İŞ YARGILAMASINA HAKİM OLAN İLKELER ve TÜRK İŞ MAHKEMELERİNDE YARGILAMA USULÜ
Av. Mustafa Alper KÜÇÜKYILMAZ
Türkiye’de, kayıt dışı ve kayıtlı olarak
çalışan işçi sayısı ülke nüfusunun çok önemli bir kısmını oluşturmaktadır. İşçinin neredeyse tek geçim kaynağı olan
ücret ve bu ücretin dayandığı iş ilişkisi, sadece işçileri değil onların aile
fertlerini de ilgilendirmektedir. Bu bağlamda iş ilişkisinden doğan bir
uyuşmazlığın etkilediği insan sayısı, iş uyuşmazlıklarının ne derece önem arz
ettiğini göstermektedir.
İş mahkemelerinin görevine giren iş davaları
İş Mahkemeleri Kanunu ve bazı özel kanunlarda düzenlenmiştir. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Genel
Hükümler” başlıklı birinci kısmının ikinci bölümünde yargılamaya hakim olan
ilkelere yer verilmiştir. Bu bölümde sıralanan ilkelere şu şekildedir: Tasarruf
İlkesi, Taraflarca Getirilme İlkesi, Taleple Bağlılık İlkesi, Hukuki Dinlenilme
Hakkı, Aleniyet İlkesi, Dürüst Davranma ve Doğruyu Söyleme Yükümlülüğü, Usul Ekonomisi
İlkesi, Hâkimin Davayı Aydınlatma Ödevi, Yargılamanın Sevk ve İdaresi ve
Hukukun Uygulanmasıdır.
1-)
Tasarruf İlkesi
İş uyuşmazlıklarının görüldüğü davalarda kural
tasarruf ilkesidir. Tasarruf ilkesi; tarafların yargılamanın
başlangıcını, konusunu ve sona ermesini belirleyebilmeleri ve dava konusu
üzerinde serbest bir şekilde tasarruf etmeleri anlamına gelir. Davacının davayı
geri alabilmesi, davadan ya da kanun yoluna başvurmaktan feragat edebilmesi,
davalının davayı kabul etmesi, tarafların davayı sulh olarak sonuçlandırması,
uyuşmazlık hakkında arabulucuya başvurulması taraflara ait tasarruf ilkesinin
bir görünümü olan usul işlemleridir.
İş güvencesi hükümlerinin getirdiği haklardan
önceden feragat edilemeyeceği, bu durumun hem sözleşme devam ederken hem de
fesihten sonra işe iade davası açma süresini kapsadığı Yargıtay kararlarında
ifade edilmektedir. Uygulamada işçilerin işveren tarafından, iş
kanunda yer alan işçi lehine olan düzenlemeleri engelleyecek şekilde kıdem
tazminatını ödemek karşılığında işe iade davasından feragat ettirme durumu ile
karşılaşılmaktadır. Bu gibi sebeplerden dolayı dava sırasında feragat edebilecek
bir işçinin dava açmadan önce feragat etmesinin kabul edilmemesi gerekmektedir.
2-)
Taraflarca Getirilme İlkesi
Taraflarca getirilme ilkesi, HMK madde 25’te
düzenlenmiş bulunmaktadır. İş mahkemelerinde görülen
yargılamada da kural olan, taraflarca getirilme ilkesidir. Buna göre taraflar,
yargılamanın durumunu belirlemeli ve uyuşmazlık konusunun somutlaştırılmasına
hizmet eden vakıaları ileri sürmelidir. Mahkeme, yargılamaya kendiliğinden
vakıalar sokmamalı, tarafların yargılamaya yeni vakıalar sunabilmesi için
hatırlatmada bulunmamalıdır.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda bu ilkenin
sınırlarını çizen başka ilkeler ve istisnalar mevcuttur. Bunlardan
birincisi HMK. m. 29'da düzenlenen dürüst davranma ve doğruyu söyleme
yükümlülüğüdür. Taraflarca getirilme ilkesinin mevcut bir diğer istisnası da hakimin
davayı aydınlatma ödevidir. Hakimin davayı aydınlatma ödevine ilişkin en önemli
araç tarafların dinlenilmesi olacaktır.
3-)
Taleple Bağlılık İlkesi
Taleple bağlılık ilkesi, HMK madde 26’da
düzenlenmiş bulunmaktadır. Yargıtay vermiş olduğu kararlarında,
ilk derece mahkemesinin taleple bağlılık ilkesini gözetmeden talep sonucundan
daha fazlaya ya da talep edilenden başka bir şeye hükmetmesini bir bozma sebebi
olarak değerlendirmiştir. Taleple bağlılık ilkesi hem tazminat hesabında hem de
ücret alacaklarında dikkate alınan ücret ve ücret ferilerine ilişkin davacı
beyanlarında da uygulanmaktadır. Davacı işçinin beyan ettiği ücret ve ücret ferilerinin
miktarından daha fazla bir miktar dikkate alınması ile hesaplama yapılması ve bu
hesabın hükme esas alınması bir bozma sebebidir.
4-)
Hukuki Dinlenilme Hakkı
Hukuki dinlenilme hakkı, HMK madde 27’de
düzenlenmiş bulunmaktadır. Yargı organları, tarafların iddia
ve savunmalarını ve delillerini değerlendirip, hangi maddi ve hukuki sebeplerle
karar verdiklerine gerekçelerinde yer vermelidir. Böylelikle verilecek olan
karar sürpriz sayılacak nitelikte olmamalıdır. Bu duruma "sürpriz karar
yasağı" denilmektedir. Anayasada “Bütün mahkemelerin her türlü
kararları gerekçeli olarak yazılır.” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre ilk
derece mahkemeleri ve temyiz mahkemelerinin tüm kararları gerekçeli olmalıdır.
5-)
Aleniyet İlkesi
Mahkemelerde duruşmalar aleni olarak yapılır.
Aleni olarak yapılan duruşmalarda verilen kararlar aleni olarak bildirilir. Bir
başka deyişle duruşmalar ve kararların bildirimi kamuya açık olarak yapılır. Bu
husus Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ndeki düzenlemelere paralel
olarak kanunda yer almıştır.
6-)
Usul Ekonomisi İlkesi
Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasına göre,
davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının
görevidir. Bu hükme göre devlet, yargının basit, hızlı
ve ucuz gerçekleşmesi için gereken tedbirleri almak zorundadır. Yargılamanın
basit, hızlı ve ucuz yürütülmesi adil yargılanma hakkının da bir gereğidir ve
aynı zamanda bu durumda tarafların olduğu kadar kamunun da yararı vardır. Hakim,
yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz
gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.
7-)
Yargılamanın Sevk ve İdaresi İlkesi
Davanın açılmasından sonra, mahkemenin açılan
davayı kanuna uygun şekilde inceleyerek makul süre içerisinde sonuçlandırması
yargılamanın yürütülmesidir. Kanun, yargılamayı hakimin sevk
ve idare edeceğini ve ayrıca hakimin yargılama düzeninin bozulmaması için
gerekli her türlü tedbiri alacağını düzenlemiş bulunmaktadır. Böylelikle
tasarruf ilkesi ve taraflarca getirilme ilkesi neticesinde, dava açıp açmama,
açılan davanın konusunu belirleme ve bu dava ile ilgili delillerin getirilmesi
işi taraflara bırakılmışsa da davanın yürütülmesi hakime bırakılmıştır.
8-)
Hukukun Uygulanması İlkesi
Hakim, resen Türk hukukunu uygular.
Hakimin Türk hukukunu resen uygulaması, uyuşmazlığa uygulanacak hukuk kuralının
tespitinde, tarafların ileri sürdükleri nitelemelerden bağımsız olması ve
uyuşmazlığı bütün hukuki görüş açılarına göre inceleyerek hukuk normunu
uygulaması anlamına gelmektedir.
İlgili
Yargıtay Kararları
Talep
Aşılarak Islah ile Arttırılan Alacak Miktarlarına Faiz Yürütülmesinin
İsabetsizliği
Yargıtay 9. Hukuk Dairesine göre, “Somut olayda; davacı işçinin
fazla çalışma ücreti isteklerinin kabulüne karar verilmiştir. Fazla çalışma ve
genel tatil çalışmalarının uzun bir süre için hesaplanması ve miktarın yüksek
çıkması halinde Yargıtay'ca son yıllarda taktiri indirimi yapılması gerektiği
istikrarlı uygulama halini almıştır (Yargıtay 9.HD. 11.2.2010 gün, 2008/17722
E, 2010/3192 K; Yargıtay, 9.HD. 18.7.2008 gün, 2007/25857 E, 2008/20636 K.).
Ancak fazla çalışmanın tanık anlatımları yerine yazılı belgelere ve işveren
kayıtlarına dayanması durumunda böyle bir indirime gidilmemektedir.
Dairemizin önceki kararlarında;
fazla çalışma ve tatil ücretlerinden yapılan indirim, kabul edilen fazla
çalışma süresinden indirim olmakla, davalı tarafın kendisini avukatla temsil
ettirmesi durumunda reddedilen kısım için davalı yararına avukatlık ücretine
hükmedilmesi gerektiği kabul edilmekteydi (Yargıtay
9.HD. 11.02.2010 gün 2008/17722 E, 2010/3192 K.). Ancak, işçinin davasını
açtığı veya ıslah yoluyla dava konusunu arttırdığı aşamada, mahkemece ne
miktarda indirim yapılacağı işçi tarafından bilenemeyeceğinden, Dairemizce 2011
yılı itibarıyla maktu ve nispi vekâlet ücretlerinin yüksek oluşu da dikkate
alınarak konunun yeniden ve etraflıca değerlendirilmesine gidilmiş, bu tür
indirimden kaynaklanan ret sebebiyle davalı yararına avukatlık ücretine karar
verilmesinin adaletsizliğe yol açtığı sonucuna varılmıştır. Özellikle seri
davalarda indirim sebebiyle kısmen reddine karar verilen az bir miktar için
dahi her bir dosyada zaman zaman işçinin alacak miktarını da aşan maktu
avukatlık ücretleri ödetilmesi durumu ortaya çıkmaktadır. Yine daha önceki
kararlarımızda, yukarıda değinildiği üzere fazla çalışma alacağından yapılan
indirim sebebiyle ret vekâlet ücretine hükmedilmekle birlikte, 818 sayılı Borçlar
Kanunu'nun 161/son, 325/son, 43 ve 44 üncü maddelerine göre, yine 5953 sayılı
Yasada öngörülen yüzde beş fazla ödemelerden yapılan indirim sebebiyle reddine
karar verilen miktar için avukatlık ücretine hükmedilmemekteydi. Bu durum
uygulamada hakkaniyete aykırı sonuçlara neden olduğundan ve konuyla ilgili
olarak Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nde de herhangi bir kurala yer verilmediğinden,
Dairemizce eski görüşümüzden dönülmüş ve fazla çalışma alacağından yapılan
indirim nedeniyle reddine karar verilen miktar bakımından, kendisini vekille
temsil ettiren davalı yararına avukatlık ücretine hükmedilemeyeceği kabul
edilmiştir.
Somut olayda, mahkemece, tanık beyanına göre belirlenen fazla çalışma ücreti
ve genel tatil ücreti alacaklarından takdiri indirim yapılmadan hüküm kurulması
isabetsizdir.6100 sayılı HMK'nın 24. ve 26. maddelerinde düzenlenen tasarruf
ilkesine göre, hâkim, tarafların talebi olmadan bir uyuşmazlığı kendiliğinden
inceleyemez ve karara bağlayamaz. Kanunda açıkça belirtilmedikçe hiç kimse
kendi lehine olan davayı açmaya veya icra takibini yapmaya zorlanamaz. Hâkim,
bir davada tarafların talep sonuçları ile bağlıdır; talepten fazlasına veya
talepten başka bir şeye karar veremez. Ancak duruma göre, talepten daha azına
karar verilebilir. Hâkimin, tarafların talepleriyle bağlı olmadığına dair kanun
hükmü veya kamu düzenini ilgilendiren bir durum varsa bu kural uygulanmaz.
Örneğin, sosyal güvenlik hakkı, Anayasa ile güvence altına alınmış vazgeçilemez
temel sosyal haklardandır. Bu sebeple, hizmet tespiti davalarında davadan
feragat geçersizdir. Yine bütün davalarda yargılama giderleri, harç ve vekâlet
ücreti konusunda tarafların bir talebi olmasa dahi, mahkeme, kamu düzenini
ilgilendiren bu konularda re'sen hüküm kurmak zorundadır.
Somut olayda davacı, dava konusu
alacaklar için dava dilekçesinde faiz istemiş, ancak ıslah dilekçesinde faiz
talep etmemiştir. Mahkemece, talep aşılarak, ıslah ile artırılan alacak
miktarlarına faiz yürütülmesi usul ve yasaya aykırıdır.” denilmektedir.
(Y. 9.HD. Esas no: 2012/33180, Karar No: 2014/25568, Karar Tarihi: 08.09.2014).
Tahkim
İtirazının Reddi ile Davanın Esasına Girilip Karar Verilmesi Gerektiği
Yargıtay 22. Hukuk Dairesine göre, “Taraflar arasındaki diğer
sorun iş sözleşmesinin kurulması sırasında yapılan özel hakem sözleşmesinin
geçerli olup olmadığı konusundadır. 6100 Sayılı Kanun'un 412/1-2.
maddesinde;" Tahkim sözleşmesi, tarafların, sözleşme veya sözleşme dışı
bir hukuki ilişkiden doğmuş veya doğabilecek uyuşmazlıkların tamamı veya bir
kısmının çözümünün hakem veya hakem kuruluna bırakılması hususunda yaptıkları
anlaşmadır.
Tahkim sözleşmesi, taraflar arasındaki sözleşmenin bir şartı veya ayrı bir
sözleşme şeklinde yapılabilir." düzenlemesine yer verilmiştir. Tahkim
sözleşmesi veya şartı; borçlar hukuku anlamında bir sözleşme olduğu için,
sözleşmeler için genel şartların tahkim sözleşmesinde de bulunması ve aranması
gerekir. Tahkim sözleşmesinin ahlaka aykırı olması halinde geçerliğinden
söz edilemez. Bu hal genellikle tahkim sözleşmesinde bir tarafın diğeri
üzerinde ekonomik ve sosyal üstünlüğünü kullanarak tahkim sözleşmesinde
eşitliği kendi lehine bozacak hususlar kabul ettirmesi veya taraflardan birine
hakemlerin yarıdan fazlasını veya tamamının seçme imkânının verilmesi
hallerinde kendini gösterecektir. İşçinin işveren karşısında ekonomik açıdan
zayıf olduğu iş sözleşmesinin kuruluşunda ve devamında işverene hukuken bağımlı
olduğu tartışmasızdır. İşçi işveren otoritesi altında ve onun emir ve
talimatları ile iş görür. Denetim altındadır. İrade serbestliği yoktur. Bu
şekilde yapılan bir tahkim sözleşmesi Borçlar Kanunu gereğince batıl olacaktır.
Ayrıca Dairemizin kararlılık kazanan uygulaması gereği iş sözleşmesinin
kurulması ve devamı sırasında düzenlenen tahkim sözleşmesi geçersizdir.
Somut olayda, özel hakem şartını
içeren belirsiz süreli iş sözleşmesi 19.08.2013 tarihinde imzalanmıştır. Fesih
25.08.2015 tarihinde yapılmıştır. İş sözleşmesinin kurulması veya
devamı sırasında yapılan özel hakem sözleşmesi veya iş sözleşmesindeki hakem
kaydı işçinin serbest iradesini yansıtmaması sebebiyle geçersiz olduğundan,
uyuşmazlığın özel hakemce görülme imkanı bulunmamaktadır. Mahkemece tahkim ilk
itirazının reddi ile davanın esasına girilip taraf delilleri toplanıp sonucuna
göre karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın usulden
reddedilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.” denilmektedir.
(Y. 22.HD. Esas no: 2016/6529, Karar No: 2016/11095, Karar Tarihi: 18.04.2016).
Eksik
İnceleme ile Hükmün Bozulması Gerektiği
Yargıtay 10. Hukuk Dairesine göre, “Dava konusu edilen
gelirlerin bağlanmasına neden olan iş kazası, göçük ve buna bağlı metan gazı
yayılması sonucu, birden fazla işçinin ölümüne neden olacak biçimde
gerçekleşmiş; ölen işçiler arasında, göçük oluşan alanda çalışanlar yanında,
başka bölümde çalışıp kaza nedeniyle yardıma gelenler de bulunmaktadır. Olay
nedeniyle, iş güvenliği müfettişi tarafından düzenlenmiş bulunan 31.05.2005
tarihli raporda, metan drenajıyla ilgili çalışmaların yetersiz olduğu; 25
metrelik kontrol sondajları yapılması gerektiği halde buna ilişkin teknik
donanımın sağlanmadığı ve sondaj boylarının 2-6 metre arasında kaldığı ocak
denetimi ve güvenlik organizasyonunun yetersiz olduğu tespitlerine yer verilip
işverenin iş kazasının gerçekleşmesi nedeniyle % 100 oranında kusurlu olduğu
sonucuna varılmıştır. Hak sahipleri tarafından açılan dava sürecinde elde
edilerek, eldeki davada da hükme dayanak alınan bilirkişi raporları ise, zor
yeraltı koşullarının, önlenmesi mümkün olmayan ani tavan basıncı artışlarının
kömür tabakalarını ezerek kömürün yapısındaki metan gazını açığa çıkarmasının,
sondajlarda rastlanmayan muhtemel gaz birikimlerinin ve aksi tesadüflerin de
etkisi bulunduğu, tüm önlemlerin alınmasına rağmen kazanın meydana gelmesinde %
100 oranında kaçınılmazlığın etkili olduğu belirtilmiştir.
Anayasa'nın 17. maddesinde yaşama
hakkı güvence altına alınmış, bu yasal güvencenin yaşama geçirilmesinde, iş ve
sosyal güvenlik mevzuatında da işçilerin korunması, işin düzenlenmesi, iş
güvenliği, sosyal düzen ve adaletin sağlanması düşüncesi ile koruyucu bir takım
hükümler getirilmiştir. Kamu düzeni düşüncesi ile oluşturulan işçi sağlığı ve iş
güvenliği mevzuat hükümleri; işyerleri ve eklerinde bulunması gereken sağlık
şartlarını, kullanılacak alet, makineler ve hammaddeler yüzünden çıkabilecek
hastalıklara engel olarak alınacak tedbirleri, aynı şekilde işyerinde iş
kazalarını önlemek üzere bulundurulması gerekli araçların ve alınacak güvenlik
tedbirlerinin neler olduğunu belirtmektedir. Burada amaçlanan yapılmakta olan
iş nedeniyle işçinin vücut tamlığı ve yaşama hakkının önündeki tüm engellerin
giderilmesidir.
Uygulamada önemli olan, işverenin
iş kazasına neden olmuş hareketinin işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliği
ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı bulunup bulunmadığının tespiti işidir. Bu
konuda yapılacak ilk yargı işlemi, mevcut hükümlere göre alınacak tedbirlerin
neler olduğunun tespiti işidir. Mevzuat hükümlerince öngörülmemiş, fakat alınması gerekli başkaca
bir tedbir varsa, bunların dahi tespiti zorunluluğu açıktır. Bunların işverence
tam olarak alınıp alınmadığı (işverenin koruma tedbiri alma ödevi), alınmamışsa
zararın bundan doğup doğmadığı, duruma işçinin tedbirlere uymamasının etkili
bulunup bulunmadığı (işçinin tedbirlere uyma yükümlülüğü) ve bu doğrultuda
tarafların kusur oranı saptanacaktır. Sorumluluğun saptanmasında kural,
sorumluluğu gerektiren ve yasada belirlenmiş bulunan durumun kendi özelliğini
göz önünde bulundurmak ve araştırmayı bu özelliğe göre yürütmektir.
İşçi sağlığı, iş güvenliği ve yapılmakta olan iş nedeniyle işçinin eğitimi,
bir kısım mevzuat hükümlerini içerir belgelerin kendilerine verilmesini değil,
eylemli olarak, bu bilgilerin aktarımı ve öneminin kavratılması ile
sağlanabilir. Eğitimden sonraki aşama ise, işçi sağlığı ve iş güvenliği ile
ilgili önlemlerin alındığının ve uygulandığının denetlenmesidir. İşverenlerce,
iş güvenliği açısından hayati öneme haiz bulunan araç ve gereçlerin anılan
kazalı tarafından kullanılması sağlandığında, kazalanma olasılığının tamamen
ortadan kaldırılabileceği yadsınamaz bir gerçektir (YHGK 16.06.2004 T.,
2004/21-365 E., 2004/369 K.).
İş kazasının gerçekleştiği iş kolu
ile, işçi sağlığı ve iş güvenliği alanında uzman kişilerden seçilecek bilirkişi
kurulundan, yukarıda sıralanan maddi ve hukuki olgular ışığında yapılacak
incelemeyle; mevzuat uyarınca hangi önlemlerin alınması gerektiği, bu
önlemlerin işverence alınıp alınmadığı ve alınmış önlemlere sigortalının uyup
uymadığı yönlerinin yargısal denetime elverir biçimde irdelenip, çelişkiden
uzak rapor alınması gereği üzerinde durulmaksızın, kusur aidiyeti konusunda
eksik incelemeyle sonuca varılması; ayrıca, davanın reddine karar verildiği
halde vekalet ücretinden sorumluluk konusunda yazım yanlışlığı yapılması, usul
ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davacı
vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm
bozulmalıdır.” denilmektedir. (Y. 10.HD. Esas no: 2009/7532, Karar No:
2009/14793, Karar Tarihi: 29.09.2009).
Eksik
İnceleme ile Hükmün Bozulması Gerektiği
Yargıtay 22. Hukuk Dairesine göre, “Taraflar arasında işçiye
ödenen aylık ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. Çalışma
yaşamında daha az vergi ya da sigorta primi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş
sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı
görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin
kıdemi, meslek ünvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal
işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda
yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda
tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde
çalıştığı tarihler, meslek ünvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek meslek
odaları ile ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği
araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca
gidilmelidir.
Somut olayda, davacı işçi aylık net 1.940,00 TL ücret aldığını iddia etmiş,
davalı taraf davacının asgari ücretle çalıştığını savunmuştur. Mahkemece
davacının net 1.900,00 TL ücret aldığı kabul edilmiştir. Davacının ücreti
Mahkemece herhangi bir araştırma yapılmaksızın tespit edildiği anlaşılmasına
göre yukarıda açıklanan şekilde emsal ücret araştırması yapılarak sonucuna göre
tüm deliller birlikte değerlendirilerek karar verilmesi gerekirken, eksik
inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetli olmamıştır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık
feshe konu kazada davacı işçinin kusuru noktasındadır. Mahkemece davacı işçinin
karıştığı kazada ortaya çıkan zarar miktarı ve davacının kusur oranının
belirlenmesi için bilirkişilerden rapor alındığı anlaşılmaktadır. Dosyada
bulunan 10.11.2014 tarihli bilirkişi heyeti raporunda davacı işçinin %40
kusurlu olduğu bildirilmiştir. Mahkemece hükme esas olarak alınan 02.02.2015
havale tarihli bilirkişi heyeti raporunda ise davacı işçinin meydana gelen
kazada kusursuz olduğu belirtilmiştir. Dosya kapsamında bulunan bilirkişi
raporları arasında davalının kusur oranı bakımından çelişki bulunmaktadır. Hal
böyle olunca Mahkemece iş sağlığı ve güvenliği ile trafik kazalarında uzman bir
heyetten rapor alınarak meydana gelen kazada davalının kusur oranının tespiti
suretiyle raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi gerekli iken eksik
inceleme ile karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Mahkemece, fazla mesai ve hafta tatili
ücreti tahakkuk ettirilen imzalı ücret bordrolarına atfen davacının fazla mesai
ve hafta tatili alacaklarının reddine karar verilmişse de davacının aylık
ücreti net 1.500,00 TL olarak kabul edildiği halde davacıya bordrolarla
ödendiği anlaşılan fazla mesai ve hafta tatili ücretlerinin asgari ücret
üzerinden ödendiği ve kabul edilen 1.500,00 TL ücrete göre davacının fark fazla
mesai ve hafta tatili ücretlerinin ortaya çıkacağı düşünülmeden anılan
alacakların reddinin çelişkili olduğu, yine davacının imzalı ücret bordrolarına
göre davacıya 2012 yılı Ocak ayından itibaren hafta tatili ücreti tahakkuk
ettirilmediği anlaşılmış olup, Mahkemece yukarıda işaret edilen ücret
araştırması sonucu tespit edilecek ücrete göre davacının ödenmeyen fazla mesai
ve hafta tatili ücreti bulunup bulunmadığı ile 2012 yılı Ocak ayından itibaren
hafta tatili çalışmasının, hafta tatili tahakkuk ettirilen imzalı ücret
bordrosu olmadığı gözetilerek yapılacak değerlendirmeye göre fazla mesai ve
hafta tatili alacakları hakkında karar verilmesi gerekirken yanılgılı
değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetli olmamıştır.
Davacı işçinin istek konusu süre
içinde fazla çalışma ücreti isteklerinin kabulüne karar verilmiştir. Fazla
çalışmaların uzun bir süre için hesaplanması ve miktarın yüksek çıkması halinde
Yargıtayca son yıllarda indirim yapılması gerektiği istikrarlı uygulama halini
almıştır. Ancak, fazla çalışmanın taktiri delil niteliğindeki tanık
anlatımları yerine, yazılı belgelere ve işveren kayıtlarına dayanması durumunda
böyle bir indirime gidilmemektedir. Somut olayda; davacının fazla çalışma
süresinin davacı tanık beyanlarına göre hesaplandığı anlaşılmaktadır. Tanık
beyanı ve dosya içeriğine göre fazla çalışma alacağından yapılan indirim oranı
azdır. Fazla çalışma alacağından; dosya kapsamı, fazla çalışmaların uzun süre
olması hususları yeniden değerlendirilerek indirim yapılması dosya içeriğine
daha uygun düşecektir. Bu yön gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi
hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.” denilmektedir. (Y. 22.HD. Esas no: 2017/8308, Karar No:
2017/14917, Karar Tarihi: 20.06.2017).
Kaynakça:
Aydemir
E./Memiş Y./Ruhi, A./Uçakhan, S./Bahadır, Ç.: Hukuk Davaları, Ankara, 2016
Ocak,
U.: Feshe Bağlı İşçilik Alacakları,
Gaziantep, 2018.
Süzek,
S.: İş Hukuku, İstanbul 2017.
Sümer,
H.: İş Hukuku Uygulamaları, Ankara, 2019.
Yargıtay
Kararları.


