Uygulamada işçilerin işveren tarafından, iş kanunda yer alan işçi lehine olan düzenlemeleri engelleyecek şekilde kıdem tazminatını ödemek karşılığında işe iade davasından feragat ettirme durumu ile karşılaşılmaktadır. Bu gibi sebeplerden dolayı dava sırasında feragat edebilecek bir işçinin dava açmadan önce feragat etmesinin kabul edilmemesi gerekmektedir.

 

 

2-) Taraflarca Getirilme İlkesi

 

Taraflarca getirilme ilkesi, HMK madde 25’te düzenlenmiş bulunmaktadır. İş mahkemelerinde görülen yargılamada da kural olan, taraflarca getirilme ilkesidir. Buna göre taraflar, yargılamanın durumunu belirlemeli ve uyuşmazlık konusunun somutlaştırılmasına hizmet eden vakıaları ileri sürmelidir. Mahkeme, yargılamaya kendiliğinden vakıalar sokmamalı, tarafların yargılamaya yeni vakıalar sunabilmesi için hatırlatmada bulunmamalıdır.

 

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda bu ilkenin sınırlarını çizen başka ilkeler ve istisnalar mevcuttur. Bunlardan birincisi HMK. m. 29'da düzenlenen dürüst davranma ve doğruyu söyleme yükümlülüğüdür. Taraflarca getirilme ilkesinin mevcut bir diğer istisnası da hakimin davayı aydınlatma ödevidir. Hakimin davayı aydınlatma ödevine ilişkin en önemli araç tarafların dinlenilmesi olacaktır.

 

 

3-) Taleple Bağlılık İlkesi

 

Taleple bağlılık ilkesi, HMK madde 26’da düzenlenmiş bulunmaktadır. Yargıtay vermiş olduğu kararlarında, ilk derece mahkemesinin taleple bağlılık ilkesini gözetmeden talep sonucundan daha fazlaya ya da talep edilenden başka bir şeye hükmetmesini bir bozma sebebi olarak değerlendirmiştir. Taleple bağlılık ilkesi hem tazminat hesabında hem de ücret alacaklarında dikkate alınan ücret ve ücret ferilerine ilişkin davacı beyanlarında da uygulanmaktadır. Davacı işçinin beyan ettiği ücret ve ücret ferilerinin miktarından daha fazla bir miktar dikkate alınması ile hesaplama yapılması ve bu hesabın hükme esas alınması bir bozma sebebidir.

 

 

4-) Hukuki Dinlenilme Hakkı

 

Hukuki dinlenilme hakkı, HMK madde 27’de düzenlenmiş bulunmaktadır. Yargı organları, tarafların iddia ve savunmalarını ve delillerini değerlendirip, hangi maddi ve hukuki sebeplerle karar verdiklerine gerekçelerinde yer vermelidir. Böylelikle verilecek olan karar sürpriz sayılacak nitelikte olmamalıdır. Bu duruma "sürpriz karar yasağı" denilmektedir. Anayasada “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre ilk derece mahkemeleri ve temyiz mahkemelerinin tüm kararları gerekçeli olmalıdır.

 

 

5-) Aleniyet İlkesi

 

Mahkemelerde duruşmalar aleni olarak yapılır. Aleni olarak yapılan duruşmalarda verilen kararlar aleni olarak bildirilir. Bir başka deyişle duruşmalar ve kararların bildirimi kamuya açık olarak yapılır. Bu husus Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ndeki düzenlemelere paralel olarak kanunda yer almıştır.

 

 

6-) Usul Ekonomisi İlkesi

 

Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasına göre, davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevidir. Bu hükme göre devlet, yargının basit, hızlı ve ucuz gerçekleşmesi için gereken tedbirleri almak zorundadır. Yargılamanın basit, hızlı ve ucuz yürütülmesi adil yargılanma hakkının da bir gereğidir ve aynı zamanda bu durumda tarafların olduğu kadar kamunun da yararı vardır. Hakim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.

 

 

7-) Yargılamanın Sevk ve İdaresi İlkesi

 

Davanın açılmasından sonra, mahkemenin açılan davayı kanuna uygun şekilde inceleyerek makul süre içerisinde sonuçlandırması yargılamanın yürütülmesidir. Kanun, yargılamayı hakimin sevk ve idare edeceğini ve ayrıca hakimin yargılama düzeninin bozulmaması için gerekli her türlü tedbiri alacağını düzenlemiş bulunmaktadır. Böylelikle tasarruf ilkesi ve taraflarca getirilme ilkesi neticesinde, dava açıp açmama, açılan davanın konusunu belirleme ve bu dava ile ilgili delillerin getirilmesi işi taraflara bırakılmışsa da davanın yürütülmesi hakime bırakılmıştır.

 

 

8-) Hukukun Uygulanması İlkesi

 

Hakim, resen Türk hukukunu uygular. Hakimin Türk hukukunu resen uygulaması, uyuşmazlığa uygulanacak hukuk kuralının tespitinde, tarafların ileri sürdükleri nitelemelerden bağımsız olması ve uyuşmazlığı bütün hukuki görüş açılarına göre inceleyerek hukuk normunu uygulaması anlamına gelmektedir.

 

 

 

İlgili Yargıtay Kararları

 

Talep Aşılarak Islah ile Arttırılan Alacak Miktarlarına Faiz Yürütülmesinin İsabetsizliği

Yargıtay 9. Hukuk Dairesine göre, “Somut olayda; davacı işçinin fazla çalışma ücreti isteklerinin kabulüne karar verilmiştir. Fazla çalışma ve genel tatil çalışmalarının uzun bir süre için hesaplanması ve miktarın yüksek çıkması halinde Yargıtay'ca son yıllarda taktiri indirimi yapılması gerektiği istikrarlı uygulama halini almıştır (Yargıtay 9.HD. 11.2.2010 gün, 2008/17722 E, 2010/3192 K; Yargıtay, 9.HD. 18.7.2008 gün, 2007/25857 E, 2008/20636 K.). Ancak fazla çalışmanın tanık anlatımları yerine yazılı belgelere ve işveren kayıtlarına dayanması durumunda böyle bir indirime gidilmemektedir.

Dairemizin önceki kararlarında; fazla çalışma ve tatil ücretlerinden yapılan indirim, kabul edilen fazla çalışma süresinden indirim olmakla, davalı tarafın kendisini avukatla temsil ettirmesi durumunda reddedilen kısım için davalı yararına avukatlık ücretine hükmedilmesi gerektiği kabul edilmekteydi (Yargıtay 9.HD. 11.02.2010 gün 2008/17722 E, 2010/3192 K.). Ancak, işçinin davasını açtığı veya ıslah yoluyla dava konusunu arttırdığı aşamada, mahkemece ne miktarda indirim yapılacağı işçi tarafından bilenemeyeceğinden, Dairemizce 2011 yılı itibarıyla maktu ve nispi vekâlet ücretlerinin yüksek oluşu da dikkate alınarak konunun yeniden ve etraflıca değerlendirilmesine gidilmiş, bu tür indirimden kaynaklanan ret sebebiyle davalı yararına avukatlık ücretine karar verilmesinin adaletsizliğe yol açtığı sonucuna varılmıştır. Özellikle seri davalarda indirim sebebiyle kısmen reddine karar verilen az bir miktar için dahi her bir dosyada zaman zaman işçinin alacak miktarını da aşan maktu avukatlık ücretleri ödetilmesi durumu ortaya çıkmaktadır. Yine daha önceki kararlarımızda, yukarıda değinildiği üzere fazla çalışma alacağından yapılan indirim sebebiyle ret vekâlet ücretine hükmedilmekle birlikte, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 161/son, 325/son, 43 ve 44 üncü maddelerine göre, yine 5953 sayılı Yasada öngörülen yüzde beş fazla ödemelerden yapılan indirim sebebiyle reddine karar verilen miktar için avukatlık ücretine hükmedilmemekteydi. Bu durum uygulamada hakkaniyete aykırı sonuçlara neden olduğundan ve konuyla ilgili olarak Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nde de herhangi bir kurala yer verilmediğinden, Dairemizce eski görüşümüzden dönülmüş ve fazla çalışma alacağından yapılan indirim nedeniyle reddine karar verilen miktar bakımından, kendisini vekille temsil ettiren davalı yararına avukatlık ücretine hükmedilemeyeceği kabul edilmiştir.

Somut olayda, mahkemece, tanık beyanına göre belirlenen fazla çalışma ücreti ve genel tatil ücreti alacaklarından takdiri indirim yapılmadan hüküm kurulması isabetsizdir.6100 sayılı HMK'nın 24. ve 26. maddelerinde düzenlenen tasarruf ilkesine göre, hâkim, tarafların talebi olmadan bir uyuşmazlığı kendiliğinden inceleyemez ve karara bağlayamaz. Kanunda açıkça belirtilmedikçe hiç kimse kendi lehine olan davayı açmaya veya icra takibini yapmaya zorlanamaz. Hâkim, bir davada tarafların talep sonuçları ile bağlıdır; talepten fazlasına veya talepten başka bir şeye karar veremez. Ancak duruma göre, talepten daha azına karar verilebilir. Hâkimin, tarafların talepleriyle bağlı olmadığına dair kanun hükmü veya kamu düzenini ilgilendiren bir durum varsa bu kural uygulanmaz. Örneğin, sosyal güvenlik hakkı, Anayasa ile güvence altına alınmış vazgeçilemez temel sosyal haklardandır. Bu sebeple, hizmet tespiti davalarında davadan feragat geçersizdir. Yine bütün davalarda yargılama giderleri, harç ve vekâlet ücreti konusunda tarafların bir talebi olmasa dahi, mahkeme, kamu düzenini ilgilendiren bu konularda re'sen hüküm kurmak zorundadır.

Somut olayda davacı, dava konusu alacaklar için dava dilekçesinde faiz istemiş, ancak ıslah dilekçesinde faiz talep etmemiştir. Mahkemece, talep aşılarak, ıslah ile artırılan alacak miktarlarına faiz yürütülmesi usul ve yasaya aykırıdır.” denilmektedir. (Y. 9.HD. Esas no: 2012/33180, Karar No: 2014/25568, Karar Tarihi: 08.09.2014).

 

Tahkim İtirazının Reddi ile Davanın Esasına Girilip Karar Verilmesi Gerektiği

Yargıtay 22. Hukuk Dairesine göre, “Taraflar arasındaki diğer sorun iş sözleşmesinin kurulması sırasında yapılan özel hakem sözleşmesinin geçerli olup olmadığı konusundadır. 6100 Sayılı Kanun'un 412/1-2. maddesinde;" Tahkim sözleşmesi, tarafların, sözleşme veya sözleşme dışı bir hukuki ilişkiden doğmuş veya doğabilecek uyuşmazlıkların tamamı veya bir kısmının çözümünün hakem veya hakem kuruluna bırakılması hususunda yaptıkları anlaşmadır.

Tahkim sözleşmesi, taraflar arasındaki sözleşmenin bir şartı veya ayrı bir sözleşme şeklinde yapılabilir." düzenlemesine yer verilmiştir. Tahkim sözleşmesi veya şartı; borçlar hukuku anlamında bir sözleşme olduğu için, sözleşmeler için genel şartların tahkim sözleşmesinde de bulunması ve aranması gerekir. Tahkim sözleşmesinin ahlaka aykırı olması halinde geçerliğinden söz edilemez. Bu hal genellikle tahkim sözleşmesinde bir tarafın diğeri üzerinde ekonomik ve sosyal üstünlüğünü kullanarak tahkim sözleşmesinde eşitliği kendi lehine bozacak hususlar kabul ettirmesi veya taraflardan birine hakemlerin yarıdan fazlasını veya tamamının seçme imkânının verilmesi hallerinde kendini gösterecektir. İşçinin işveren karşısında ekonomik açıdan zayıf olduğu iş sözleşmesinin kuruluşunda ve devamında işverene hukuken bağımlı olduğu tartışmasızdır. İşçi işveren otoritesi altında ve onun emir ve talimatları ile iş görür. Denetim altındadır. İrade serbestliği yoktur. Bu şekilde yapılan bir tahkim sözleşmesi Borçlar Kanunu gereğince batıl olacaktır. Ayrıca Dairemizin kararlılık kazanan uygulaması gereği iş sözleşmesinin kurulması ve devamı sırasında düzenlenen tahkim sözleşmesi geçersizdir.

Somut olayda, özel hakem şartını içeren belirsiz süreli iş sözleşmesi 19.08.2013 tarihinde imzalanmıştır. Fesih 25.08.2015 tarihinde yapılmıştır. İş sözleşmesinin kurulması veya devamı sırasında yapılan özel hakem sözleşmesi veya iş sözleşmesindeki hakem kaydı işçinin serbest iradesini yansıtmaması sebebiyle geçersiz olduğundan, uyuşmazlığın özel hakemce görülme imkanı bulunmamaktadır. Mahkemece tahkim ilk itirazının reddi ile davanın esasına girilip taraf delilleri toplanıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın usulden reddedilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.” denilmektedir. (Y. 22.HD. Esas no: 2016/6529, Karar No: 2016/11095, Karar Tarihi: 18.04.2016).

 

Eksik İnceleme ile Hükmün Bozulması Gerektiği

Yargıtay 10. Hukuk Dairesine göre, “Dava konusu edilen gelirlerin bağlanmasına neden olan iş kazası, göçük ve buna bağlı metan gazı yayılması sonucu, birden fazla işçinin ölümüne neden olacak biçimde gerçekleşmiş; ölen işçiler arasında, göçük oluşan alanda çalışanlar yanında, başka bölümde çalışıp kaza nedeniyle yardıma gelenler de bulunmaktadır. Olay nedeniyle, iş güvenliği müfettişi tarafından düzenlenmiş bulunan 31.05.2005 tarihli raporda, metan drenajıyla ilgili çalışmaların yetersiz olduğu; 25 metrelik kontrol sondajları yapılması gerektiği halde buna ilişkin teknik donanımın sağlanmadığı ve sondaj boylarının 2-6 metre arasında kaldığı ocak denetimi ve güvenlik organizasyonunun yetersiz olduğu tespitlerine yer verilip işverenin iş kazasının gerçekleşmesi nedeniyle % 100 oranında kusurlu olduğu sonucuna varılmıştır. Hak sahipleri tarafından açılan dava sürecinde elde edilerek, eldeki davada da hükme dayanak alınan bilirkişi raporları ise, zor yeraltı koşullarının, önlenmesi mümkün olmayan ani tavan basıncı artışlarının kömür tabakalarını ezerek kömürün yapısındaki metan gazını açığa çıkarmasının, sondajlarda rastlanmayan muhtemel gaz birikimlerinin ve aksi tesadüflerin de etkisi bulunduğu, tüm önlemlerin alınmasına rağmen kazanın meydana gelmesinde % 100 oranında kaçınılmazlığın etkili olduğu belirtilmiştir.

Anayasa'nın 17. maddesinde yaşama hakkı güvence altına alınmış, bu yasal güvencenin yaşama geçirilmesinde, iş ve sosyal güvenlik mevzuatında da işçilerin korunması, işin düzenlenmesi, iş güvenliği, sosyal düzen ve adaletin sağlanması düşüncesi ile koruyucu bir takım hükümler getirilmiştir. Kamu düzeni düşüncesi ile oluşturulan işçi sağlığı ve iş güvenliği mevzuat hükümleri; işyerleri ve eklerinde bulunması gereken sağlık şartlarını, kullanılacak alet, makineler ve hammaddeler yüzünden çıkabilecek hastalıklara engel olarak alınacak tedbirleri, aynı şekilde işyerinde iş kazalarını önlemek üzere bulundurulması gerekli araçların ve alınacak güvenlik tedbirlerinin neler olduğunu belirtmektedir. Burada amaçlanan yapılmakta olan iş nedeniyle işçinin vücut tamlığı ve yaşama hakkının önündeki tüm engellerin giderilmesidir.

Uygulamada önemli olan, işverenin iş kazasına neden olmuş hareketinin işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı bulunup bulunmadığının tespiti işidir. Bu konuda yapılacak ilk yargı işlemi, mevcut hükümlere göre alınacak tedbirlerin neler olduğunun tespiti işidir. Mevzuat hükümlerince öngörülmemiş, fakat alınması gerekli başkaca bir tedbir varsa, bunların dahi tespiti zorunluluğu açıktır. Bunların işverence tam olarak alınıp alınmadığı (işverenin koruma tedbiri alma ödevi), alınmamışsa zararın bundan doğup doğmadığı, duruma işçinin tedbirlere uymamasının etkili bulunup bulunmadığı (işçinin tedbirlere uyma yükümlülüğü) ve bu doğrultuda tarafların kusur oranı saptanacaktır. Sorumluluğun saptanmasında kural, sorumluluğu gerektiren ve yasada belirlenmiş bulunan durumun kendi özelliğini göz önünde bulundurmak ve araştırmayı bu özelliğe göre yürütmektir.

İşçi sağlığı, iş güvenliği ve yapılmakta olan iş nedeniyle işçinin eğitimi, bir kısım mevzuat hükümlerini içerir belgelerin kendilerine verilmesini değil, eylemli olarak, bu bilgilerin aktarımı ve öneminin kavratılması ile sağlanabilir. Eğitimden sonraki aşama ise, işçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili önlemlerin alındığının ve uygulandığının denetlenmesidir. İşverenlerce, iş güvenliği açısından hayati öneme haiz bulunan araç ve gereçlerin anılan kazalı tarafından kullanılması sağlandığında, kazalanma olasılığının tamamen ortadan kaldırılabileceği yadsınamaz bir gerçektir (YHGK 16.06.2004 T., 2004/21-365 E., 2004/369 K.).

İş kazasının gerçekleştiği iş kolu ile, işçi sağlığı ve iş güvenliği alanında uzman kişilerden seçilecek bilirkişi kurulundan, yukarıda sıralanan maddi ve hukuki olgular ışığında yapılacak incelemeyle; mevzuat uyarınca hangi önlemlerin alınması gerektiği, bu önlemlerin işverence alınıp alınmadığı ve alınmış önlemlere sigortalının uyup uymadığı yönlerinin yargısal denetime elverir biçimde irdelenip, çelişkiden uzak rapor alınması gereği üzerinde durulmaksızın, kusur aidiyeti konusunda eksik incelemeyle sonuca varılması; ayrıca, davanın reddine karar verildiği halde vekalet ücretinden sorumluluk konusunda yazım yanlışlığı yapılması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.” denilmektedir. (Y. 10.HD. Esas no: 2009/7532, Karar No: 2009/14793, Karar Tarihi: 29.09.2009).

 

Eksik İnceleme ile Hükmün Bozulması Gerektiği

Yargıtay 22. Hukuk Dairesine göre, “Taraflar arasında işçiye ödenen aylık ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta primi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek ünvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek ünvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek meslek odaları ile ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir.

Somut olayda, davacı işçi aylık net 1.940,00 TL ücret aldığını iddia etmiş, davalı taraf davacının asgari ücretle çalıştığını savunmuştur. Mahkemece davacının net 1.900,00 TL ücret aldığı kabul edilmiştir. Davacının ücreti Mahkemece herhangi bir araştırma yapılmaksızın tespit edildiği anlaşılmasına göre yukarıda açıklanan şekilde emsal ücret araştırması yapılarak sonucuna göre tüm deliller birlikte değerlendirilerek karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetli olmamıştır.

Taraflar arasındaki uyuşmazlık feshe konu kazada davacı işçinin kusuru noktasındadır. Mahkemece davacı işçinin karıştığı kazada ortaya çıkan zarar miktarı ve davacının kusur oranının belirlenmesi için bilirkişilerden rapor alındığı anlaşılmaktadır. Dosyada bulunan 10.11.2014 tarihli bilirkişi heyeti raporunda davacı işçinin %40 kusurlu olduğu bildirilmiştir. Mahkemece hükme esas olarak alınan 02.02.2015 havale tarihli bilirkişi heyeti raporunda ise davacı işçinin meydana gelen kazada kusursuz olduğu belirtilmiştir. Dosya kapsamında bulunan bilirkişi raporları arasında davalının kusur oranı bakımından çelişki bulunmaktadır. Hal böyle olunca Mahkemece iş sağlığı ve güvenliği ile trafik kazalarında uzman bir heyetten rapor alınarak meydana gelen kazada davalının kusur oranının tespiti suretiyle raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi gerekli iken eksik inceleme ile karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

Mahkemece, fazla mesai ve hafta tatili ücreti tahakkuk ettirilen imzalı ücret bordrolarına atfen davacının fazla mesai ve hafta tatili alacaklarının reddine karar verilmişse de davacının aylık ücreti net 1.500,00 TL olarak kabul edildiği halde davacıya bordrolarla ödendiği anlaşılan fazla mesai ve hafta tatili ücretlerinin asgari ücret üzerinden ödendiği ve kabul edilen 1.500,00 TL ücrete göre davacının fark fazla mesai ve hafta tatili ücretlerinin ortaya çıkacağı düşünülmeden anılan alacakların reddinin çelişkili olduğu, yine davacının imzalı ücret bordrolarına göre davacıya 2012 yılı Ocak ayından itibaren hafta tatili ücreti tahakkuk ettirilmediği anlaşılmış olup, Mahkemece yukarıda işaret edilen ücret araştırması sonucu tespit edilecek ücrete göre davacının ödenmeyen fazla mesai ve hafta tatili ücreti bulunup bulunmadığı ile 2012 yılı Ocak ayından itibaren hafta tatili çalışmasının, hafta tatili tahakkuk ettirilen imzalı ücret bordrosu olmadığı gözetilerek yapılacak değerlendirmeye göre fazla mesai ve hafta tatili alacakları hakkında karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetli olmamıştır.

Davacı işçinin istek konusu süre içinde fazla çalışma ücreti isteklerinin kabulüne karar verilmiştir. Fazla çalışmaların uzun bir süre için hesaplanması ve miktarın yüksek çıkması halinde Yargıtayca son yıllarda indirim yapılması gerektiği istikrarlı uygulama halini almıştır. Ancak, fazla çalışmanın taktiri delil niteliğindeki tanık anlatımları yerine, yazılı belgelere ve işveren kayıtlarına dayanması durumunda böyle bir indirime gidilmemektedir. Somut olayda; davacının fazla çalışma süresinin davacı tanık beyanlarına göre hesaplandığı anlaşılmaktadır. Tanık beyanı ve dosya içeriğine göre fazla çalışma alacağından yapılan indirim oranı azdır. Fazla çalışma alacağından; dosya kapsamı, fazla çalışmaların uzun süre olması hususları yeniden değerlendirilerek indirim yapılması dosya içeriğine daha uygun düşecektir. Bu yön gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.” denilmektedir. (Y. 22.HD. Esas no: 2017/8308, Karar No: 2017/14917, Karar Tarihi: 20.06.2017).

 

 

 

Kaynakça:

Aydemir E./Memiş Y./Ruhi, A./Uçakhan, S./Bahadır, Ç.: Hukuk Davaları, Ankara, 2016

Ocak, U.:  Feshe Bağlı İşçilik Alacakları, Gaziantep, 2018.

Süzek, S.: İş Hukuku, İstanbul 2017.

Sümer, H.: İş Hukuku Uygulamaları, Ankara, 2019.

Yargıtay Kararları.

 

+905356309610