HAYATA KAST, PEK KÖTÜ veya ONUR KIRICI DAVRANIŞ NEDENİ ile BOŞANMA DAVASI

HAYATA KAST, PEK KÖTÜ veya ONUR KIRICI DAVRANIŞ NEDENİ ile BOŞANMA DAVASI

Av. Mustafa Alper KÜÇÜKYILMAZ


4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 162. maddesi uyarınca; eşlerden her biri diğeri tarafından hayatına kastedilmesi veya kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulması sebebiyle boşanma davası açabilmektedir. Bu kanun maddesi kapsamında hayata kast, pek kötü davranış ve onur kırıcı davranış olmak üzere üç farklı boşanma sebebi düzenlenmektedir.


Eşlerden her biri diğeri tarafından hayatına kastedilmesi veya kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulması sebebiyle boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her halde bu sebebe vücut veren eylemin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı olmayacaktır. 


Kural olarak cana kast, öldürmeye teşebbüs derecesinde kalan fiiller için söz konusu olur. Kast iradi olduğu için cana kast eyleminde bulunan eşin, temyiz kudretine sahip olması zorunludur. Aksi halde, böyle bir kişinin davranışı ne şekilde gerçekleşirse gerçekleşsin boşanma sebebine dayanak yapılamayacaktır. 


Cana kast eylemi, bizzat eşlerden birisine karşı gerçekleştirilmelidir. Yakınlarına yönelik eylemler, bu maddeye göre boşanma sebebine vücut vermeyecektir. Davanın kabulüne karar verilmesi halinde çocukların velayetinin hangi tarafa verileceği ve çocuklar ile kendisine velayet verilmeyen eş arasında şahsi münasebet kurulması ve çocuklar için iştirak nafakası kararda gösterilecektir. Davacı yargılama esnasında davalıyı affetmesi halinde, dava hükümsüz kalacağından davanın reddine karar verilecektir. 


Pek fena muamele, cana kast dışında kalan her türlü eza ve cefa gibi müessir fiilleri kapsadığı gibi ağır hakaretleri ve haysiyete tecavüz niteliğindeki isnatları da içerir. Örnek olarak insafsızca dövmek, eziyet ederek cinsel ilişkiye zorlamak, gece sokağa atmak, onur kırıcı hakaretlerde bulunmak, aç bırakmak, zulüm, işkence, namus ve şerefi ihlal edici hakaret verilebilir.

 

Hakaretin doğrudan doğruya davacının kişiliğine yönelmiş olmalı, fena muamele devam ediyor olmalı ve bu hakaretin tecavüz kastıyla yapılmış olması şarttır. Davanın kabulüne karar verilmesi halinde çocukların velayetinin hangi tarafa verileceği ve çocuklar ile kendisine velayet verilmeyen eş arasında şahsi münasebet kurulması ve çocuklar için iştirak nafakası kararda gösterilecektir. Davacı yargılama esnasında davalıyı affetmesi halinde, dava hükümsüz kalacağından davanın reddine karar verilecektir. 



İlgili Yargıtay Kararları 


Pek Kötü Muamele Sebebine Dayalı Boşanma Talebi 

Yargıtay 2. Hukuk Dairesine göre, “Dava Türk Medeni Kanununun 162. maddesinde belirtilen pek kötü veya onur kırıcı davranış hukuki nedenine dayalı olarak açıldığı halde mahkemece, evlilik birliğinin, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığı gerekçe yapılarak boşanmaya karar verilmiştir. Bu nedenle delillerin Türk Medeni Kanununun 162. maddesi çerçevesinde değerlendirilerek sonucu itibariyle karar vermek gerekir.

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Dava Türk Medeni Kanununun 162. maddesinde belirtilen pek kötü veya onur kırıcı davranış hukuki nedenine dayalı olarak açıldığı halde mahkemece, evlilik birliğinin, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığı gerekçe yapılarak ( TMK. mad.166/1. ) boşanmaya karar verilmiştir. Bu nedenle delillerin Türk Medeni Kanununun 162. maddesi çerçevesinde değerlendirilerek sonucu itibariyle karar vermek gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.” denilmektedir. (Y. 2.HD. Esas no: 2007/21691, Karar No: 2008/3289, Karar Tarihi: 12.03.2008). 


Pek Kötü Muamele Sebebine Dayalı Boşanma Davası 

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’na göre, “Davacı-karşı davalı Alime K. vekili, davalı kocanın 3-4 ay önce evi terk ettiğini, ailenin infak ve iaşesi ile ilgilenmediğini ileri sürerek 300.000.000 TL. tedbir nafakasına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı-karşı davacı Bekir K. vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde, tedbir nafakası davasının reddine, taraflar arasında evlilik birliğinin davacı kadının davranışları nedeniyle temelinden sarsıldığı iddiasıyla tarafların boşanmalarına karar verilmesini cevaben bildirmiştir. Birleşen davada ise davacı Bekir K. vekili “Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış” nedeniyle tarafların boşanmalarına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Yerel Mahkeme; davacı-karşı davalı kadının tedbir nafakası isteminin kısmen kabulüne, evlilik birliğinin temelden sarsılmasına dayalı olarak karşı dava ile açılmış olan boşanma davasının reddine, bu dosya ile birleşen cana kast ve pek fena muameleye dayalı boşanma davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına karar vermiş, davacı-karşı davalı kadının temyizi üzerine hüküm Özel Dairece yukarıdaki gerekçe ile bozulmuş, yerel mahkeme davacı-karşı davalı kadının yoksulluk nafakası isteği olmadığı, olsa bile davacı-karşı davalı kadının eylemlerinin “cana kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış” olarak kabul edildiğini bu husustaki kararın onanarak kesinleştiğini bu durumun boşanmaya neden olan olaylarda kadının tam kusurlu olarak kabul edilmesi anlamını taşıdığını, boşanmaya neden olan olaylarda ağır ya da tam kusurlu olan kadın yararına yoksulluk nafakasına hükmedilemeyeceği gerekçesi ile kararında direnmiştir.

Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlık davacı-karşı davalı kadının yoksulluk nafakası talebi olup olmadığı noktasındadır. Somut olayda; davacı-karşı davalı kadın, yargılamanın hiçbir aşamasında yoksulluk nafakası talebinde bulunmamış olup, talep olmadığından yoksulluk nafakasına hükmedilmesi mümkün değildir. Kaldı ki Türk Medeni Kanunu'nun 162. maddesi uyarınca “Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış “ nedeniyle boşanma kararı verilmiş ve karar kesinleşmiştir, bu durumda ayrıca kusur değerlendirilmesi yapılamaz. Zira davacı kocanın bu hususta açtığı dava kabul edilmiş ve kusurun tamamının davalı kadında olduğu kabul edilmiş ve karar boşanma yönünden kesinleşmiştir. O halde, yukarıda açıklanan maddi ve yasal olgular dikkate alındığında, mahkeme kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanması gerekir.” denilmektedir. (Y. HGK. Esas no: 2008/2-51, Karar No: 2008/87, Karar Tarihi: 30.01.2008). 



Kaynakça: 

Aydemir E./Memiş Y./Ruhi, A./Uçakhan, S./Bahadır, Ç.: Hukuk Davaları, Ankara, 2016 

Kılıçoğlu, A.:  Aile Hukuku, Ankara, 2022. 

Gençcan, Ö.: Aile Hukuku, Ankara 2011. 

Öztan, B.: Medeni Hukukun Temel Kavramları, Ankara 2019. 

Yargıtay Kararları.