ANONİM ŞİRKETLERDE RÜÇHAN HAKKI
Av. Helin KARAKUŞ
Makalenin tamamını PDF olarak indirmek için lütfen linke tıklayınız
A.
Tanımı
ve Amacı
Rüçhan hakkı, “yasal olarak tanınan öncelik
hakkı” anlamını taşımaktadır. Türk hukukunda rüçhan hakkı, yalnızca ticaret
hukuku özelinde değil, sınai mülkiyet hukuku, icra iflas hukuku ve borçlar
hukuku gibi farklı hukuk dallarında da kendine özgü anlamlarıyla
kullanılmaktadır. TTK’da rüçhan hakkı, şahıs şirketlerinde, kişisel alacaklının
öncelik hakkını ifade eder şekilde çeşitli maddelerde hüküm altına alınmıştır.
Anonim şirketlerde rüçhan hakkı ise, TTK m.461
uyarınca, dış kaynaklardan sermaye artırımında, her pay sahibinin, yeni
çıkarılan payları, mevcut paylarının sermaye oranına göre, öncelikli olarak alma
hakkını ifade etmektedir.
Rüçhan hakkının amacı, sermaye artırımı sebebiyle
ortakların pay sahipliğine bağlı hak ve menfaatlerinin azalmasının önüne geçmek
ve mevcut durumlarının korunmasını sağlamaktır. Örneğin, halka kapalı bir
anonim şirkette, bir pay sahibi, %10 pay oranına sahipse ve şirketin sermayesi iki
katına çıkarılırsa, payı %5’e düşecektir. Böyle bir durumda, pay sahibi, TTK m.
411-412’de hüküm altına alınan genel kurulu toplantıya çağırma veya TTK m.
531’de düzenlenen haklı sebeple fesih davası açma hakkı gibi azınlıklar için öngörülen
birtakım hakları tek başına kullanamayacaktır. Ayrıca sermaye artırımı
sebebiyle, pay sahibinin, oy hakkında, tasfiye payına katılma hakkında veya kâr
payına katılma hakkında azalma oluşacaktır. Rüçhan hakkı ile böyle bir durumun önüne
geçilmeye çalışılmıştır.
Sermaye artırım kararı verildiğinde, yeni
çıkarılan payların ihraç bedelinin, esasen, eski payların halihazırdaki borsa
bedeline uygun olması gerekmektedir. Ancak sermaye piyasası şartları nedeniyle
bu durum çoğunlukla mümkün olmaz ve pay sahipleri, düşük ihraç bedeliyle
çıkarılmış yeni paylar nedeniyle, tasfiye sonucuna katılma hakları yönünden
zarara uğrarlar. Ayrıca buna ek olarak, payların borsa değeri de düşer. Rüçhan
hakkı ile bu durumların da önüne geçilmesi amaçlanır ve her pay sahibine,
payıyla orantılı olarak bir öncelikli alım hakkı tanınır. Böylece pay
sahipleri, paylarında meydana gelen değer kayıplarını, yeni paylardan alarak
veya yeni pay alma haklarını satarak telafi edebilme imkanına sahip
olacaklardır.
B.
Hukuki
Niteliği
Rüçhan hakkı, şirkete karşı ileri sürülebilen
paya bağlı, sübjektif, nispi bir haktır. Rüçhan hakkı, yalnızca pay sahiplerine
tanınan bir hak olup; hak sahibi, bu hakkı sadece sermaye artırımına giden,
kendisinin de pay sahibi olduğu şirkete karşı ileri sürebilecektir.
İfade etmek gerekir ki, rüçhan hakkı, doğrudan
ortaklıktan doğan bir hak değildir. Rüçhan hakkının doğması için şirketin
sermaye artırımına giderek yeni paylar çıkarması gerekmektedir. Böylece, soyut
bir hak olan rüçhan hakkı, şirkete karşı ileri sürülebilen somut bir hakka
dönüşecektir.
Ayrıca, rüçhan hakkı, sermaye artırımıyla
birlikte yeni çıkarılan paylarda, pay sahiplerine hisseleri oranında sahiplik
sağlayan bir hak değildir. Bunun için, söz konusu rüçhan hakkının, pay
sahipleri tarafından kullanılması gerekmektedir. Pay sahipleri, rüçhan
haklarını kullandıkları takdirde, diğer pay sahipleri veya üçüncü kişiler yeni
ihraç edilen payları satın alamayacaklardır. Rüçhan hakkını kullanıp
kullanmamak ise aksi esas sözleşme ile kararlaştırılmadığı sürece pay sahibinin
tercihindedir.
Pay sahibinin, rüçhan hakkını kullanması bir
yükümlülük değildir. Bu şu anlama gelir: şirket, diğer pay sahipleri ya da
üçüncü şahıslar, pay sahibini, söz konusu hakkını kullanması için zorlayamazlar.
RÜÇHAN HAKKININ KULLANILMASI
A.
Rüçhan
Hakkını Kullanma Yetkisine Sahip Kişiler
TTK m.461/1 uyarınca, kanunen rüçhan hakkını
kullanmaya yetkili olanlar, pay sahipleridir. Payın birden fazla sahibinin
bulunması durumunda, bunların haklarını nasıl ileri sürebilecekleri hususu,
m.477/1’de hüküm altına alınmıştır. Buna göre, aynı payın sahibi olan pay
sahiplerinin, rüçhan haklarını şirkete karşı ileri sürebilmeleri ancak ortak
bir temsilcinin aracılığıyla mümkündür.
Ayrıca belirtmek gerekir ki, pay sahiplerinin
rüçhan haklarını kullanabilmeleri için, şirkette pay sahibi olduklarını ispat
etmeleri gerekmektedir. Payın devredilmesi durumunda ise rüçhan hakkı, yeni pay
sahibine geçecektir.
Pay ya da pay senetleri üzerinde intifa veya
rehin hakkı bulunması durumunda, rüçhan hakkını kullanmaya kimin yetkili
olacağı hususu ise ayrıca incelenmesi gereken bir meseledir.
1.
İntifa Hakkının Konusunu Oluşturan Paylar
Bakımından
Paylardan bir kısmı üzerinde intifa hakkı
bulunması halinde, rüçhan hakkının kullanılması söz konusu olursa, bunu intifa
hakkı sahibinin mi yoksa pay sahibinin mi kullanabileceği meselesi tartışmalı
bir husustur.
İntifa hakkı, payın kendisi ve semeresi
niteliğinde olan haklar üzerinde geçerli olup; rüçhan hakkı, payın semeresi
niteliğinde değildir. Bu nedenle rüçhan hakkını kullanmaya pay sahibinin
yetkili olacağı ve bu yetkiyi kullanmak için intifa hakkı sahibinin rızasına
ihtiyaç duymayacağı kabul edilmektedir. Yargıtay’ın tutumu da bu yöndedir. Öyle
ki, TMK m.804 ve 805 uyarınca, rüçhan hakkı, eski payın semeresi niteliğinde olsaydı,
rüçhan hakkını kullanma yetkisinin intifa hakkı sahibine ait olması gerekecekti.
2.
Rehin Hakkının Konusunu Oluşturan Paylar
Bakımından
TTK m.427/2 uyarınca, rehin hakkı sahibi, pay
sahibinin izni olmadan, pay sahipliğine ilişkin hakları kullanamayacaktır.
Rüçhan hakkı, pay sahipliğine ilişkin bir hak olduğu için rehin hakkı
sahibinin, pay sahibinin herhangi bir onayı olmaksızın kendiliğinden rüçhan hakkını
kullanması mümkün değildir. Rehin hakkı sahiplerine böyle bir hak tanınmamış
olup, rüçhan hakkını kullanma yetkisi, pay üzerinde intifa hakkı olması
durumunda olduğu gibi, yine pay sahibine aittir.
Rüçhan hakkının kullanılmasıyla birlikte, yeni
çıkarılan paylar üzerinde, rehin hakkının devam edip etmeyeceği yönünde Alman
ve İsviçre hukukunda farklı görüşler mevcuttur. Alman hukukuna göre, yeni
çıkarılan paylar üzerinde rehin hakkının devam etmesi gerekirken; İsviçre
hukukuna göre, rehin hakkı yeni paylar üzerinde devam etmeyecektir.
3.
Genel Kurul Kararı veya Şirket Esas Sözleşmesiyle
Yetkili Kılınanlar
Her ne kadar rüçhan hakkı, kanunen pay
sahiplerine tanınmış olsa da şirket genel kurul kararıyla veya şirket esas sözleşmesiyle,
pay sahibi olan veya olmayan kişilere rüçhan hakkı tanınabilmektedir. Bunlara
örnek olarak; yeni pay almada imtiyazlı olan pay sahipleri, intifa senedi
sahipleri ve değiştirilebilir tahvil sahipleri verilebilir. Bu kişiler, kendilerine
tanınan rüçhan haklarını, doğrudan kullanabilecekleri gibi temsilciler
aracılığıyla da kullanabileceklerdir.
B.
Rüçhan Hakkının Kullanılmasının Koşulları
1.
Dış Kaynaklı Sermaye Artırımı Yapılması
Anonim şirketlerde, eğer aksi yönde bir kanun,
esas sözleşme hükmü veya özel hukuk sözleşmesi bulunmuyorsa, sermaye artırımı
yapılması ihtiyaridir. Yönetim kurulu, şirketin sermayesinin artırılması
gerekliliğinin doğduğundan bahisle, esas sözleşmenin tadili için öneri hazırlayabilmekte
veya genel kurul kararıyla, yönetim kuruluna, sermaye artırımı sürecinin başlatılması
konusunda talimat verilebilmektedir.
Anonim şirketlerde sermayenin artırılması, şirketin
bilançosunda bulunan esas veya çıkarılmış sermayesinin itibari değerinin
artırılmasını ifade etmektedir. Bu artırma, kanunda veya esas sözleşmede yer
alan düzenlemeler uyarınca yapılabilmektedir ve esas sermayenin artırılması,
aynı zamanda bir esas sözleşme değişikliğidir.
Rüçhan hakkının kullanılabilmesi için, dış
kaynaklardan sermaye artırımına karar verilmiş olması gerekmektedir. Dış
kaynaklardan sermaye artırımı yapılabilmesi için bazı ön şartların gerçekleşmiş
olması gerekmektedir. Bunlar: daha önce taahhüt edilen nakdi sermaye paylarının
tamamen ödenmiş olması, mevzuatın bilançoya konulmasına ve sermayeye
eklenmesine izin verdiği fonların sermayeye dönüştürülmesi ve TTK m.376/2-3’te
yer alan sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisinin zarar
sebebiyle karşılıksız kalmaması veya şirketin borca batık durumda olmamasıdır.
ise SerPK ve SerPK’nın tebliğleri, temel
hukuki dayanağı oluşturacaklardır.
2.
Rüçhan Hakkı ile İlgili Sınırlandırılma veya
Kaldırılma Kararı Alınmamış Olması
Rüçhan hakkının
kullanılabilmesi için diğer bir şart, rüçhan hakkının sınırlandırılmamış veya
kaldırılmamış olmasının gerekliliğidir. Rüçhan hakkı, TTK m.461/2 uyarınca,
haklı sebeplerin varlığı halinde, genel kurul kararıyla sınırlandırılabilmekte
veya kaldırılabilmektedir. Ayrıca, istisnai olarak, esas sözleşmede, birtakım
kişilere rüçhan hakkı tanınması suretiyle de rüçhan hakkının kısıtlanması
mümkündür.
Pay sahipleri, rüçhan
hakkının sınırlandırılması halinde rüçhan haklarından, sınırlandırma ölçüsünde,
kaldırılması durumunda ise tamamen mahrum bırakılacaklardır. Esas sözleşmeyle,
üçüncü kişilere rüçhan hakkı tanınması durumundaysa, pay sahipleri, söz konusu
üçüncü kişilere rüçhan hakkı tanındığı ölçüde, rüçhan haklarından mahrum
kalacaklardır.
C.
Rüçhan
Hakkının Kullanım Esaslarının Yönetim Kurulu Tarafından Belirlenmesi
TTK m.461/3
uyarınca, yönetim kurulunun, rüçhan hakkının kullanım esaslarını bir karar ile
belirlemesi gerekmektedir. Bu hüküm, pay sahiplerinin korunması ve şeffaflık
ilkesine hizmet etmek amacıyla getirilmiştir.
Yönetim kurulu,
rüçhan hakkının kullanım esaslarını belirlediği kararında, pay sahiplerine
rüçhan haklarını kullanmaları için en az on beş günlük bir süre tanımalı ve söz
konusu kararı tescil ettirerek Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi’nde ilan
ettirmelidir. Buna ek olarak, kararın, şirketin internet sitesinde de
yayınlanması gerekmektedir.
D.
Rüçhan Hakkının Devri
TTK m.461/4’te rüçhan hakkının
devredilebileceği, açıkça hüküm altına alınmıştır. Anonim şirketlerde, pay
sahiplerinin şahsına değil şirketin sermayesine ve malvarlığına değer verilmesi
ilkesi benimsenmiş olup; pay sahipleri, paylarını istedikleri gibi devretme
hakkına sahiplerdir. Pay sahibi, payı gibi, rüçhan hakkını da özgürce
devredebilecektir.
Rüçhan hakkı, sermaye artırım kararı
verilmeden önce soyut bir hak niteliğindedir. Bu sebeple, rüçhan hakkının ancak
sermaye artırım kararından sonra paydan bağımsız olarak devredilebileceği;
öncesinde ise paydan bağımsız bir şekilde devredilemeyeceği kabul edilmektedir.
Soyut rüçhan hakkı ancak payla birlikte devredilebilmektedir. Dolayısıyla; payın,
TBK m.183 vd. uyarınca alacağın temliki hükümlerine göre, pay senetlerinin ise
TTK m.489 ve 490 kapsamında devredilmesi durumunda, soyut rüçhan hakkı da pay
veya pay senediyle birlikte devredilmiş olacaktır.
Sermaye artırım kararıyla birlikte, rüçhan
hakkı, paydan bağımsız somut bir hak halini almaktadır ve pay veya pay
senedinden ayrı olarak devredilmesi mümkün olacaktır. Öyle ki, sermaye artırım
kararıyla, rüçhan hakkı, şirkete karşı ileri sürülebilen bağımsız bir alacak
hakkına dönüşmektedir. Fakat belirtmek gerekir ki, pay sahibinin, rüçhan
hakkını devretmesi ancak rüçhan hakkının kullanım süresi içinde olanaklıdır.
Rüçhan hakkının pay veya pay senedinden
bağımsız olarak devredilmesi; alacağın temliki hükümlerine (TBK m.184) göre
veya rüçhan hakkının, kıymetli evrak niteliğindeki kuponlara bağlanarak, bu
kuponların devredilmesiyle mümkün olabilmektedir.
TTK m.461/5 uyarınca, “Şirket, rüçhan hakkı
tanıdığı pay sahiplerinin, bu haklarını kullanmalarını, nama yazılı payların
devredilmelerinin esas sözleşmeyle sınırlandırılmış olduğunu ileri sürerek
engelleyemez.”. Bu hüküm, şirketin esas sözleşmede yer alan bağlam hükmünü
öne sürerek, pay sahibinin rüçhan hakkını kullanmasını engelleyemeyeceğini,
rüçhan hakkının esas sözleşmede yer alan bağlamdan daha kuvvetli nitelikte
olduğunu göstermektedir.
RÜÇHAN HAKKININ KISITLANMASI
Rüçhan hakkının mutlak nitelikte müktesep hak
sağlamadığını çalışmamızın önceki bölümünde (II. Bölüm, B Başlığı) ifade
etmiştik. Bu nedenle, rüçhan hakkı, sermaye artırım kararından önce veya sonra
kısıtlanabilecektir. Ancak söz konusu kısıtlamanın kanunda belirtilen usul ve
esaslara uygun bir biçimde yapılması gerekmektedir. Kural olarak, rüçhan hakkı,
esas sözleşmeyle veya genel kurul kararıyla kısıtlanamamaktadır. Bu durumun
istisnalarını, TTK m.461/2 uyarınca rüçhan hakkının sınırlandırılması veya
kaldırılması, TTK m.478/2 uyarınca rüçhan hakkı konusunda bazı paylara imtiyaz
tanınması ve TTK m.503 kapsamında rüçhan hakkı tanıyan intifa senetleri çıkartılması
oluşturmaktadır. Belirtmek gerekir ki, TTK’nın 461/2.madesinde hüküm altına
alınan rüçhan hakkının sınırlandırılmasına veya kaldırılmasına ilişkin
düzenlemeler, halka açık şirketler bakımından uygulanmayacaktır. Dolayısıyla,
halka açık anonim şirketlerde, bu şirketlerin hangi sermaye sistemini
benimsediklerinden bağımsız olarak, rüçhan hakkı, TTK’daki sınırlamalara tabi
olmaksızın kısıtlanabilecektir.
A. Rüçhan Hakkının Genel Kurul Kararıyla
Kısıtlanması
Rüçhan hakkının kullanımının istisnai olarak
kanunla kısıtlanması mümkün olduğu gibi, esas sözleşmeyle kısıtlanıp
kısıtlanamayacağına ilişkin tartışmalar bulunmaktadır. Ancak rüçhan hakkının
kısıtlanması esasen genel kurul kararıyla yapılmaktadır. Çalışmamızda TTK
m.461/2 uyarınca, rüçhan hakkının genel kurul kararıyla sınırlandırılması veya kaldırılması
üzerinde durulacak ve yapılan açıklamalar esas sermaye sistemine tabi anonim
şirketlere yönelik olacaktır.
B. Esas Sermaye Sistemine Tabi Anonim Şirketlerde
Genel Kurul Kararıyla Kısıtlamanın Şartları
Rüçhan hakkının kısıtlanma usul ve esasları
anonim şirketin kabul ettiği sermaye sistemine göre farklılık göstermektedir. Esas
sermaye sisteminde rüçhan hakkının kısıtlanmasına ilişkin şartlar TTK m.461/2
kapsamında ele alınmış olup bu şartlar, çalışmamız kapsamında aşağıda ele
alınacaktır.
1.
Genel Kurul Kararı
Şirket genel kurulu, usulüne uygun
gerçekleştirdiği toplantılar aracılığıyla iradesini açıklamaktadır. Rüçhan
hakkının sınırlandırılabilmesi veya kaldırılabilmesi için en önemli şart genel kurulun
bu doğrultuda bir karar almış olmasıdır. Belirtmek gerekir ki, genel kurulda
alınan sınırlandırma veya kaldırma kararının muhakkak gerekçesinin de
gösterilmesi gerekir. Öyle ki, bu şekilde, pay sahipleri, haklı sebebin olup
olmadığı hususundaki değerlendirmeyi yapabileceklerdir.
2.
Gündeme Bağlılık İlkesinin Geçerli Olup Olmaması
TTK m.413/2 hükmü gereğince, genel kurul,
gündemde yer almayan konular hakkında müzakere edemeyecek ve karar
alamayacaktır. Bu hüküm, şirketi ilgilendiren ve genel kurulda oylanacak
konularda karar verilmeden önce, pay sahiplerinin bilgi sahibi olması amacıyla
getirilmiştir. Böylece, şirketin geleceğine ilişkin kararların acele bir
şekilde alınmasının önüne geçilmeye çalışılmıştır. Ayrıca, gündemin, pay
sahiplerinin anlayabileceği şekilde düzenlenmesi zorunludur.
Sermaye artırımı kararının da alınabilmesi
için bu konunun gündemde yer alması gerekmektedir. Fakat rüçhan hakkının
sınırlandırılması veya kaldırılmasına ilişkin karar alınabilmesi için, bunun
ayrıca genel kurul gündeminde yer alıp almaması gerektiği konusu tartışmalı
olmakla birlikte, bu konuda ne eTTK’da ne de TTK’da açık hüküm bulunmaktadır.
3.
Toplantı ve Karar Yeter Sayılarının Sağlanması
TTK m.461/2 uyarınca, rüçhan hakkının
sınırlandırılmasına veya kaldırılmasına ilişkin karar, genel kurulda sermayenin
en az yüzde altmışının olumlu oyu ile alınabilecektir. eTTK’nın rüçhan hakkını
düzenleyen 394.maddesinde, rüçhan hakkının kısıtlanmasına ilişkin olarak genel
kuruldaki nisaba dair bir hüküm bulunmamaktaydı ve öğretide esas sermaye
artırımına ilişkin nisapların geçerli olacağı kabul edilmekteydi. Ancak bu kabul, TTK’nın yürürlüğe girmesiyle
geçerliliğini yitirmiştir.
TTK m.461/2’nin gerekçesinde, rüçhan hakkının
kısıtlanmasında ağırlaştırıcı nisaba başvurulmasının, önleyici niteliği ile bir
azınlık hakkı oluşturduğu belirtilmiştir. Buradaki azınlık hakkı, olumsuz
azınlık hakkını ifade etmektedir. Olumsuz azınlık hakkı, azınlığın olumsuz oy
kullanarak karar alınmasına engel olması durumudur. Ağırlaştırılmış nisap,
TTK’da açıkça olumsuz azınlık hakkı olarak düzenlenmemiştir ancak öğretide olumsuz
azınlık hakkı niteliğinde olduğu kabul edilmektedir. Rüçhan hakkının
kısıtlanması için esas sermayenin en az yüzde altmışının genel kurul
toplantısına katılarak olumlu oy vermesi gerektiğinden, azınlık pay sahipleri olumsuz
oylarıyla bu kararın alınmasının önüne geçebileceklerdir. Öyle ki, rüçhan
hakkının kısıtlanmasını istemeyen ve azınlık olarak ifade ettiğimiz pay
sahipleri, genel kurul toplantısına katılmayarak veya çekimser veya olumsuz oy
kullanarak kararın alınmasına engel olabileceklerdir.
Kanunda öngörülen yeter sayıların esas
sözleşme ile değiştirilip değiştirilemeyeceğine ilişkin olarak kanunda herhangi
bir hüküm bulunmamaktadır. Rüçhan hakkının kısıtlanması kararına ilişkin
kanunda öngörülen ağırlaştırılmış nisap, pay sahiplerinin haklarını koruyucu ve
önleyici nitelikte bir azınlık hakkıdır. Bu sebeple, yeter sayının azaltılması
şeklinde bir esas sözleşme hükmü konulamayacak, konulursa geçersiz olacaktır.
4.
Yönetim Kurulu Raporu
TTK m.461/2’de rüçhan hakkının kısıtlanmasının
gerekçelerinin, yeni payların primli ya da primsiz çıkarılmasının nedenlerinin
ve primin nasıl hesaplandığının bir yönetim kurulu raporuyla açıklanacağı ve bu
raporun tescil ve ilan edileceği belirtilmiştir.
Belirtmek gerekir ki, söz konusu tescil ve
ilanın içeriği, pay sahibinin genel kurulda kullanacağı oyu yakından
ilgilendirecektir. Bu ilanın yapılmaması halinde, rüçhan hakkının kısıtlanması
kararı batıl olacaktır.
5.
Haklı Sebep
TTK’nın 461/2. maddesinde, genel kurulun
rüçhan hakkının kısıtlanmasına ilişkin olarak karar alabilmesi için haklı sebeplerin
varlığı aranmıştır. Ayrıca, haklı sebeplerin neler olabileceğine ilişkin kanun
maddesinde birtakım örnekler sayılmış, diğer haklı sebepler ise öğreti ve
uygulamaya bırakılmıştır. Sayılan bu haklı sebepler, diğer haklı sebeplerin
belirlenmesinde anahtar bir rol üstlenecektir. Bir durumun, rüçhan hakkının
kısıtlanması bakımından haklı sebep teşkil edip etmeyeceğini, hâkim, somut
olayın özelliklerine göre tespit edecektir.
Rüçhan hakkının kısıtlanmasında, menfaatlerin
dengelenmesi esas tutulmaktadır. Bu menfaat dengelemesi yapılırken; gereklilik,
eşitlik ve ölçülülük ilkeleri önem arz etmektedir. Yani, bu ilkelere uyması
halinde bir sebep, haklı sebep olarak kabul edilebilecektir.
TTK’nın sınırlı bir şekilde olmaksızın
örnekleme amacıyla saydığı, haklı sebep olarak kabul edilebilecek durumlar
şunlardır: halka arz, işletmelerin, işletme kısımlarının, iştiraklerin
devralınması ve işçilerin şirkete katılmaları. Aşağıda bu durumlar ile TTK’da
sayılmayan ancak haklı sebep teşkil edebilecek diğer durumlar açıklanacaktır.
a.
Halka Arz
TTK, halka arzı, halka açılma politikasını
teşvik amacıyla benimsemiştir. Bununla birlikte, halka arz, esasen TTK’da değil
SerPK’da düzenlenen bir kavramdır. SerPK m.3/1-f uyarınca halka arz, sermaye
piyasası araçlarının satın alınması için her türlü yoldan yapılan genel bir
çağrıyı ve bu çağrı devamında gerçekleştirilen satışı ifade etmektedir. Halka
arz ile hem şirkete finansman sağlanacak hem de şirkete yeni sermaye gelmesi
sağlanacaktır.
Rüçhan hakkının kısıtlanmasına konu olacak
sermaye piyasası araçları pay senetleri olup; sermaye artırım kararı sonrası
yeni çıkarılan payların halka arz edilmesinin istenmesi durumunda, pay
sahiplerinin rüçhan haklarının ya sınırlandırılması ya da tamamen kaldırılması
gerekmektedir. Esasen, halka açılmak isteyen anonim şirketler bakımından halka
arzın, rüçhan hakkının kısıtlanması için haklı sebep teşkil edebileceğinin
kanunda kabulü, şirkete kolaylık sağlanması amacıyladır. Halka açılma oranına
bakılmaksızın, halka arz, haklı sebep olarak kabul edilmektedir.
Fakat belirtmek gerekir ki, halka arz
nedeniyle rüçhan hakkı kısıtlanırken, eşit işlem ilkesine uygun hareket
edilmeli ve amaçtan sapılmamalıdır.
b.
İşletmelerin, İşletme Kısımlarının ve İştiraklerin Devralınması
Devralmalarda, anonim şirketin, ayni sermaye
iktisabı söz konusu olup bu durum, rüçhan hakkının kısıtlanması bakımından TTK
m.461/2 uyarınca haklı sebep olarak kabul edilmektedir. Anonim şirketin,
devralma sebebiyle rüçhan hakkını kısıtlamasında, amaçlanan, şirketin
menfaatlerinin korunmasıdır.
Anonim şirketin, ayni sermayeyi devralabilmesi
için TTK m.142/1 uyarınca, sermayesini artırması gerekmektedir. Şirket,
artırılan bu sermaye sonrası devralınacak ayni sermayeye bağlı olarak, mevcut
pay sahiplerine rüçhan haklarını kullandırmayıp sınırlayabilecek veya tamamen kaldırabilecektir.
Ancak belirtmek gerekir ki, rüçhan hakkının
kısıtlanmasının haklı bir sebep olarak kabul edilip edilemeyeceğinin tespitinde
gerçekten şirketin mi yoksa çoğunluk pay sahiplerinin mi menfaatinin korunmaya
çalıştığı belirlenmelidir. Zira, böyle bir kısıtlamada şirketin somut bir
menfaatinin olması gereklidir. Yani örneğin, devralan şirketin çoğunluk
paylarına sahip olan kişiler, devralınan şirketin de çoğunluk paylarına
sahiplerse, rüçhan hakkının kısıtlanması haklı sebep teşkil etmeyecektir.
c.
İşçilerin Şirkete Katılması
TTK m.416/2 uyarınca, anonim şirkette çalışan
işçilerin şirkete pay sahibi olarak katılabilmeleri için sermaye artırımına
gidilmesi durumunda, şirkette pay sahibi olanların rüçhan haklarının
kısıtlanması, kısıtlama bakımından haklı bir sebep olarak kabul edilmektedir.
Belirtmek gerekir ki, buradaki işçi kavramının
geniş yorumlanması gerekir. Öyle ki, işçi kavramı, sermaye artırımının
gerçekleştiği ana şirketin işçilerini kapsadığı kadar yavru şirketin işçilerini
de kapsamaktadır. Ancak yönetim kurulu üyeleri ile üst düzeydeki yöneticiler
işçi olarak kabul edilemeyecektir. Fakat bu konudaki karşıt görüşe göre, bu
kişiler, her ne kadar üst düzey yönetici olsalar da şirketin çalışanı olmaları
sebebiyle, işçi kavramının kapsamı içinde yer almalıdırlar.
İşçilerin şirkete katılımı amacıyla rüçhan
hakkının kısıtlanmasında, söz konusu kısıtlama kararının, şirket menfaatine
uygun olması ve pay sahiplerine olabilecek en az ölçüde zarar verecek şekilde
kullanılması gerekmektedir.


