ÇEKİN DÜZENLENME YERİ ve TARİHİ
Av. Mustafa Alper KÜÇÜKYILMAZ
Makalenin tamamını PDF olarak indirmek için lütfen linke tıklayınız
1. ÇEKİN DÜZENLENME TARİHİ
Çek, düzenleyen
tarafından çekle işleyen hesabın bulunduğu bankaya (muhataba) hitaben yazılan,
üzerinde yazılı belli tutardaki paranın, lehine çek düzenlenmiş şahsa (lehtara)
ya da çeki ondan usulüne uygun devralan şahsa (hamile) kayıtsız ve şartsız
ödenmesi konusunda bir havaleyi ihtiva eden, kıymetli evrak niteliğine sahip
senettir.
Çekte, düzenlenme
(keşide) tarihinin belirtilmesi şarttır. Bu husus, TTK. 796.maddenin normal
sonucudur. Zira bütün ibraz sürelerinin bir başlangıcı olması gerekir.
Düzenleme (keşide) tarihinin yazılmamış olması halinde, senedin çek vasfı
kazanmasına imkan yoktur. Böyle bir senet, duruma göre alelade havale
niteliğindedir. Bu unsur bir geçerlilik koşulu olmanın yanında, ibraz süreleri,
ehliyet, temsil ve tasarruf yetkisi gibi başka açılardan da büyük önem
taşımaktadır. Keza ibraz sürelerinin bitimine bağlı olarak, cironun en geç ne
zamana kadar yapılabileceği (TTK m. 793/1), çekten caymanın hüküm doğuracağı
zamanın tespiti (TTK m. 799/1), protesto veya eşdeğer yöntemlerle ödememenin
tespiti süreleri (TTK m. 809/1), karşılıksız çek düzenlenmesi nedeniyle idari
yaptırımların uygulanmasını talep hakkının doğumu (Çek Kanunu M. 5/1)
açılarından da düzenlenme tarihinin büyük önemi bulunmaktadır.
TTK’daki açık düzenleme
uyarınca bir çekte düzenleme tarihinin gösterilmesi zorunludur. Aksi takdirde,
diğer tüm zorunlu unsurları ihtiva etse dahi çek geçerliliğini kaybedecektir
(TTK m. 780/1, e). Düzenleme tarihini içermediği için çek sayılmayan bir senet,
nama veya emre yazılı olmak kaydıyla adi havale hükmünde sayılacak; hamiline
düzenlenmiş olması halinde ise, havale alıcısını içermediği için havale olarak
da nitelendirilemeyecek, sadece yazılı delil başlangıcı olarak kabul
edilecektir.
Düzenlenme tarihi çek
üzerinde, herhangi bir yerde (sağ alt köşe veya çekin üst köşesinde gibi)
gösterilebilir. Önemli olan gün, ay ve yıl belirtilerek çek üzerine
yazılmasıdır. Ancak uygulamada çekin sağ üst köşesinde yer almaktadır. Yazıyla
veya rakamla yazılması arasında çekin geçerliliği açısından bir fark
bulunmamakla beraber “belirli” ve “mümkün” bir tarih olması şarttır.
Bununla birlikte Yargıtay,
verdiği kararlarında Şubat ayı dâhil olmak üzere 31 gün çekmeyen aylar
açısından çekin üzerinde yer alan ve takvimde bulunmayan düzenleme tarihini
ilgili ay hangi ay ise (Şubat, Nisan, Haziran, Eylül, Kasım gibi), o ayın son
günü olarak kabul etmekte ve çekin (bononun, poliçenin) geçerli olduğu görüşünü
ifade etmektedir. Buna karşılık öğretide bu şekilde düzenleme tarihi içeren
çeklerin geçersiz olacağı görüşü de ifade edilmektedir.
Çek üzerinde gösterilen
tarihin kural olarak çekin gerçekten düzenlendiği tarihi göstermesi gerekirken
aksi yönde uygulama da senedi çek olarak geçersiz hale getirmez. Şöyle ki; çeke
yazılan düzenlenme tarihi çekin gerçekten düzenlendiği tarihten ileri bir tarih
ise “ileri tarihli çek” söz konusu olur ve bu çeklerin varlığı hem TTK, hem de
5941 sayılı Çek Kanunu tarafından kabul edilmektedir (TTK m. 795/2; 5941 sayılı
Çek Kanunu Geçici madde 1/5; 6273 sayılı Kanun Geçici madde 3/5). Öte yandan
çek üzerine yazılan düzenlenme tarihi çekin gerçekten düzenlendiği tarihten
daha önceki bir tarihse, ileri tarihli çeklere ilişkin uygulamanın bu halde de
geçerli sayılması gerekir. Düzenlenme tarihi çekte mutlak zorunlu unsurlardan
biri olduğundan yokluğu, senedi çek olarak geçersiz hale getirir.
Çek üzerinde başta tek
bir düzenleme günü yazılı olmakla birlikte, ibraz süresini geçirmiş olan hamil
de çek üzerine daha geç bir tarih ekleyerek ibraz süresini geçirmiş olmaktan
dolayı kaybettiği hakları yeniden elde etmek maksadıyla hareket etmiş olabilir.
Bunun için çek üzerinde farklı iki düzenleme gününün yazılı olduğu durumlarda,
bunların yazılı olduğu yer önemsenmeksizin, sonraki tarihi vade olarak
nitelendirerek TTK m. 795/1 hükmü uyarınca geçersiz saymak, önceki tarihi ise
düzenleme günü olarak kabul etmek gerekmektedir. Nitekim Yargıtay da farklı
kararlarında sonraki tarihi vade olarak kabul edip geçersiz saymış; önceki
tarihi ise düzenleme günü olarak kabul etmiştir. “Çeklerde vade
olmayacağından düzenlenen çekte iki tarih bulunması halinde önceki tarihin
keşide tarihi olarak kabulü gerekir. Somut olayda…“(Yarg. 12. HD. E. 6458/K.
7034 T. 26.04.2001). Çekte iki düzenleme tarihi varsa ve biri iptal
edilmişse çek geçerlidir. Çünkü çekte vade yoktur ve çekteki tarihlerden
birinin çizilmesiyle, kalan tarih düzenleme tarihi sayılacaktır. Ancak bu
çizilen tarihin altında veya yanında düzenleyenin imzasının bulunması
gereklidir. Çünkü senette değişiklik yapmaya sadece düzenleyen yetkilidir.
Diğer çek hamillerinin senette değişiklik yapmaları, çekte tahrifat suçunu
oluşturabilir. (Yarg. 10. CD. E. 13326/K. 489T. 26.1.1993)
Bir çekin zorunlu
unsurlarından, düzenleyenin imzası dışındaki diğer unsurların -buna düzenleme
tarihi de dâhildir -düzenleyen tarafından boş bırakılarak lehtara teslim
edilmesi söz konusu olabilir. Bu durumda düzenleyen, çekin diğer unsurlarının
lehtar tarafından doldurulmasını istemektedir. Lehtar bu unsuru, çeki tedavüle
çıkarmadan önce veya hiç olmazsa çeki bankaya ibraz etmeden önce doldurmalıdır.
Yargıtay’ın da benimsediği üzere, icra takibine konulduktan sonra veya tahsil
amacıyla bankaya ibraz edildiği sırada düzenleme tarihinin yazılması senedi
geçerli kılmaz. Düzenleme tarihinin aradaki anlaşmaya uygun doldurulması
kaydıyla yazılmadan çekin lehtara verilmesi durumda açık çek söz konusu olur.
Açık çek hukuken geçerli bir çektir. Açık çekin doldurulması sırasında aradaki
anlaşmaya uyulmadığı iddiası düzenleyen tarafından ispatlanmalıdır. Bununla
birlikte bu yönlü bir iddianın iyi niyetli hamile karşı ileri sürülmesi mümkün
değildir. Eksik çekte ise, lehtar boş bırakılan unsurları doldurmaksızın çeki
bankaya ibraz etmektedir. Bu durumdaki çek ise geçersizdir.
1.2. Çekin Önceki Düzenleme Tarihi
Kanun
koyucu düzenleme tarihini, önemine binaen çekin zorunlu unsurları arasında
değerlendirmiştir. Dolayısıyla çek üzerinde yazılı tarihin, kural olarak
gerçekten de çekin düzenlendiği tarihi ifade etmesi gerekir. Bununla beraber,
düzenleme gününün çekin düzenlendiği tarihten önceki bir tarih olarak
gösterilmesi, çekin geçerliliğini etkilemez. Böyle bir durumda kanunda ödeme
için öngörülen ibraz süreleri düzenleyen tarafından kısaltılmış olacaktır.
Düzenleme tarihinin
gerçeğe aykırı (önce veya sonra) gösterilmesi senedin tarafları arasında
geçerli olmakla birlikte, bu aykırılıktan menfaatleri zarar görmüş üçüncü
kişilerin aksini kanıtlamak suretiyle gerçek düzenleme tarihine göre işlem
yapılmasını talep edebilmeleri gerekir. Özellikle ehliyet, temsil, iflas ve
tasarruf yetkisi ile ilgili bir uyuşmazlık durumunda, gerçek düzenleme tarihine
göre işlem yapılmasını talep etmekte üçüncü kişilerin yararı bulunabilir.
1.3. İleri Düzenleme Tarihi
Doktrin
ve uygulamada çekin ödeme aracı olduğu, buna karşılık poliçe ve bononun kredi
aracı olduğu ifade edilmektedir. Bunun temel sebebi olarak çekte vadenin
olmamasına karşın poliçe ve bonoda vade öngörülmesinin mümkün olması
gösterilmektedir.
TTK
bakımından çek ödeme aracı olarak dizayn edilmiştir. Gerçekten de TTK 795,
üzerinde yazılı düzenleme tarihinden önce ibraz edilen çekin ibraz tarihinde
ödeneceği esasını kabul ederek, çekin kredi aracı olarak kullanılmasını
önlemeye çalışmıştır. Hatta yasa koyucu bu esası daha da perçinleştirmek için
ibrazda ödenir esasına aykırı şartların hükümsüz olacağını düzenleme altına
almıştır.
Buna
karşılık 5941 sayılı Çek Kanunu taraflar arasındaki vade anlaşmasına itibar
etmektedir. Çek Kanunu hükümleri karşısında artık çekin sadece ödeme aracı
olarak kullanıldığından söz etmek olanaklı değildir. Gerçekten de çekin üzerine
fiili düzenleme tarihinden altı ay veya bir yıl sonraki bir tarih koyan
düzenleyenin amacının borcunu nakit yerine çek ile ödemek olmadığı kesindir.
Düzenleyenin amacı alacaklının çekin üzerinde yazılı olan tarihe kadar bedeli
talep etmesini önlemektir. Alacaklı da düzenleyeni çek bedeli ile sınırlı
olarak ve çek üzerinde yazılı düzenleme tarihine kadar kredilendirmiş (vade
tanımış) olmaktadır. Çek Kanunu da alacaklının başvurusuna olanak vermediğinden
çeklerin kredi aracı haline geldiği kolaylıkla söylenebilir. Hatta ülkemiz
uygulamasında çeklerin çok büyük kısmının ileri tarihli olarak düzenlenmiş
olduğu dikkate alındığında, istisnanın kural haline geldiği ve çekin ticari
hayattaki temel kredi aracı haline geldiği kolaylıkla söylenebilir. Özellikle diğer
kambiyo senetlerinden farklı olarak karşılıksız kalan çekler bakımından cezai
yaptırım öngörülmesi başlı başına çekin, poliçe ve bonoya göre daha güvenilir
olmasını sağlamıştır.
1.3. Temsil Yetkisinin Varlığı
Açısından Düzenleme Tarihi
Çekin
temsilci aracılığıyla düzenlenmesi mümkün olmakla birlikte, ÇekK. m. 5/3 ile bu
konuda bazı sınırlamalar getirilmiştir. Anılan hükme göre, “Çek hesabı
sahibi gerçek kişi, kendisi adına çek düzenlemek üzere bir başkasını temsilci
veya vekil olarak tayin edemez. Gerçek kişinin temsilcisi veya vekili olarak
çek düzenlenmesi hâlinde, bu çekten dolayı hukukî sorumluluk ile idarî yaptırım
sorumluluğu çek hesabı sahibine aittir”, görüldüğü üzere Kanun çek hesabı
sahibi gerçek kişinin temsilci vasıtasıyla çek düzenlemesini yasaklamıştır.
Bununla birlikte, bu kuralın ihlali halindeki yaptırımı geçersizlik olarak
değil; gerçek kişi adına temsilci vasıtasıyla düzenlenen çekten dolayı hukukî
sorumluluk ile idarî yaptırım sorumluluğunun çek hesabı sahibi gerçek kişiye
ait olacağını düzenlemiştir.
Çek.K. m. 5/3’teki temsilci vasıtasıyla çek
düzenlenmesini yasağının, iradi olarak verilen temsil yasağını kapsaması
nedeniyle yasal temsil, yasak kapsamında değildir. Bu nedenle veli, vasi ve
ticari temsilci gibi yasal temsil yetkisine sahip kişiler gerçek kişi adına çek
düzenleyebilirler. Keza, bahsi geçen temsil yasağı gerçek kişiler bakımından
geçerli olduğundan, tüzel kişilerin temsile ilişkin hükümler çerçevesinde çek
düzenlemeleri mümkündür.
Temsilci aracılığıyla düzenlenmesi mümkün bir
çekte, temsilcinin yetkisinin olup olmadığı ve bu yetkinin süresi içinde
kullanılıp kullanılmadığının tespitinde de düzenlenme tarihi büyük bir öneme
sahiptir. Şayet düzenlenme tarihi temsil yetkisinin süresi içindeki bir güne
tekabül ediyorsa çek temsil edileni bağlayacak, aksi takdirde çekten doğan
sorumluluk yetkisiz temsilciye ait olacaktır.
2. DÜZENLEME YERİ
Çekte tek alternatif
zorunlu unsur vardır; o da “düzenlenme yeri” dir. TTK m. 780’de bir çekte
bulunması gereken unsurlar arasında “düzenlenme yeri” de gösterilmiştir. Ancak
bir çek metninde düzenlenme yerinin açıkça yazılmamış olması, o çekin hemen
geçersizliğine yol açmaz. Çünkü böyle bir olasılıkta ne yapılması gerektiği TTK
m. 781, hükmünde gösterilmiştir. Bu düzenlemeye göre, eğer bir çek metninde
düzenlenme yeri yazılı değilse, söz konusu çek, düzenleyenin adı yanında yazılı
olan yerde düzenlenmiş sayılır. Şayet burada da bir yer yazılı değilse, o zaman
söz konusu belge zorunlu unsur eksikliği nedeniyle çek olarak
nitelendirilemeyecektir. Dolayısıyla bir çek metninde düzenlenme yerinin yazılı
olmaması durumunda, hemen alternatif yer olan “düzenleyenin adı yanında
yazılı olan yere” bakacağız. Burada bir yer yazılı ise, o zaman söz konusu
çekin düzenlenme yeri bu yer olacaktır.
Yargıtay 14.12.1992 tarih
ve E. 1992/1, K. 1992/5 İçtihadı Birleştirme Kararında çeklerde düzenleme yeri
ile ilgili olarak özetle “… Okunduğunda hiçbir duraksama söz konusu
olmaksızın anlamları belirlenebilen kısaltmaların keşide yeri olarak yazılması
çeki sadece bu kısaltma sebebiyle geçersiz hale getirmez. G.antep, Ş.Urfa,
K.maraş, G.hacıköy, Ş.koçhisar ve Ş.karahisar gibi kısaltmaların neyi ifade
ettikleri kolaylıkla ve hiçbir tartışmaya yol açılmaksızın belirlenebilecek
niteliktedirler. O halde anlamlarında hiçbir duraksama olmayan kısaltmaların
keşide yeri olarak yazılması halinde çek bu niteliğini korumalı, buna karşın ne
anlama geldiği bilinmeyen kısaltmaların yazılması halinde keşide yeri gösterilmemiş
sayılmalıdır. Bu konudaki ölçü keşidecinin irade beyanının hiçbir kuşkuya yer
vermeyecek şekilde anlaşılabilir olup olmamasıdır. …” şeklinde görüş ortaya
koymuştur. Bu İBK’dan sonra Yargıtay’ın önüne gelen bir davada Yüksek Mahkeme “…
Çeklerde keşide yerinin, neresi olduğunun hiçbir duraksamaya yer vermeyecek ve
başka yerleşim yerlerini çağrıştırmayacak biçimde, açık, net ve herkes
tarafından anlaşılabilir şekilde gösterilmesi zorunluluğu göz önüne
alındığında, davaya konu çekin fotokopisindeki “Ant” şeklindeki kısaltmanın
başka yerleşim birimlerini de çağrıştıracağından, keşide yeri sayılmayacağına
göre; bu belgenin çek olarak kabulü olanaksızdır” şeklinde karar vermiş ve
ANT. kısaltmasını geçerli bir kısaltma olarak kabul etmemiştir.
TTK’da düzenlenme yeri
olarak gösterilecek yerin taşıması gereken nitelik ya da özelliğe ilişkin bir
açıklama yer almamaktadır. Kanun koyucu, yer kavramını kullanmakla yetinmiştir.
Bu durum, hangi yerleşim yerlerinin TTK m. 780/1 ve TTK m. 781/3 anlamında yer
niteliğini haiz olduğu hususunu tartışmalı hale getirmiştir.
Esasen il ve ilçelerin
TTK 780/1 ve TTK m. 781/3 anlamında yer niteliği taşıdığı konusunda bir
tereddüt yoktur. Konu daha çok belde, köy, semt, mahalle, cadde ve sokak gibi
yerleşim yerleri bakımından tartışmalıdır.
Yargıtay kararlarında yer
kavramını somutlaştırma çabası dikkat çekmektedir. Yargıtay, eski tarihli
kararlarında düzenlenme yerinin “mülki taksimatta belirli bir yer”
olması gerektiğine hükmetmiştir. Yargıtay’ın görece güncel kararlarında ise “idari
birim” kavramına başvurduğu görülmektedir. Yüksek mahkeme, bir yerleşim
yerinin idari birim niteliğinde olup olmadığını ise tüzel kişiliği haiz olup
olmama kıstasına göre belirlemektedir. Yüksek Mahkeme’nin beldeler, köyler ve
mahallelere ilişkin kararları yeknesaklık kazanmış vaziyettedir. Yargıtay,
birer idari birim oldukları gerekçesiyle, beldeler ve köylerin düzenlenme yeri
olarak gösterilebileceği görüşündedir. Yargıtay mahalleler bakımından ise
farklı bir sonuca ulaşmaktadır. Yüksek Mahkeme, mahallelerin düzenlenme yeri
olarak gösterilemeyeceğini içtihat etmektedir.
6360 sayılı Büyükşehir Kanunu
ile tüzel kişiliği kaldırılan ve mahalle statüsüne dönüştürülen beldelerin
çekte düzenlenme yeri olarak gösterilip gösterilemeyeceği hususu, 12. HD’nin
23.11.2015 tarih ve E. 2015/19613, K. 2015/28936 sayılı kararına konu olmuştur.
Anılan kararında Yüksek Mahkeme, şu yönde hüküm kurmuştur: “6102 sayılı
TTK’nın 780/1- e maddesine göre çekin, kambiyo senedi vasfını taşıyabilmesi
için keşide yeri unsurunu ihtiva etmesi gereklidir. Keşide yerinin ise; idari
birim (kent, ilçe, bucak, köy gibi) adı olarak gösterilmesi zorunlu
bulunmaktadır. Somut olayda, takip dayanağı çekte keşide yerinin ‘...’ olarak
yazıldığı görülmektedir. Bilindiği üzere; 06.12.2012 tarih ve 28489 sayılı
Resmi Gazete’de yayımlanan ve ilk mahalli idareler genel seçimi olan 30.03.2014
tarihinde yürürlüğe giren 6360 sayılı Kanun’un 1. maddesinin 3. fıkrası ile
‘...’ belde belediyesinin tüzel kişiliği kaldırılmış ve söz konusu belediye ‘...’
ismiyle mahalle olarak bağlı bulunduğu Manavgat ilçesinin belediyesine
katılmıştır. Bu durumda, takibe konu çekte keşide yeri olarak gösterilen ‘...’
anılan çekin keşide tarihi olan 30.08.2014 tarihinden önce mahalleye
dönüştüğünden bu yerin yukarıda belirtilen nitelikte idari birim olmadığı ve
dolayısıyla dayanak belgenin keşide yeri unsurunu taşımadığı açıktır”.
3. ÇEKİN DÜZENLEME TARİHİ VE YERİNİN
İBRAZ SÜRESİ KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLMESİ
TTK m. 780/1, d uyarınca,
çek, ödeme yerini de ihtiva etmelidir, fakat esasen çekte ödeme yerinin
gösterilmesi TTK’ya göre zorunlu değildir. Bununla birlikte çekte ödeme yerinin
gösterilmesi, Türk hukuku bakımından özellikle ödeme için ibraz sürelerinin
tespiti hususunda önem arz eder. Ayrıca, yabancılık unsuru taşıyan bir çekte,
muhatap olma ehliyetinin saptanması (TTK m. 819), şekil ve müddetler (TTK m.
820, m. 767) ile ödemeye ilişkin bazı önemli hususların (TTK m. 822)
belirlenmesinde de ödeme yeri kanunları esas alınır.
Çekte ödeme yerinin
belirlenmesi bakımından TTK m. 781/2’de alternatifli bir sistem kabul
edilmiştir. Buna göre, çek üzerinde ödeme yeri açıkça gösterilmemişse,
muhatabın ticaret unvanı yanında yazılı yer ödeme yeri sayılır. Şayet burada
birden fazla yer gösterilmişse, çek ilk gösterilen yerde ödenir. Ödeme yeri
açıkça gösterilmemiş ve muhatabın ticaret unvanı yanında herhangi bir yer ismi
de yazılı değilse, çek muhatabın iş merkezinin (merkez şubenin) bulunduğu yerde
ödenir.
Şu an için uygulamada
düzenlenen çeklerde ayrıca bir ödeme yeri gösterilmemekte; bununla beraber,
ÇekK m. 2/7 uyarınca çek defterlerinin her yaprağına, çek hesabının bulunduğu
şubenin adı (örn: Türkiye Garanti Bankası A.Ş. Diyarbakır Şubesi) zorunlu
olarak yazılmaktadır. Dolayısıyla, 26.02.2003 tarihli değişiklikle Çek Kanununa
bu hükmün eklenmesinden itibaren, çek hesabının bulunduğu şube yerinin, aynı
zamanda ödeme yeri olarak nitelendirileceğini ve düzenleyenin çeke ödeme yerini
yazmamasının çeki geçersiz hale getirmeyeceği görülmektedir.
Ödeme için ibraz
sürelerinin hesabında düzenleme yerinin etkisi TTK’da düzenlenmiştir. Buna
göre; eğer bir çek düzenlendiği yerde ödenecekse on gün; düzenlendiği yerden
başka bir yerde ödenecekse bir ay içinde muhatabına ibraz edilmelidir (TTK m.
796/1).
Ödeneceği ülkeden başka
bir ülkede düzenlenen çek, düzenlenme yeri ile ödeme yeri aynı kıtada ise bir
ay ve ayrı kıtalarda ise üç ay içinde muhataba ibraz edilmelidir. Bu bakımdan,
bir Avrupa ülkesinde düzenlenip de Akdeniz’e sahili bulunan bir ülkede ödenecek
olan ve aynı şekilde Akdeniz’e sahili olan bir ülkede düzenlenip bir Avrupa
ülkesinde ödenmesi gereken çekler, aynı kıtada düzenlenmiş ve ödenmesi şart
kılınmış sayılacaktır (TTK m. 796/2).
Çekte gösterilen
düzenleme yerinin gerçeğe uygun olması şart değildir. Nasıl ki ibraz süresini
uzatmak ya da kısaltmak için çekin gerçekte düzenlendiği değil, daha önceki ya
da daha sonraki bir tarih düzenleme tarihi olarak gösterilebiliyorsa, aynı
şekilde, örneğin ödeme yerinde düzenlenmiş olmasına rağmen, çek üzerine farklı
bir yerin yazılması ve bu yolla da ibraz süresinin uzatılması mümkündür.
Bununla birlikte hiç olmayan (hayali) bir yerin düzenleme yeri olarak
gösterilmesi mümkün değildir.
Bu ibraz süreleri çekte
yazılı olan düzenleme tarihinin ertesi günü başlar (TTK m. 796/3). Yani, bu
durumda düzenleme tarihi ibraz süresinin hesabına dahil edilmez. Buna göre;
ayın on beşinci günü düzenlenen çek bakımından sayılacak ilk gün ayın on
altıncı günü olacaktır.
Çek, bir tatil gününde
ödenmek üzere ibraz edilemez ve aradaki tatil günleri de müddet hesabında
düşülmez. Ancak, ibraz müddetinin son günü bir tatil gününe rastlarsa; çekin
takip eden ilk iş günü ödenmek üzere ibrazı mümkündür.
Çek, takvimleri farklı
olan iki yer arasında çekildiği takdirde; bir başka deyişle takvim ihtilafı ortaya
çıkmışsa, düzenleme günü, ödeme yerindeki takvimin denk gelen gününe
çevrilmelidir.
Çekin ibrazı için TTK’da
öngörülen süreler hak düşürücü süre niteliğinde olup, tarafların anlaşmasıyla
değiştirilemeyeceği gibi, bu sürelerin geçmiş olduğu hakim/icra müdürü
tarafından re’sen dikkate alınması gerekir. Tabi ki taraflar da sürenin geçmiş
olduğunu her zaman ileri sürebilir. İbraz süresinin geçmesi, çekin kambiyo
senedi olarak hamiline sağladığı birçok avantajın da sona ermesine yol açar.
Özellikle ibraz sürelerinin bitimine bağlı olarak; hamil artık kambiyo
senetlerine özgü özel takip yolundan faydalanamaz, çekle işleyen hesapta
karşılığı olsa bile muhatabı ödemeye zorlayamaz, düzenleyene ve diğer başvuru
borçlularına karşı olan başvuru haklarını kaybeder, düzenleyenin çekten cayma
beyanı artık hüküm ifade etmeye başlar, ibraz süresi geçtikten sonra
karşılıksız işleminin yapılması mümkün olmadığından karşılıksız çek keşidesine
bağlı idari yaptırımların talep edilebilmesi imkânından da yararlanılamaz.
TTK’ya göre, kanunen
belirli olan süreler içinde çekin ibrazı veya protesto veyahut buna denk gelen
bir belirlemenin yapılması, bir devletin mevzuatı veya herhangi bir mücbir
sebep gibi aşılması imkânsız bir engel nedeniyle gerçekleştirilemezse, bu
işlemler için belirli olan süreler uzar (TTK m. 811). Aynı şekilde, Yargıtay’ın
bir kararında da belirtildiği üzere (Yargıtay. 12. HD’nin 23.2.2007 tarih ve
E. 2007/70, K. 2007/3123 sayılı kararı) çek, hamilinin ölümü nedeniyle
Cumhuriyet savcılığınca tereke hâkimliğine teslim edilmiş, daha sonra da
mirasçıların talebi üzerine onlara verilmişse, ibraz süresi çekin üzerinde
yazılı olan düzenleme tarihinden itibaren değil, aksine mirasçıların çeki
teslim aldığı tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır. Çünkü çekin tereke hâkimliğince
muhafazaya alınmış olması zorunlu bir sebep olarak kabul edilmelidir.


