ARABULUCUKTA TEMSİL ve İDARENİN TEMSİLİ
Av. Mustafa Alper KÜÇÜKYILMAZ
Makalenin tamamını PDF olarak indirmek için lütfen linke tıklayınız
1.
ARABULUCULUK KAVRAMI
Alternatif uyuşmazlık çözüm yolları,
ilk olarak Anglo-Sakson hukuk sistemini benimseyen ve uygulayan ülkelerde
kullanılmaya başlanmıştır. Söz konusu yöntemlerin Amerika Birleşik
Devletleri’ndeki tarihi gelişim süreci, 1960’lı yılların başında başlamıştır.
Ancak, söz konusu alanda yaşanan esas gelişim hareketleri, 1980’li yıllarda
meydana gelmiştir. İngiltere’deki geçmişi ise daha yenidir ve özellikle son 40
yılda İngiltere’de de önemli ilerleme kaydetmiştir. Kıta Avrupası ülkelerinde
ise, küreselleşmenin de etkisiyle, 2000’li yıllardan sonra hızla gelişim
göstermeye ve uygulanmaya başlanmıştır.
Alternatif uyuşmazlık çözüm yolları
ile ilgili genel bir tanım yapmak gerekirse, “bağımsız, tarafsız ve objektif
bir üçüncü kişinin, aralarında uyuşmazlık bulunan tarafları bir araya
getirerek, ortaklaşa bir çözüm bulmaları konusunda iletişim kurmalarını
sağladığı ve aralarındaki uyuşmazlığı ya kendi kendilerine çözmeleri için
onlara yardımcı olduğu ya da somut olayın özelliklerine göre onlara üzerinde
fikir birliğine varabilecekleri çözüm önerileri sunduğu; tamamen gönüllülük
esasına göre işlerlik kazanan ve Devlet mahkemelerinde gerçekleşen yargılamaya
göre seçimlik bir yol olarak uygulama alanı bulan uyuşmazlık çözüm yolları
bütünüdür” denilebilir.
Arabuluculuk faaliyeti, mukayeseli
hukuk sistemlerinde en fazla kabul gören alternatif uyuşmazlık çözüm yoludur.
Bu yöntemde asıl olan arabuluculuğun gönüllülük esasına dayalı olarak
yürütülmesidir. Ancak bazı hukuk düzenlerinde arabuluculuğa başvuru zorunlu
tutulmakla birlikte bu husus özel bir dava şartı olarak düzenlenmiştir.
Arabuluculuğa başvurunun zorunlu tutulmasındaki amaç, tarafların mahkemeleri
meşgul etmeden uyuşmazlığı iyi niyetle çözüme kavuşturmalarını sağlamaktır.
Arabuluculuk yoluyla uyuşmazlık çözme
yönteminin en temel ilkeleri, “gönüllülük” ve “eşitlik” ilkeleridir. Bu
ilkeler, arabuluculuk yoluyla uyuşmazlık çözme yönteminin niteliğinden
kaynaklanmaktadır. Zira, devlet yargısı dışında, bu yola başvurmak, süreci
yürütmek ve sonuçlandırmak bakımından gönüllü olmak, bu yöntemin başarılı
olmasını sağlamaktadır. Ayrıca, taraflar bu yola başvururken ve süreci
yürütürken, eşit oldukları ve bunu hissettikleri ölçüde sürecin başarılı olması
mümkündür. Ayrıca, “bizzat hazır bulunma”, “taraf hakimiyeti” ve “gizlilik” de
diğer ilkeler olarak sayılabilir.
2.
ARABULUCULUKTA TEMSİL
2.1.
Temsil Kavramı
Temsil, Türk Borçlar Kanunu m. 40-48
arasında düzenlenmiştir. TBK. m. 40-45, yetkili temsile, m.46-48 ise yetkisiz
temsile ayrılmıştır. TBK. m.48’de de ortaklık temsilcileri ile ticari
vekillerin yetkileri hakkındaki hükümler saklı tutulmuştur. Bir kimse, diğer
bir kimse adına hukuksal işlem yapma yetkisini kanundan veya temsil olunanın
irade beyanından alır. Birinci halde kanuni temsil yetkisinden, ikincisinde
iradi (rızai) temsil yetkisinden söz edilir.
Bir kimsenin, hüküm ve sonuçları
başka bir kişinin hukuk alanında doğmak üzere o kişinin ad ve hesabına hukuki
işlem yapma yetkisine temsil denir. Bir hukuki işlem, ilke olarak o işlemi
yapan kimse hakkında hüküm ve sonuç doğurur. Ancak, hukuki ve maddi engeller
bazen bir kimsenin kendi hukuki işlemlerini yapmasına imkan vermeyebilir. Bu
takdirde hukuki işlem, temsilci adı verilen bir başka kimse tarafından yapılır.
Günlük hayatta çeşitli sebeplerle, özellikle işlerin çokluğu, belirli bir yerde
bulunamama, hastalık gibi nedenlerle bir kişinin hukuki bir işlemi bizzat
yapması mümkün olmayabilir. Bu gibi hallerde, hukuk düzeni, başka bir kimsenin,
bu kişinin ad ve hesabına, temsil yoluyla hukuki işlem yapmasına izin
vermektedir.
Temsil yetkisi, bizim hukukumuzda,
temsil olunanın temsilciye varması gerekli irade beyanına dayanan tek taraflı
bir hukuksal işlem ile verilir. Yetki verme (yetkilendirme) bir sözleşme
olmadığı için bunun temsilci tarafından kabulüne gerek yoktur.
Temsil, yalnız sözleşmelerde değil, tek
taraflı hukuki işlemlerde de uygulama alanı bulabilir. Aynı şekilde hem borç
sözleşmelerinde hem de ayni sözleşmelerde temsile başvurulabilir. Tasarruf
işlemlerinde de temsil söz konusu olabilir. Temsil ilişkisi sadece hukuki
işlemlerde değil, hukuki işlem benzeri fiillerde de mümkündür. Maddi fiillerde
ve kişiye sıkı sıkıya bağlı haklarda ise temsil uygulanmaz. Temsil yetkisi ve
temsil ilişkisi, temsil edilenin fiil ehliyetini engellemez; temsil olunan
temsile rağmen söz konusu işlemi yapabilir.
2.1.1. Kanuni Temsil
Kanuni temsil, temsil olanın
iradesine değil, kanuna dayanır. Burada temsil kaynağını, bir kanun hükmünden
alır. Kanuni temsil bazı hallerde kendiliğinden, kanun icabı doğar. Bu gibi
hallerde temsil olunanla temsilci arasındaki temsil ilişkisini doğrudan doğruya
kanun kurmaktadır. Örneğin, TMK. m.342’ye göre velayet, kanundan doğan kanuni
temsil ilişkisidir. Kanuni temsil, bazı hallerde yine kaynağını bir kanun
hükmünde bulmakla birlikte, temsil ilişkisi, resmi bir makamın, özellikle bir
mahkemenin kararı ile doğmaktadır. Örneğin vasiyi, kayyımı, miras şirketinde
temsilciyi, ilgili mahkeme tayin eder. Nihayet bazı hallerde kanuni temsil,
yine bir kanun hükmüne dayanır, ancak burada kanuni temsilci özel bir kişi
tarafından tayin edilir. Nitekim, vasiyeti yerine getirme görevlisinde durum
böyledir.
2.1.2. İradi Temsil
İradi temsil, temsil olunanın irade
beyanına dayanır. Bu tür temsilin dayanak ve kaynağı, hukuki işlemdir. Türk
Borçlar Kanununun 40-48. maddelerinde düzenlemiş bulunduğu temsil, genel olarak
iradi temsildir.
Temsil yetkisinin verilmesi ilke
olarak hiçbir şekle bağlı değildir. Yetki, sözlü olarak verilebileceği gibi,
yazılı olarak da verilebilir. Temsil yoluyla yapılması düşünülen işlem özel bir
şekle bağlı olsa dahi, bu işlemin yapılması için temsilciye verilen temsil
yetkisinin şekle bağlı olması şart değildir.
Temsil ilişkisinin geçerli olması
temsilcinin her şeyden önce bir başkası adına hareket etmesine bağlıdır.
Gerçekten bu şart, TBK. m.40/1’de “yetkili bir temsilci tarafından bir başkası
adına yapılan…” hukuki işlemden bahsedilmek suretiyle açık bir şekilde hükme
bağlanmıştır. Başkası adına hareket, işlemin hüküm ve sonuçlarının işlemi
yapanın değil, bir başkasının hukuk alanında doğacağını ifade eder. Temsilci,
hukuki işlemi yaparken bir başkası adına değil de kendi adına hareket
etmekteyse, bu işlemle doğrudan doğruya kendisi bağlanmış olur. Zira bu
takdirde, ortada temsil ilişkisi mevcut değildir. Bu nedenle, temsilcinin
üçüncü kişilere karşı başkası adına hareket ettiğini açıklaması veya bunun
üçüncü kişiler tarafından anlaşılması gerekir.
İradi temsilde temsilcinin temsil
olunanın ad ve hesabına bir sözleşme veya hukuki işlem yapılabilmesi için,
başkası adına hareket iradesinin yanında ayrıca temsil yetkisine de sahip
olması gerekir. Temsilcinin, temsil olunan ad ve hesabına hukuki işlem yapma
yetkisine temsil yetkisi denir. Niteliği itibariyle bir düzenleme (yönetme)
hakkı olan temsil yetkisi, temsil olunanın temsilciye varması gerekli bir irade
beyanına dayanan tek taraflı bir hukuki işlem ile verilir. Temsil yetkisi,
temsil olunanın temsilciye, kendisini üçüncü kişiler karşısında temsile yetkili
olduğunu bildiren bir irade beyanıdır. Yetki verme (temsil) bir sözleşme
olmadığı için bunun temsilci tarafından kabulüne gerek yoktur.
Tek taraflı bir hukuki işlem olan
yetki verme işleminin içeriğinin mümkün, hukuka ve ahlaka uygun olması gerekir.
Aksi halde verilen temsil yetkisi geçersizdir. Temsil yetkisi özel bir hukuki
bir sebebe dayanır. Gerçekten, bu yetki ya iradi temsilde olduğu gibi hukuki
bir işlemden ya da kanundan doğar. Temsil yetkisi bazen yazılı bir belge içinde
verilir. Temsil yetkisini gösteren bu belgeye “yetki belgesi” adı verilir.
2.2.
Arabuluculukta Temsil İlişkileri
Sicile kayıtlı olan arabulucular,
arabulucu unvanını ve bu unvanın sağladığı yetkileri kullanma hakkına
sahiptirler (HUAK m. 6/1). Arabulucu unvanını ve bu unvanın sağladığı yetkileri
sadece sicile kayıtlı arabulucular kullanabilir. Hukuk uyuşmazlıklarında
arabulucular haricinde, her ne nam altında olursa olsun taraflar arasında
iletişim ve müzakere sürecini yürütmek üzere bir üçüncü kişi görevlendirilemez.
Arabulucu, arabuluculuk
faaliyeti sırasında bu unvanını belirtmek zorundadır.
Taraflar, aralarındaki uyuşmazlığı
çözmek için üzerinde anlaştıkları bir üçüncü kişiyi arabulucu olarak
görevlendirebilirler. Bir kimsenin arabulucu unvanını ve bu unvanın sağladığı
hak ve yetkileri kullanabilmesi için, sicile kayıtlı olması gerekir. Ayrıca,
arabulucunun sicile kayıtlı arabulucu olduğunun anlaşılabilmesi için, arabuluculuk
faaliyeti sırasında bu unvanını da açıkça belirtmesi aranmıştır. Zira, bu
sayede arabulucunun faaliyeti takip ve kontrol edilebilecektir.
Arabuluculuk faaliyeti
gerçekleştirilirken tarafların bir temsilci tarafından temsil edilmesi
mümkündür. Temsilci, yukarıda açıklanan kanuni temsilci veya iradi temsilci
olabilir. Türk Borçlar Kanununda düzenlenmiş olan temsilci kurumu, arabuluculuk
görüşmeleri esnasında tarafların temsilinde de uygulanır.
Arabuluculuk müzakerelerine taraflar
bizzat, kanuni temsilcileri veya avukatları aracılığıyla katılabilirler.
Uyuşmazlığın çözümüne katkı sağlayabilecek uzman kişiler de müzakerelerde hazır
bulundurulabilir. Arabuluculuk müzakerelerine tarafların bizzat katılması
esastır. Çünkü arabuluculukta tarafların uyuşmazlığı çözmek konusunda birlikte
hareket etmeleri arabulucunun taraflarla diyalog kurması önem taşımaktadır.
Kendi uyuşmazlıklarını çözen tarafların bu çözümde yer almaları hem çözümü
kolaylaştıracak hem de kalıcı olmasını sağlayacaktır. Ancak, tarafların bunun aksini
kararlaştırabilmeleri de mümkün kılınmıştır. Özellikle tarafların uyuşmazlığı
arabulucu ile çözmek istemelerine rağmen bir araya gelmelerine psikolojik
engeller varsa ya da taraflardan birinin veya ikisinin farklı yerlerde
bulunması söz konusu ise kendileri yerine avukatları da arabuluculuk
faaliyetinde yer alabilir. Arabuluculuk sürecinde yer alacak avukatların 6100
sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 74. maddesi uyarınca vekâletnamesinde özel
yetki bulunması gerekmektedir.
2.3.
İdarenin Temsili
07.06.2012 tarihinde kabul edilen
6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 2. maddesine göre,
arabuluculuk; yabancılık unsuru taşıyanlar da dâhil olmak üzere, ancak
tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri iş veya işlemlerden doğan
özel hukuk uyuşmazlıklarının çözümlenmesinde uygulanacaktır.
İdarelerin ise kamu gücü kullanarak
tesis ettikleri işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıklarının kamu hukuku
kurallarına tabi olduğu ve idari yargının konusunu oluşturduğu muhakkak olup, bu
kapsamda kalan uyuşmazlıklar 6325 sayılı Kanun hükümlerine tabi olmayacaktır.
Ancak, idarenin örneğin kira sözleşmesi akdetmesinde olduğu gibi özel hukuk
kişileri gibi tasarrufta bulunması da mümkündür.
İdarelerin taraf olduğu özel hukuk
uyuşmazlıklarında, arabuluculuk sürecinde idarenin temsili, anlaşma belgesinin
düzenlenmesi ve diğer hususlarda 7036 sayılı Kanun ile Hukuk Uyuşmazlıklarında
Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği hükümleri uygulanır.
İdare, bu tür özel hukuk iş ve
işlemleri yaparken yine, kamu yararına uygun hareket etme yükümlülüğünde
olduğundan, özel hukuka konu olan tasarruflarında da aslında dolaylı da olsa
kamu adına hareket ettiğinden birtakım kurallara tabidir. Örneğin, kira
sözleşmesi akdedilmeden önce en uygun kira bedelini verecek isteklinin tespiti
için ihale düzenlemesi gerekliliği bu kapsamda değerlendirilmedir. Fakat, özel
hukuk sözleşmesi yapılmadan önceki bu aşamalar idari aşama, idari iş ve işlem
olarak değerlendirilirken, sözleşmenin imzalanmasından sonraki uyuşmazlıklar
yani, sözleşme hükümlerine ve sözleşmenin uygulanmasına ilişkin uyuşmazlıklar
özel hukuk uyuşmazlıkları olarak değerlendirilmektedir.
Dolayısıyla, idarenin akdettiği özel
hukuk sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıkların 6325 sayılı Kanun kapsamında
değerlendirilmesi gerekmektedir. Diğer bir yandan, idarenin iş sözleşmesiyle
istihdam ettiği işçiler hakkında İş Kanunu hükümleri uygulanacağından, bu
ilişkiden kaynaklanan uyuşmazlıklar özel hukuk uyuşmazlığı olacak ve 6325
sayılı Kanun kapsamında değerlendirilecektir. Yine, idarenin kamulaştırma
işlemi akabinde eski maliklere ödemesi gereken kamulaştırma bedeline ilişkin
uyuşmazlıklar bakımından bu uyuşmazlığın arabuluculuğa konu edilebileceğini
söylemek mümkün görünmektedir. Zira, kamulaştırma safhası idari bir süreç olup,
kamulaştırma kararı idari bir işlemdir, ancak kamulaştırma bedelinin tespiti
tarafların anlaşmasına bağlı olduğu gibi asliye hukuk mahkemesinde dava konusu
edilebilen bir uyuşmazlıktır. Bu nedenle, kamulaştırma bedeline ilişkin
uyuşmazlıkların özel hukuk uyuşmazlığı dolayısıyla 6325 sayılı Kanun kapsamında
değerlendirilebileceğini söylemek mümkündür. Aslında idare hukukunda
arabuluculuk sisteminin kullanılmasında herhangi bir sakınca bulunmamakta olup,
halihazırda arabuluculuk sistemi sadece özel hukuk uyuşmazlıkları için
öngörüldüğünden idarenin sadece özel hukuk uyuşmazlıklarında arabuluculuk
sürecinde yer alabilmesi mümkündür.
6325 sayılı Kanunun 15. maddesinin 8.
fıkrasında; “Arabuluculuk müzakerelerinde idareyi, üst yönetici tarafından
belirlenen iki üye ile hukuk birimi amiri veya onun belirleyeceği bir avukat ya
da hukuk müşavirinden oluşan komisyon temsil eder. Komisyon, arabuluculuk
müzakereleri sonunda gerekçeli bir rapor düzenler ve beş yıl boyunca saklar”.
9. Fıkrasında ise; “Komisyon üyelerinin arabuluculuk faaliyeti kapsamında
yaptıkları işler ve aldıkları kararlar sebebiyle açılacak tazminat davaları,
ancak Devlet aleyhine açılabilir. Devlet ödediği tazminattan dolayı görevinin
gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanan üyelere
ödeme tarihinden itibaren bir yıl içinde rücu eder” ifadelerine yer
verilmiştir.
Maddenin son fıkrasında ise 15.
maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasların yönetmelikle düzenleneceği
hüküm altına alınmıştır. Bu fıkra uyarınca tesis edilen Hukuk Uyuşmazlıklarında
Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliğinin “İdarelerin Temsili” başlıklı 18. maddesinde
ise şu ifadelere yer verilmiştir:
Madde 18 – (1) Arabuluculuk
müzakerelerinde idareyi, üst yönetici tarafından belirlenen iki üye ile hukuk
birimi amiri veya onun belirleyeceği bir avukat ya da hukuk müşavirinden oluşan
komisyon temsil eder. Hukuk biriminin veya kurum avukatının olmadığı hallerde
komisyon üyelerinin tamamı üst yönetici tarafından belirlenir. Yedek komisyon
üyeleri de aynı usulle seçilir. Komisyon kendisini vekil ile temsil ettiremez.
(2) İdare, arabuluculuk davetlerinin
yapılacağı adres, kayıtlı elektronik posta adresi ve telefon numarasını, bu
Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir ay içerisinde internet sitesinde
yayınlar. Arabulucular görüşmeler kapsamında yapacakları davetlerde öncelikle
bu bilgileri esas alır.
(3) Komisyonda 2 yıl süreyle görev yapmak
üzere asıl ve yedek üyeler belirlenir. İdare merkezde veya taşra
teşkilatlarında komisyonlar kurabilir.
(4) Süresi dolan üye yeniden seçilebilir. Asıl
üyenin katılamadığı toplantıya yedek üye katılır. Komisyon kararlarını oy
birliği ile alır.
(5) Belirlenen komisyon üyeleri
arabuluculuk sürecinde karar alma konusunda tam yetkilidir.
(6) Komisyon, arabuluculuk
müzakereleri sonunda gerekçeli bir rapor düzenler ve beş yıl boyunca saklar.
Komisyonun sekretarya hizmetlerini yürüten birim tarafından gerekçeli
raporların saklanmasına ilişkin gerekli tedbirler alınır.
(7) Komisyon üyeleri, bu madde
kapsamındaki görevleri uyarınca aldıkları kararlar ve yaptıkları işlemler
nedeniyle görevinin gereklerine aykırı davrandıklarının mahkeme kararıyla
tespit edilmesi dışında, mali ve idari yönden sorumlu tutulamazlar.
(8) Komisyon üyelerinin arabuluculuk
faaliyeti kapsamında yaptıkları işler ve aldıkları kararlar sebebiyle açılacak
tazminat davaları, ancak Devlet aleyhine açılabilir. Devlet ödediği tazminattan
dolayı görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye
kullanan üyelere ödeme tarihinden itibaren bir yıl içinde rücu eder.
(9) Devlet aleyhine tazminat davası
açılması hâlinde mahkeme ilgili komisyon üyelerine davayı re’sen ihbar eder.
(10) Komisyonun ve sekretaryasının çalışma
usul ve esasları idareler tarafından belirlenir.
(11) Komisyon üyeleri bu madde
kapsamındaki görevleri uyarınca ilgili özel ve kamu kurum ve kuruluşları ile
sekretarya aracılığıyla yazışma yetkisine sahiptir. Kurum ve kuruluşlar
tarafından komisyona ivedi olarak cevap verilir.
(12) İdarelerin taraf olduğu özel hukuk
uyuşmazlıklarında, arabuluculuk sürecinde idarenin temsili, anlaşma belgesinin
düzenlenmesi ve diğer hususlarda 7036 sayılı Kanun ile bu Yönetmelik hükümleri
uygulanır”.
Söz konusu düzenlemelere göre, idare
adına arabuluculuk müzakerelerinde süreci üç üyeden oluşan bir komisyon
yürütecektir. Bu komisyonun üyeleri ilgili idarenin en üst amiri tarafından
belirlenecektir. Ancak, Kanundaki düzenleme gereği hukuk birimi olan idarelerde
hukuk birim amiri veya bu amirin belirlediği avukat veya hukuk müşaviri komisyonun
doğal üyesi olmaktadır. Dolayısıyla hukuk birim olan idarelerde arabuluculuk
komisyonunda bulunacak bir üye doğal üye olduğundan, diğer iki üye ilgili
idarenin üst amirince belirlenecek ve görevlendirilecektir. İdarelerde hukuk
birimin bulunmadığı durumlarda üç üyenin belirlenmesi ise en üst amirin
yetkisindedir.
2.3.1.
Arabuluculuk Sürecinde İdareyi Temsil
Eden Komisyon Üyesinin Sorumluluğu
Kanunun 15. maddesine ve Yönetmeliğin
18. maddesine göre, komisyon üyeleri, görevleri uyarınca aldıkları kararlar ve
yaptıkları işlemler nedeniyle görevinin gereklerine aykırı davrandıklarının
mahkeme kararıyla tespit edilmesi dışında, mali ve idari yönden sorumlu
tutulamayacaktır. Bu hüküm idarelerin arabuluculuk komisyonlarında görev alan
üyelerin kararlarında bağımsız ve sorumsuz olduklarını göstermektedir. Ancak,
görevinin gereklerine aykırı davranma yani görevi kötüye kullanma bu durumdan
istisnadır. Fakat bu istisnanın uygulanması ise, idarenin kararına bağlı
olmayıp, görevin gereklerine aykırı davranıldığının bir yargı kararıyla ortaya
konulması yani görevi kötüye kullanma suçunun işlendiğinin mahkeme kararıyla
sabit olması gerekmektedir.
Yine Kanunun 15. maddesi ve
Yönetmeliğin 18. maddesine göre, komisyon üyelerinin arabuluculuk faaliyeti
kapsamında yaptıkları işler ve aldıkları kararlar sebebiyle açılacak tazminat
davaları, ancak Devlet aleyhine açılabilecektir. Bu hükümle, arabuluculuk komisyonlarında
görev alan üyelerin sorumsuzlukları vurgulanmış, kamu personelinin görevi
sırasında veya göreviyle ilişkili olarak verdiği karar ve işlemlerden kaynaklı
zararlardan doğan davaların ancak idare aleyhine açılması gerekliliği kuralı
burada da korunmuştur. Ancak, burada arabuluculuk komisyonu üyelerinin iş ve
kararlarından doğan zararların muhatabı, personeli oldukları idare olacağından,
bu zararların tazmini için idarelerin Devlete karşı tazminat davası açabileceği
hüküm altına alınmıştır.


